"ben senin gelmen ihtimali olan yola gözlerimi dikmişim. onlar, hesaplarını yapmış, havuzu seyrediyorlar. ben geçmenizden ümidi kesmişim. sizi nerede bulabileceğimi...'bana bakın! beni dinleyin, n'olur? bakın da bir gün samimi olayım. söyleyeceklerimi söyletmiyorsunuz. dinleyeceklerimi dinletmiyorsunuz. bırakın da anlatayım..."
bunlar benim adımlarım değil, okyanusun karşı kıyısındaki sağlam, dosdoğru giden emin adımlarım değil. neden bir zamanların o çekingen ve ürkek, eski ceketinin üzerindeki tozları titreyen parmaklarıyla utanarak silkeleyen ve zile dokunmadan önce yeni eldivenlerini giyen o yirmi üç yaşındaki gence benzedim yine? kalbim neden ansızın hızlı hızlı çarpmaya başladı, neden böyle cesaretsizim? vaktiyle, bu bakır kapının ardında yazgımın beklediğini, beni sevgiyle ya da kötülükle kavrayacağını sezmiştim. ama bugün neden böyle sindim, içimde kabaran bu huzursuzluk bendeki sarsılmaz ve kesin olan şeyleri neden yok ediyor?
cennet bahçesinde onsuz yaşamaktansa, dışında onunla yaşamak daha iyi. ilk zamanlar onun çok konuştuğunu düşünüyordum ama şimdi o ses susar ve hayatımdan silinirse kedere boğulacağım. bizi bir araya getiren ve bana onun kalbindeki iyiliği, ruhundaki güzelliği görmeyi öğreten o olaya şükürler olsun!
dünya dediğin bir bakışımızdır bizim;
ceyhun nehri kanlı gözyaşımızdır bizim;
cehennem, boşuna dert çektiğimiz günler,
cennet, gün ettiğimiz günlerdir bizim.