Psikolojik rahatsızlığın bana öğrettiği şeylerden biri de gelişimin kabullenmeye bağlı olduğuydu. Bir durumu ancak onu kabullenerek değiştirebilirsiniz. Şoka uğramamayı şok olarak öğrenmek zorundasınız. Panik yüzünden sürekli panik halinde yaşamamayı. Değiştirebildiklerinizi değiştirmeyi, değiştiremedikleriniz yüzünden yılmamayı.
İnsanlar teknoloji sayesinde her zamankinden daha sıkı bir iletişim içinde ve bu kökten değişim yalnızca on yıl içinde gerçekleşti. Başka bir işe yaramasa bile bu sayede daha çok kavga edebiliyorlar.
Tolstoy'un da 1894'te, Tanrının Egemenliği İçinizdedir kitabında yazdığı gibi:
İnsanlar mahrumiyetten kurtuldukça; telgraflar, telefonlar, kitaplar, gazeteler ve dergiler arttıkça; tutarsız yalanları, riyakarlıkları yayma vasıtaları da artmış olacak ve insanlar birbirinden daha çok koparak sonuçta daha mutsuz olacaklar ki bunun gerçekleştiğini zaten şimdiden görüyoruz.
Her şey sindiremeyeceğimiz kadar büyük bir hızla gerçekleşiyor. Tolstoy'un zamanındakinden daha hızlı gerçekleştiği kesin. Bunca kavga dövüş. Bunca enformasyon. Bunca teknolojik bağlantı. Dünyanın beyni klişe ama uygun bir benzetme. Biz de dünyanın beynindeki sinir hücreleri olarak, öteki hücrelerle bağlantı kuruyoruz. Aşırı yüklenmeyi oraya buraya naklediyoruz. Sinirli bir gezegenin aşırı yüklü nöronlarıyız. Çakılmaya hazırız.
Emily Dickinson'ın dediği gibi, "Sonsuzluk, Şimdi'lerden oluşuyor"sa, şimdiler de belki, belkilerden oluşuyordur. Belki de hayatın amacı kesinlikten vazgeçip, hayatın görkemli belirsizliğine kucak açmaktır.