O zaman şunu anladım; bilgi, başkaları için bir ihtiyaç değilse hiçbir şey yapamazsınız. Dar bir ırmağın üstünde, küçük bir kayıkla kendi kendinize gider gelirsiniz. Siz okuduklarınızla parmak kadar da olsa yol aldığınızı düşünedururken, neredeyse kendi kendinize yarattığınıza inanmaya başladığınız sorunların içinde anlamsızca debelenirken, onlar hayattan öğrendikleriyle size tur bindirirler.
Aklım baliğ olduğundan beri, bu dünyada ne aradığımı kendi kendime sorar dururum. Günler, iyi kötü, mütedeyyin bir elde, tespih taneleri gibi sıralanıp sayıldılar işte; çoğu gitti azı kaldı... Bazen, onları sayarken uykuya daldığım da oluyor. Silkinip uyandığımda, hayatımın nasıl geçtiğini fark etmediğimi anlıyorum. Galiba hayat da beni fark etmiyor. Eskiden, insanın bütün gayreti bunun için midir diye merak ederdim. Yani, hayat bizi fark etsin diye mi yaşıyoruz?