Ziyaretçiyi iyi bir tarzda kabul etmek ve sadelik gerçek sultanların daima sahip bulunduları asil bir meziyettir; fakat şüphesiz ki, onlardan hiç biri sadelik ve tatlı alçak gönüllülük hususunda İstanbul sultanlarına üstün değildirler.
Geriye, böyle teşebbüsler için çok ihtiyar olan büyükannesi kalıyordu; fazla olarak da o bunu anlıyamıyacak kadar yaşlıydı; onun zamanında bir evde iki, yahut üç, hattâ dört zevce niçin olmasındı? Ancak bir tane olmak hususundaki bu yeni moda - mürebbiyeler ve imkansızlık gibi - Avrupa'dan gelmişti...
Hülâsa bizi bizim oyumuza başvurmaksızın, kuzular gibi yahut tavuklar gibi evlendirirler. Tesadüfen bize temin ettiği koca çoklukla anlayışlı ve iyidir; fakat onu biz seçmemişizdir. Zamanla ona bağlanırız, fakat bu muhabbet aşk değildir. Biz severiz; fakat biz ruhumuzla, bir başka ruhla severiz; düşüncemiz başka bir düşünceye bağlanır, kalbimiz başka bir kalbe esir olur. Ve namuslu olduğumuz için bu aşk hülya halinde kalır. Bu aşk, o kadar sert bir rüzgar estiği esnada Paşabahçe'de yaptığımız gezintide olduğu gibi masum kalır.
İşte Hicretin 1322 yılında Türkiye'de Müslüman kadının ruhu budur. Bugünkü eğitim ve terbiyemiz, varlığımızda bu ikiliği yaratmıştır.