Burada ele aldığımız sorun, psikologların "ayrılma- bireyselleşme" dediği şeydir ve kişinin (kadın veya erkek) öncelikle ve temelde yalnız olmaya --kendi ayakları üzerinde duran, kendi görüşlerini geliştiren ve yaşama yönelik eşsiz ve kişisel bir bakış açısı bulunan bir insan olmaya-- dayanıp dayanamayacağı ile ilgilidir. Birçok evliliği enkaza çeviren de işte bu ayrılma - bireyselleşme denen şeyin yokluğudur.
"Maskülen" kayda değer, güçlü, muzaffer, becerikli anlamına gelir, "feminen" ise itaatkâr, hizmet eden, ikincil plan anlamına gelir. Bu düşünce biçimi insanlığın düşünsel sürecinde o kadar köklü bir hâl almıştır ki medeniyetimizde değeri olan her şey "maskülen" izlenimi vermektedir, değersiz ya da aşağılayıcı her şey ise "feminen" olarak algılanmaktadır.
Erkeklere feminen oldukları söylendiğinde bunu hakaret olarak algıladıklarını biliyoruz fakat kadınlara maskülen denmesi her zaman hakaret anlamına gelmemektedir. Öyle bir düzen kurulmuştur ki kadını hatırlatan her şey aşağılık görünmektedir.
"Maskülen" kayda değer, güçlü, muzaffer, becerikli anlamına gelir, "feminen" ise itaatkâr, hizmet eden, ikincil plan anlamına gelir. Bu düşünce biçimi insanlığın düşünsel sürecinde o kadar köklü bir hâl almıştır ki medeniyetimizde değeri olan her şey "maskülen" izlenimi vermektedir, değersiz ya da aşağılayıcı her şey ise "feminen" olarak algılanmaktadır.
Erkeklere feminen oldukları söylendiğinde bunu hakaret olarak algıladıklarını biliyoruz fakat kadınlara maskülen denmesi her zaman hakaret anlamına gelmemektedir. Öyle bir düzen kurulmuştur ki kadını hatırlatan her şey aşağılık görünmektedir.