Bu mektubu senin yüreğine acı vermek için değil, kendi yüreğinden acıyı sökmek için yazıyorum. Kendi iyiliğim için affetmeliyim seni. İnsan sürekli olarak koynunda bir yılan besleyemez, her gece kalkıp ruhunun bahçesine diken tohumları ekemez.
Bir sanatçı için her armağan hoştur, gençlikten gelince, iki kat hoştur. Defne yaprağı, yaşlı eller tarafından koparıldığında solar. Bir sanatçıya ancak gençlik taç giydirebilir. Genç olmanın gerçek ayrıcalığı budur, bir de gençlik bunu bilebilseydi! Ama aşağılanma, küçümsenme günleri şöhret günlerinden farklıdır. "Refah", "haz" ve "başarı”nın kaba iplikle dokunabileceğini, oysa en hassas yaratının keder olduğunu henüz bilmiyorsun. Düşünce ya da hareket evreninde kımıldayan hiçbir şey yoktur ki "keder”i zarif ama korkunç biçimde titreştirmesin. Gözün göremediği güçlerin yönünü kaydeden incecik, dövülmüş altın varak bile onunla karşılaştırıldığında kaba kalır. "Keder", "sevgi”nin eli dışında hangi el değse kanayan bir yaradır; "sevgi"nin eli değdiğinde bile kanar ama ıstırap vermez.
Seni böylesine acımasızca suçluyorsam kendimi suçlarken ne kadar acımasız olduğumu bir düşün. Senin bana yaptıkların korkunçtu ama benim kendime yaptıklarım daha da korkunçtu.