• 264 syf.
    ·2 günde·4/10
    Bir süredir kitap okuma hızımın, isteğimin azaldığını biliyordum. Bu durumdan kurtulmak için çerezlik, bir çırpıda okuyup bitirebileceğim ve bitirince de üzerinde çok durmayacağım bir kitap arıyordum ve bu bahsettiğim kitap Alice Hakkındaki Gerçek oldu. Sahiden de beni okuyamama durumundan kurtardı ama bu, kitabı çok sevdiğim manasına gelmiyor maalesef ki.
    Kitapta sevdiğim sadece iki şey vardı: konusu ve olayların farklı kişilerin bakış açısından görmek. Konusu çok da farklı değildi ama ben bu tarz meselelerin üzerine durulmasını sevdiğim için beni memnun etmişti.
    Kitapla ilgili sevmediğim şeylerden ilki anlatım tarzı. Edebi bir anlatımı yoktu, çok yavandı. Wattpad'deki hikayelerin yazım tarzını andırıyordu, pek beğenmedim. İkinci husus ise kitapta mantık hatalarının olması. Alice karakterinin bu kadar "kötü" anılmasına rağmen -mahalledeki en yaşlı teyzeye kadar herkesin bilinmesi de ayrı garip- bir kişinin kız ile konuşması, ona yardımcı olmaya çalışmaması bana saçma geldi. Kitap boyunca olaya el atılmasını bekledim ama hiçbir hareketlenme olmadı bu konuda. Ve sonu. Son dışında her şeye benziyordu bence. Sanki kitabın devamı varmış da basılmamış hissi uyandırdı. Çok çok fazla ucu açıktı, sanki yazar artık yazmaktan usanmış da "Bitsin artık" kafasıyla yazmış gibiydi. Olayların çok daha farklı sonuçlanmasını ummama rağmen umutlarım gerçekleşmedi.
    Kitap ile ilgili genel olarak söyleyeceğim ise bana kalırsa ortalamın bir tık altı bir kitaptı. Okunacak birçok kitap varken buna başlamayı zaman kaybı olarak görmüyor değilim. Yine de karar sizin, umarım siz beğenirsiniz. Keyifli okumalar şimdiden.
  • 180 syf.
    ·8/10
    Seyahatname konusu dikkatimi çeken kişinin gidip görememesine rağmen sanki o diyarları, yaşayışları, savaşları, kültürleri kısmende olsa görebilmemize olanak sağlayan harika edebi türler arasında yer alır. Marco Polo, İbni Batuta ve şimdide İbni Fazlan ı okuyarak diyar diyar gezmenin zevkini yaşadığımı belirtmek isterim.. Gezginci gibi bir hayatı o devirlerde yaşamak ve ileriki dönemlerde de o kültürlerin yaşayışını aktarmak isterdim. Eski Türkler'in yani atalarımızın yaşayışlarını okuduğum bazı eserlerde karşılaştırma yaparken İslam dini ile birçok benzerliklerinin olmsanın din değiştirerek milyonlarca insanın hayatlarını ve kaderlerini değiştirmesi de başlı başına büyük bir olaydır. At üzerinde bir yaşam yaşayan her nefer için... Göçebe hayat tarzı, ağaç ve demir işlerinde yüksek zaanat ve yerleşik hayat ile bunu bir sonraki nesillere aktarma sayesinde bir milletin makus talihine imza atmak. Çok sevdiğim sözlerden birisi her Türk asker doğar ve ölür, at üzerinde savaşta ölmenin verdiği gurur bir tarafta diğer tarafta savaşta değil yatakta ölmenin verdiği ızıldırap ve keder. Tarihin büyük çoğunluğunda yer eden bir milleti seyyahlar aracılığıyla da olsa görmek bilgi hazinemize değerli bir taş koymuşcasına mutlu olduğumu itiraf etmeliyim.. Seyahatname seviyor iseniz mutlaka okumalısınız bu eseri...
  • Bu kadar zorlandığım bir kitap daha olmamıştı. Deniz Feneri'ni okurken bile bu kadar zorlanmadım cidden. İnanılmaz yorucu bir kitap.

    İşin komik tarafı; bu kitap sosyal medyada, kahvenin yanında en çok yer alan kitap olması, o vakte kadar elinde bir kitap bile görmediğin insanın karşına tutunamayanlar ile çıkması... Büyük rezillik. Eminim bu kitabı okuyanlar bana hak verecektir.

    Öncelikle benim burada bunları söylemem kitabı kötülediğim anlamına gelmesin. Kitap Türkiye sınırlarını aşmış bir tarzda yazılmış kısacası James Joyce'a, Marcel Proust'a göz kırpar kalitede. Ancak bu kitapları özümsemek büyük emek isteyen hatta ve hatta ortalama bir zekanın üstünde zekaya sahip olmayı gerektiren bir durum. Çünkü yazarların ortalamanın çok üzerinde zekaya sahip olduğu bu gibi eserlerde, anlatılmak istenileni, böylesi zor cümleler eşliğinde tek seferde anlamak imkansız. Anladım diyen de çok net yalan söylüyordur. İstisnalar tabii ki vardır ancak o istisna kişiler de ortalama üstü zekaya ve edebi bir derinliğe sahip kişilerdir.

    Kitap özelinde, Günseli'nin yazdığı mektuplar kısmı var. O bölümü tek oturuşta bitirip hazmedebilen var mı gerçekten? İliklerine kadar hisseden?

    Kısaca, kitap okuma alışkanlığı kazanmak isteyen birine asla bu kitabı önermeyin. Karşınızdaki kişiyi hayata küstürürsünüz şov yapacağım diye.

    Bu kitap için yapacağım tanımsa şu olur:
    -En çok okunulan ancak en az özümsenebilen kitap-
  • 480 syf.
    ·23 günde·Beğendi·10/10
    “Fransız Teğmenin Kadını” Fowles’un okuduğum ilk kitabı. Yıllar önce tavsiye üzerine almış ama, isminin yarattığı olumsuz çağrışım ve bir “aşk” romanı olduğuna dair yüzeysel duyumlar nedeniyle hep ötelemiştim okumayı. Halbuki bu postmodern roman, gizemi, metinler arası göndermeleri, deneysel yazım tekniği ve çarpıcı diyalogları ile tam bir edebi şahesermiş. Bir yandan bana klasik bir aşk romanı olduğu yönünde yorumlar yapan arkadaşlarıma, diğer yandan Fowles gibi bir yazarı bunca yıldır merak edip okumayan kendime hayret ediyorum.

    Roman 1969 yılında yayınlanmış ve 2005 yılında Time dergisi tarafından “son 80 yılın en iyi 100 İngilizce romanı"ndan biri seçilmiş. Edebiyat çevrelerini heyecanlandıran ve hakkında tezler yazılan roman, 1981 yılında Harold Pinter tarafından sinemaya uyarlanmış ve Karel Reisz'in yönettiği, Meryl Streep ve Jeremy Irons’ın başrollerinde oynadığı bu film 5 dalda Oscar’a aday gösterilmiş.

    Dünya tarihinin en tutucu dönemlerinden biri olan, hem toplumsal hayatta, hem kadın-erkek ilişkilerinde, hem de sanatta sıkı kuralların hüküm sürdüğü 19. yüzyılın ikinci yarısında, Viktorya dönemi İngiltere’sinde geçiyor roman. Bu tarihi atmosferin detaylarını bilmek çok önemli; zira dönem bilimsel gelişmelerin hız kazandığı, ticaretin artışına paralel burjuvazinin hızla yükseldiği; Marx’ın aristokrasi ve burjuvazinin, Darwin’in ise kilisenin temellerini şiddetle sarsmaya başladığı dönem. Gelişen sanayi ve ticaret ile birlikte köylü sınıfının işçiliğe evrilip şehirlere yerleştiği, artan teknolojinin her geçen gün hayatı değiştirdiği, geniş halk yığınlarının sesini daha çok duyurmak istediği, aristokrasinin hükümranlığını korumanın tek yolunun katı kurallar arkasına sığınmak olduğunu düşündüğü bir dönem de aynı zamanda.

    Bir yanı ile toplum kurallarına uyan etkileyici ve çekici bir aristokrat, diğer yanı ile ise bilimsel gelişmeleri yakınen takip eden görmüş geçirmiş bir genç adam olan Charles hikayedeki iki ana kahramandan ilki. Ünvanından fayda sağlamak isteyen yeni zengin bir manifaturacının güzel kızı ile nişanlı olan, babasından gelen miras sayesinde hiç çalışmayan ve günlerini fosil toplayarak geçiren Charles’ın rutin yaşamı, kısa süreli bir ziyaret için gittikleri deniz kıyısındaki küçük Lyme Regis kasabasında karşılaştığı Sarah’nın etkisiyle alt üst olur. Başına buyruk davranışları ve geçmişte bir Fransız erkeği ile yaşadığı maceradan dolayı ayıplanan, damgalanan ve toplum dışına itilen Sarah, diğer kahramanımızdır. Özgürlüğe tutkusu, paraya tapan güruhun arasında maddiyatı hiç önemsememesi ve toplum kurallarını elinin tersi ile itmesi ile hemen gözümüze giriverir Sarah; Charles gibi bizim de gözümüzü kamaştırır. Evliliklerin bir iş sözleşmesi olarak görüldüğü, kadınların görevinin itaat etmek ve çocuk yapmakla sınırlı olduğu, tutku ve cinselliğin en büyük ayıp sayıldığı bu dönemde Sarah, adı konmamış feminizmin ilk temsilcilerinden biri gibidir. Onun bu kural tanımaz tavırları Charles’ı hem korkutur, hem de cezbeder; zira kurallara aykırı da olsa “aşk” her zaman en güçlü duygudur.

    Yazarın, eserinin “tanrı”sı olmaktan çıkıp kahramanlarını kontrol etmekte zorlandığı ve okuyucuyla sık sık dertleştiği tarzıyla eşsiz, alışık olmadığımız bir keyif veriyor roman; hikayenin öylesine içine giriyorsunuz ki sanki yazarla konuşup akışı değiştirebileceğinizi düşünüyorsunuz -anneannem televizyonda Brezilya dizileri seyrederken kızdığı ya da sevindiğinde yüksek sesle konuşurdu kahramanlarla; Fowles sayesinde gördüm ki o gen bana da geçmiş-. O ağır eşyaların, renkli duvar kağıtları ve mobilyaların, kabarık eteklerin, sert yakalıkların dönemini bir ressam titizliğinde betimlediğinden hikayenin içine girmeniz de kolay oluyor. Metinler arası göndermeler etkileyici; her bölüm içinde geçen olaylara esin kaynağı olan kısa metinler ile başlıyor; Darwin’den Marx’a, Thomas Hardy’den Charles Lyell’a dönemin düşünce dünyasında etkisi olmuş o “dönem kahramanları”nı da hikayeye dahil ediyor böylece. Zira yazarın kendi ifadesi ile:
    “Viktorya dönemi romancılarından birinin yazmayı unuttuğu bir şeyi değil büyük olasılıkla yazamadığı bir şeyi yazmaya çalışıyorsunuz. Ve kelimenin etimolojisini hatırlayın; “roman” yeni bir şeydir. Bu yüzden asla 1867'de yaşıyormuşsunuz gibi davranmayın veya okuyucunun bunu bildiğinden emin olun.”

    Yan karakterler; Ernestina, Sam, Mary, vs… hepsi çok derinlikli ve sahici. Hele -çoğunlukla eleştirilen ama beni cezbeden- çoklu sonla bitirişi mükemmel, okuyucuyu yönetmen koltuğuna oturtuyor yazar; “haydi bakalım” diyor, “ben karar veremedim; eee tanrı da değilim ki mutlak gerçeği bileyim, geç koltuğa, sen olsan nasıl bitirirdin?”.

    Müthiş!

    “Kesinlikle okunmalı" derim.
  • 160 syf.
    ·2 günde·Beğendi·8/10
    Tanzimat döneminin güçlü isimlerinden olan Namık Kemal’in eleştirel bir bakış açısıyla yazdığı tiyatro eseri Gülnihal, her ne kadar tiyatro eseri olsada okuyunca sanki bir roman okuyormuş edası uyandırıyor.
    Genel içeriği İsmet ile Muhtar’ın aşkını temel almakta ama aslında dönemin toplumsal hak olaylarına da değinmeden geçmiyor. Namık Kemal, bu tiyatro eserinde vatan sevgisi ve milliyetçilik konularına da yer vermiş. Şu cümlesiyle de belirtelim:
    “Bu memleket çiftlik midir babadan oğula, kardeşten kardeşe, yeğenden yeğene kalıp duracak?”
    Kitaptaki neredeyse her cümle edebi bir nitelik taşımakla beraber büyük dersler çıkarabileceğimiz, hayata dair asıl gerçekleri hatırlatacak muhteşem repliklere sahip.

    Direnişi, haksızlığa boyun eğmemeyi, güçlü olmayı ve aşkın en dramatik halini tiyatro perdesi aralığından izlermiş gibi okumak isteyenlere...
  • 191 syf.
    ·1 günde·10/10
    "Kusursuz cinayet yoktur!"

    Sözünü resmi olarak çiğneyen bir roman. Okuduğum en kusursuz ve sürükleyici cinayet romanı veya polisiye kitap oldu. İşlenen cinayetlerin kusursuz ve sürükleyici bir dille yazılmış olması, yasalar çerçevesinde cinayetlerin işlenmiş olması ve cinayetlerin işlenme sırası bir edebi yazın türü ile belirlenmiş olması da, insan aklının sorgulamasına ve insan aklının sınırlarını düşündürmeye sebep olmaktadır.
    Okunması gereken kitaplar arasındadır.