Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana dünyada başka bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin.
"Dünyada bir tek insana inanmıştım. O kadar çok inanmıştım ki, bunda aldanmış olmak, bende artık inanmak kudreti bırakmamıştı. Ona kızgın değildim. Ona kızmama, darılmama, onun aleyhinde düşünmeme imkan olmadığını hissediyordum. Ama bir kere kırılmıştım. Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi..."
Siz şehirde büyümüş bir çocuk için boş bir arsanın ne demek olduğunu asla anlayamazsınız. Budapeşteli bir çocuk için o arsa açık alandır, çayırdır, ovadır; bir tarafı külüstür bir tahta perdeyle çevrili olup diğer tarafında göklere yükselen binalar bulunan bu boş alan, ona göre özgürlük ve sınırsızlık demektir.