‘Unutmak mı? Ben seni hep tanıyordum,’ demiştim ama sen anlamamıştın. Soru dolu gözlerle bakmıştın bana. Anlatsam dinlerdin, eminim. Ama anlatmak istemedim. Anla istedim. Ben anlatmadan anla!
“Kalbimi sıkıştıran, boğazımı tırmalayan ve sevdiklerime tahammülümü bitiren eskimiş ağrıları çıkarıp bir kenara koymam, ardıma bakmadan koşmam gerek. İçine sığındığım kaleyi yıkmadan yenisini kuramayacağımı, anladım artık.
Ama öyle zor ki… Bu eski sızıyı özgür bırakırsam, bunca yıl sustuklarımı konuşursam ayıp edeceğimi sandım çünkü bugüne dek. Kimseye değil de kendime. Sabrıma, güçlü sandığım kalbime, çok gurur duyduğum sevme, görme ve anlama becerime. Kırk yıldır içinde yaşayıp gittiğim o eski kaleye…”
“Gerçekten umurunda değil miydi, yoksa umursamaz gibi yaşayarak mı kendini koruyordu, bilemiyordum. Her şey olasıydı, olurdu, geçer giderdi onun için.”