• %55 (480/888)
    ·Puan vermedi
    Uzun zamandır inceleme yazmamış olmanın acemiliğini çekiyorum şu an. Yazım, anlatım, ifade zorluğu ya da yanlışlığı yaparsam affola :)

    Öncelikle aslında Mesnevî incelemesi yazmayı düşünmüyordum ama en azından esere ya da düşünce tarzına bakış açımı ufak da olsa ifade etme ve farklı bir bakışla belki de biraz eleştirel yaklaşma ihtiyacı hissettim. Ve özellikle belirtmem gerekir ki bu incelemede kişilere ya da fikirlere karşı saygısızlık içeren herhangi bir itham amacım değildir! Çünkü Anadolu'yu geçtim dünyaya mal olmuş kişi ya da fikirlerin sağladığı kült, değişmez, sarsılmaz ve belki biraz da körü körüne olacak ama sevgi mevcudiyetini gözardı etmem uygun düşmez.

    Beni bilenler Konyalı olduğumu da bilir. Mesnevi okumuş olmam geç kalınmış bir eylem gibi görünebilir aslında fakat ilgimin olmadığı daha doğrusu dinime dair olan esas kitabımı anlayıp uygulamak ihtiyacı dışında "göya" bu amaçla yazılan kitaplara karşı sempatimin olmamasından kaynaklı bir durumdu bu. Şayet şu an okumuş olmam da olaya çok farklı bir yaklaşım sergileyen bir blog yazısından etkilenmiş olmam. Tabi ki öncesinde 1k'da görmüş olduğum bir iletide, Mevlana'yla ilgili verilen bir bilgi hakkında hiçbir fikrimin olmayışı da etkili oldu desek yeridir.

    Dileyen okuyabilir diye linki de şuracığa bırakıyorum, ifadeler belki çok ağır ithamlar içerdiği için sonuna kadar okumak istemeyebilirsiniz ama ciddi bağlantılı bir araştırma dizisi olmuş "bence!":

    1. http://michaelsikkofield.blogspot.com/...ardan-tek-dunya.html

    2. http://michaelsikkofield.blogspot.com/...ek-dunya_11.html?m=1

    Öncelikle kitap incelemesi adı altında belirtmek isterim ki aslında her zaman için aklıma takılan ve çok da bir anlam yükleyemediğim, İslâm dini çatısı altında kollara ayrılan mezhep, fikir ya da ilim -adına ne denirse- işte onlara dair bende bulunan mesafenin başında geliyor tasavvuf. Belki de o yüzden Mevlana hakkında merak ve bilgi sahibi değilim ya da yaşadığım şehrin simgesi olmasına rağmen içimde bir sempati oluşamıyor.

    Tevafuk blog yazısından sonra elime aldığım Cemil Meriç 'in Işık Doğudan Gelir kitabı bana tasavvufun doğuşu hakkında detaylı bilgileri açıkça sundu. Velhasıl alıntılarla durumu izah edebilirim umarım:

    1. #57218233
    2. #57218273
    3. #57218864
    4. #57220248
    5. #57220355
    6. #57221575
    7. #57221679
    8. #57222400 !!!
    9. #57223308 !!!
    10. #57226032
    11. #57226140
    12. #57228300
    13. #57285884
    14. #57283164
    15. #57282377
    16. #57281565
    17. #57235407

    Ve daha nicesi...
    İşte bugün evrensel olarak dünyanın her yerinde bilinen, saygı duyulan, ilgi gösterilen bir yaklaşım olan tasavvufun gördüğü bu saygı kadar İslâm saygı görmemiştir! Çok ilginç değil mi? Şimdi kim diyebilir ki İslâm'ı ortadan kaldırmayı heves edinen bu dünyanın, evrensel sevgi! yayıcı tasavvufa olan bu ilgisi masumdur diye? Çünkü temelde İslâm zaten başlı başına bir sevgi merkezidir ve İslâm dinini Allah bize gönderdiğinde yanında mezhepler, tasavvuf ya da fikirlerle göndermemiştir. Kendi bütünlüğü içinde ne bozulmuş ne de insanlar tarafından tahrip edilmiştir. Buda demek oluyor ki İslâm dışında alternatiflere gerek yoktur, tek yapmamız gereken İslâm'ı, Kur-an'ı Kerim'i doğru anlamak ve yaşamak olmalıdır "fikrimce".

    1. #57286661
    2. #57277808


    Tasavvufa dair bu yazılar da ilginizi çekebilir. Umarım vakit ayırıp okuyabilirsiniz. Doğru bildiğimiz yanlışlarla yaşadığımız şu dünyada biraz olsun düşünmeye, sorgulamaya ve biraz da eleştirmeye ihtiyacımız var çünkü.

    1. http://kalemder.org.tr/...-verdigi-zararlar-i/

    2. http://kalemder.org.tr/...verdigi-zararlar-ii/

    Girişi tasavvufla yaptığımıza göre şimdi de Mesnevi konusuna değinebiliriz. Bize genelde içinde fabl örnekleri bulunan ve Kur-an ayetleri, hadislerle hikayelere temel oluşturulan bir eser olarak bilgisi verilen bu kitap, giriş kısmından itibaren aslında ne amaçla yazıldığını ortaya koyuyor.

    https://i.hizliresim.com/NLMGlO.jpg

    Velhasıl içinde de sıkça karşınıza çıkacak olan konular ruh, nefis, kadın, oğlancılık, şeyh ve evliyaların insan olma vasfından ziyade daha üst bir konumda bulunması ve bunlara dair hikayeler yer alıyor. Buna dair bir kaç görseli de şuraya bırakıyorum:


    https://i.hizliresim.com/AOBG1v.jpg
    https://i.hizliresim.com/VQ4BDv.jpg
    https://i.hizliresim.com/qA7yvZ.jpg
    https://i.hizliresim.com/GZLGmb.jpg
    https://i.hizliresim.com/Z5GnX3.jpg
    https://i.hizliresim.com/GZLGZb.jpg
    https://i.hizliresim.com/Z5Gn53.jpg
    https://i.hizliresim.com/00OrrL.jpg
    https://i.hizliresim.com/p5r22n.jpg
    https://i.hizliresim.com/Rgd8vR.jpg
    https://i.hizliresim.com/lQn5Qr.jpg
    https://i.hizliresim.com/yGBAYj.jpg
    https://i.hizliresim.com/LvBgBz.jpg
    https://i.hizliresim.com/AO971B.jpg
    https://i.hizliresim.com/7BlgZr.jpg
    https://i.hizliresim.com/lQMj6k.jpg
    https://i.hizliresim.com/VQkaJr.jpg
    https://i.hizliresim.com/Z58dGZ.jpg

    Ha tabiki tamamı bunlardan oluşmuyor. İçinde öğüt veren, ders çıkartılması gereken, kibre dair, dürüstlüğe dair ya da insanlara karşı saygıya dair, edebe dair bir çok hikaye yer alıyor. Ahlâk kurallarının hayatımızdaki önemine özellikle değinerek, insanların bencillik, kibir ve diğer kötü edinimlerden uğradığı zararları güzel ifade ediyor. Ama öyle gözlerinizi kocaman yapacak, sizi hayretler içinde bırakıp "vay be ne hikaye ama" dedirtecek türden şeyler değil. Sevdiğim ve "amin" dediğim çok güzel dualar da mevcut. Bunlardan bahsetmemek esere haksızlık olurdu.

    Bir de Mevlana'nın ajan olma konusu var ki sormayın gitsin. Ben bunca yalan yanlış inanışların bize temiz bir şey! gibi servis edilmesinden sonra, yapılan bu iddialara da karşı duracak değilim. Niyetine dair kesin bir yargıda bulunmak adaletsizlik olur fakat o baskınlar döneminde uzlaşmacı bir tavır takınması hem toplum içindeki fıtratına uygunluk gösteriyor hem de döneme dair araştırma yapanları bu konuda ortak kanıya ulaştırıyor. Konu hakkında yeterli bilgiye sahip değilim o yüzden yargıda bulunmak bana düşmez fakat buna dair kaynakları okuduktan sonra yeniden gündeme getiririm. İlgilenenler için yazılan bir kaç yazıyı da şuracığa bırakıyorum:

    http://m.radikal.com.tr/...ildiklerimiz-1166260

    http://www.haber7.com/...gollarin-ajani-miydi

    Çok fazla alıntı ve linklerle dolu bir yazı oldu ama fikirlerimi destekler nitelikte olan bu paylaşımları yapmazsam olmazdı. Kitap incelemesinden ziyade var olan bir fikrin eleştirisi gibi olsa da, kitabın fikirden doğduğunu düşünürsek aslında konunun temeline inmiş olduk. Tasavvuf, sufilik, sema, risaleler, mesnevi, ruh, nefis, aşk! birbirinden ayrı düşünülemeyecek şekilde bir bütün oluşturmuş. Ama var olan tek gerçek İslâm dini kendince tamam olan bir dindir, Kur-an'ı Kerim hiçbir şekilde değiştirilmemiş olan kitabıdır ve Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) bu dinin bizlere ileticisi olarak gönderilen peygamberidir. Bunlar dışında hiçbir şeye ihtiyacımız da yoktur. Yeter ki biz sadece ona yönelelim. Doğru şekilde öğrenip, anlayıp, hayatımıza uygulayalım. Bu süreç benim için yeni başlangıçlar yapmama da vesile olur umarım. Dil eğitime bu zamana kadar çok önem vermesem de Arapça öğrenip en azından okuduğumu anlama kabiliyeti kazanmak, ölmeden önce yapılacaklar listemde ilk sırayı aldı. Bu sayede Kitabımı kendilerince anlatmaya çalışan başka "aracılara" ihtiyaç duymadan!, sadece onu okuyarak anlamayı ve hayatıma uygulamayı gönülden diliyorum.

    Ben yine Mevlana'dan kitap okurum. Benim huyumdur bir insanı sevsem de sevmesem de, fikrini savunsam da savunmasam da okurum. En azından kendimce yorum yapabileceğim bir donanıma sahip olmayı isterim.

    Umarım yanlış ifadelerde bulunmamışımdır ve umarım sıkılmadan sonuna kadar okumuşsunuzdur :) Yapı olarak biz sevdiğimiz değerlere toz kondurmayız ve eleştirelim derken de yerin dibine sokarız. Tekrar belirtiyorum ifadelerimde var olan fikir ya da kişileri aşağılamak gibi bir derdim olmadı hiç. Kitaba dair içinde yer alan fikirlerin bendeki yansımasını ifade etmeye çalıştım sadece... keyifli okumalar herkese :)
  • 15 sûfiden tasavvufun izahı: Tasavvuf nedir?

    Gönlü kirlerinden temizleme, Müslümanlığı Rasulullah Efendimiz’in Müslümanlığına azami derecede benzetmeye çalışma gayreti olan tasavvufu, bu ekolün temsilcileri olan 15 sufi nasıl ifade etmiş? Ahmed Sadreddin derledi.

    1- Ebû Muhammed el-Cerîri: Tasavvuf, her türlü güzel ahlâka girmek ve bütün kötü huylardan sıyrılmaktır.

    2- Cüneyd-i Bağdâdî: Tasavvuf, Hakk'ın seni senden öldürmesi, nefsinin özelliklerinden arındırması ve kendisi ile ihya etmesidir. Her şeyden alakanı kesip bütünüyle Allah'la beraber olmandır. -Tasavvuf, kişinin Allah yolunda nefsine karşı giriştiği, sulhu olmayan bir savaştır. Tasavvuf, kalbi toplayarak Allah'ı zikretmek, ilahî hakikatlere kulak verip vecd hâli yaşamak, sünnete uyarak amel etmektir.

    3- Amr b. Osman el-Mekkî: Tasavvuf, kulun her vakit o vakitte yapılması en evlâ olan ameli yapmasıdır.

    4- Muhammed b. Ali el-Kassâb: Tasavvuf, değerli bir zamanda değerli bir topluluk içinde değerli bir insanda zuhur eden değerli ahlâkî vasıflardır.

    5- Semnûn: Tasavvuf, senin hiçbir şeye mâlik olmaman ve hiçbir dünyalık şeyin de sana mâlik olmamasıdır.

    6- Ruveym: Tasavvuf, nefsini ilahî iradeye teslim etmen, kendini O'nun iradesine bırakmandır. Tasavvuf şu üç haslet üzerine kurulmuştur: Fakirlik ve Allah'a muhtaç olma esasına bağlı olmak. Elde olan her şeyi verip başkalarını tercih etmek ve başa gelen durumlar karşısında takdire itiraz etmeyip tercihte bulunmamaktır.

    7- Maruf el-Kerhî: Tasavvuf, hakikatlere sarılmak ve insanların sahip olduğu şeylere göz dikmemektir.

    8- Kettânî: Tasavvuf güzel ahlâktır. Güzel ahlâk itibariyle senden ilerde olan kimse tasavvuf yolunda senden ilerdedir.

    9- Ebû Ali er-Ruzbârî: Tasavvuf, seni kapısından kovsa da sevgilinin kapısına baş koyman ve oradan ayrılmamandır. Tasavvuf, Hakk’tan uzak olmak nedeniyle kalbde oluşan bulanıklığın, kederin gitmesi ve Hakk'a yakınlıkla kalbde saflığın oluşmasıdır.

    10- Şiblî: Tasavvuf, kulun dünya veya ahirete dair hiçbir tasa içinde olmadan, Allah'la beraber olmasıdır. Tasavvuf, yakıp kavuran bir ateştir. Tasavvuf, kulun kalbinin âlemi güzel görmekten korunmuş olmasıdır.

    11- Ebû Muhammed el-Cerîrî: Tasavvuf, sürekli hâlleri murakabe etmek ve her işte edebe riayet etmektir.

    12- Müzeyyin: Tasavvuf Hakk'a boyun eğmek, O'nun emirlerine teslim olmaktır.

    13- Ebû Yakub el-Müzâyilî: Tasavvuf, içinde insanî emarelerin eriyip gittiği her hâldir.

    14- Ebû Ali ed-Dekkâk: Tasavvuf konusunda söylenmiş en güzel söz, sûfi bir zâta ait şu sözdür:“Tasavvuf yolu öyle insanlara mahsus ve layıktır ki, Allah onların ruhları ile mezbelelikleri süpürür.”

    15- Ebû Sehl es-Su'lûkî: Tasavvuf, takdir-i ilahîye itirazdan vazgeçmektir.



    https://www.dunyabizim.com/...resimleri,11442.html
  • Bilginin aktarılmasında bundan çok daha önemli diğer bir yer ise ailedir. Ama okula tanınan bu öncelik, esas olması gereken aile içi eğitimi önemsizleştirmekte ve hor görülmesine sebep olmaktadır.

    Ne var ki ev hem eğitimi hem de eğitimin esas mekânını temsil eder ve “ücretsizdir” de. Evde her gün farkında olarak veya olmayarak, bilgi çocuğa yaşanarak aktarılır. Yani bilgi sözel olarak değil, amelî düzeyde bir yaşama tarzı, bir tavır olarak çocuğa aktarılır. Bu mekânda “eğitim ve öğretim” birbirlerine içkin olarak aktarılır. Bu sosyalleşmenin diğer adıdır. Çocuk iyiyi ve kötüyü, ahlakî olanı ve olmayanı, helâli ve haram ama belki de en önemlisi hayâ ve mahremiyeti evde öğrenir.

    İnsanın sosyal dünyasının, ilk oluştuğu yerin aile olduğunu unutulmamalı. Kur’an’ın çocuğun dinini ailenin nasıl belirlediğine dair hatırlatması önemlidir. Müslümanların ailelerinin aynı zamanda bir cemaat olduğunu ve esas eğitimin burada gerçekleştirileceğini unutmamaları gerekiyor. Bireyci Müslüman tipinin kreşlerden başlayan bir eğitimle ortaya çıktığı yine hatırda tutulmak diye düşünüyorum.

    İslâm’ın öngördüğü eğitimin esas amacı insanı mümin ve muttaki yani iyi bir kul yapmaktır. Bu yüzden İslâm eğitimde ahlak ve edebe önem verir;yani İslami bilgi bunlara içkin özellik taşır.Unutmamamak gerekir ki, modern zihniyet ahlak ile bilgiyi birbirlerinden ayrıştırmıştır. Bu yüzden modern bilginin amacında insanı daha ahlaklı kılmak yoktur. İslâm insan zihnini öncelikle Kur’an’la tanıştırmak ister, eğitim söz konusu olduğunda. İster ki başka dünya görüşleri bu zihnî kendine göre şekillendirip kirletmesin.
  • 103 syf.
    ·Beğendi·10/10
    hiçbir günaha kılıf olarak bu çirkin çağın bahane edilmesini uygun görmem fakat konu şehvete gelince ne yazık ki sonu iğrenç biten bu kirli yolun en büyük sebeplerinden birini bu çağ olarak görüyorum...her türlü ahlâksızlığın normal,edebe dair kırıntıların ise anormal görüldüğü bu çağ ne yazık ki İslam'a er olabilecek nice kardeşin ayağını kaydırıyor şehvetin götürdüğü yollarda.kitap hakikaten de kaleme alınması gereken konuları ihtiva ediyor.ve hamd olsun ki bana da okumak,tavsiyede bulunmak nasip oldu.keşke İslam'ı dert edinmiş kişiler olarak günahları,ayağımızı kaydırma tehlikesi olan hususları bir bir inceleyip birbirimizin imanını muhafaza etmeye çalışsak.bence şehvet sadece akla gelen ilk anlamdan ibaret değil.uykudan,yiyip-içmeye,alışverişe kadar her konuda şehvetin kötülüklerine düşmekten korumak zorundayız nefsimizi.kitabımızda pek güzel hakikatler ve alimlerden tesirli nasihatler bulunuyor.muhakkak okunmalı diye düşünüyor ve Rabbimizin bizi her türlü kirden muhafaza etmesini,temiz kadınlar-erkekler olarak yaşatıp canımızı öylece almasını diliyorum.es selamu aleyküm ve rahmetullahi ve berakâtuhu.
  • Tahakkümün ve eril bakış açısının yeniden üre-
    tilmesinde başrolü şüphesiz aile oynamaktaydı cinsiyete dayalı işbölümüne ve bu bölünümün meşru temsiliyetine ilişkin erken
    deneyim, hukukla güvence altına alınmış ve dile nakşedilmiş halde, aile içinde yaşanmaktadır. Edebe aykırı tüm dişil kabahatleri
    özellikle de giyim kuşamla ilgili olanları- mahkûm etmekte son
    derece hızlı davranan bir ruhban sınıfının anti-feminizminin ta derinlere işlediği ve kadınlar ile kadınlığa dair pesimist bir bakış açısının namlı üreticisi olan Kilise’ye gelince, o da, tepeden tırnağa ataerkil değerlerin -bilhassa da kadınların kökten bir biçimde daha aşağı bir nitelik taşıdıkları dogması yoluyla- hâkim olduğu aileci bir ahlakı apaçık bir biçimde telkin etmektedir (ya da etmekteydi). Buna ilaveten, daha dolaylı olarak Kilise, bilinçdışının yapı-
    ları üzerinde oynar; bunu özellikle kutsal metinler, ayinler ve hatta dinsel mekân ve zaman sembolizmi üzerinde yapar (dinsel zaman,
    ayinsel sene ile tarımsal senenin yapıları arasındaki bağıntı ile işaretiidir). Belli dönemlerde, aile içerisindeki hiyerarşiyi -baba
    otoritesine dayalı ilahi hukuk monarşisi- haklı çıkarmak ve bir toplumsal dünya ile bunda kadına düşen yere dair bakış açısını
    hakiki bir “ikonografik propaganda” yoluyla dayatmak için kozmolojik bir modele tekabül eden bir etik karşıtlıklar sistemine yas-
    lanmasını bilmiştir. Nihayet Okul, Kilise’nin boyunduruğundan kurtulduğunda
    dahi, erkek/kadın ilişkisi ile yetişkin/çocuk ilişkisi arasındaki benzeşime dayalı ataerkil temsiliyetin önkabullerini aktarmayı
    sürdürür, herşeyden çok da, büyük olasılıkla, hepsi de cinsel anlamla yüklü olan kendi hiyerarşik yapılarına işlenmiş olanları:
  • Gündelik hayatta, modern dünyada hakikate gözlerimizle yaklaşıyoruz daha ziyade. Görme biçimlerimizin nasıl bir edebe tabi olacağına dair herhangi bir ölçüt yok artık. Görecelik hesabı ile yaklaşıyoruz her şeye. Görselliğimize hitap etmeyen şeyler gerçek kabul edilmiyor. Böyle bir çağda görünenin ardına geçecek neyimiz var? Ne kalmış bize dair? Ne değerimiz var gözün göremeyeceği alemlerde?.. Kimse bilmiyor.
    Leyla İpekçi
    Sayfa 50 - H yayınları