Eva’nın kaşları kalktı. “Chris adına konuşamam ama ben-
de gördüğün şey acıma değildi Gideon. Duygudaşlıktı belki,
çünkü senin neler hissettiğini biliyorum. Ve ıstıraptı kesin-
likle, çünkü yüreğim yüreğine bağlı. Senin canın yandığında
benimki de yanıyor. Bununla baş etmeyi öğrenmelisin çünkü
seni seviyorum ve vazgeçmeye de niyetim yok.”
Sözleri perişan etmişti beni.
Şimdilik sadece birbirimizle paylaşabileceğimiz sırlarımız
vardı Gideon’la aramızda ve bu bizi yalnızlaştırıp birbirimize
bağımlı hale getiriyordu. Tacizcilerimiz sadece masumiyetle-
rimizi çalmamıştı; özgürlüğümüzü de almışlardı elimizden.
İstismar bittikten çok sonra bile, hâlâ ardında yaşadığımız
sahte yüzlerin içinde hapsolmuş durumdaydık. Başka şekil-
de de olsa, yalanların kıskacmdaydık hâlâ.
Onun iç mücadelesini,
kaygı ve korkularını düşünmek zordu benim için. Utanç da
duyuyordu Gideon; arızalı olduğuna -defolu mal olduğuna-
dair içselleşmiş bir inancı vardı.
Benim gördüğüm şeyi -kendinden daha yüce bir şeylere
ait olmayı çok arzulayan o cömert ruhu- görmüyordu o ken-
dinde. Nasıl bir mucize olduğunun farkında değildi. Herhangi bir durumda ne yapması gerektiğini bilmediğinde, içgüdü-
lerinin ve yüreğinin onu yönlendirmesine izin veriyordu. Başına gelen bütün<o şeylere karşın müthiş bir hissetme ve sevme kapasitesi vardı.
O beni pek çok anlamda kurtarmıştı. Ben de onu kurtarmak için ne gerekiyorsa yapacaktım.
Kâbusların bitmesini istiyordum. Karımla aynı yatağı paylaşmak istiyordum. Bu konuda Dr. Petersen’m yardımına ihtiyacım vardı.
Ama oraya varmak uğruna, artık değiştirilemeyecek olan şeyleri konuşmak istemiyordum.