İnsan birini özlemeyegörsün, özlenenin sureti inatçı bir hayalet gibi yakasına yapışıyor. Atılan her adımda, alınan her solukta sinsice kendisini hatırlatıyor. O zaman özlediğine dair tüm hatıraları bir bir temize çekiyor kişi ve en çok onların arasına yenilerini katamayacağına üzülüyor. Galiba hatıraları böylesine kederli yapan, onları çoğaltamayacağımızı bilmek...
Hayatta her şey belirsiz. Yaşadığınızı ancak bu şekilde, belirsizlik sayesinde anlayabiliyorsunuz. Bazen geçmişe dönmeyi de bu yüzden istiyoruz tabii çünkü geçmiş, bildiğimiz ya da bildiğimizi zannettiğimiz bir şey. Daha önce de duyduğumuz bir şarkı.
Yaptığı bir hareket yüzünden birine aşık olmak garip gelebilir ama bazen bir insanın kim olduğunu tek bir anın içinde anlayabilirsiniz. Bir buğday tanesini inceleyerek bütün bir evreni anlayabileceğiniz gibi. İlk görüşte aşk diye bir şey var mıdır, yok mudur, bilmem ama bir anda aşk diye bir şey mümkün.
Biz o kadar uzak olduğunu zannederken, geçmişin bu kadar yakında olması ne tuhaf. Bir cümleden fırlayıp sizi çağırıvermesi tuhaf. Her bir nesne ve sözcüğün, içinde bir hayalet barındırabilmesi tuhaf.