Vertigo yüzünden günlerce okumaya ara vermek durumunda kaldığım Gazap Üzümleri bugün itibariyle bitirdim :)
Direnmenin, sefaletin, ezilmenin ve dayanışmanın bir manifestosu olarak gördüğümü en başında söylemeliyim Gazap Üzümleri’ni. Steinbeck, dönemin sınıfsal farklarını, ekonomik sorunlarını, göçü ve adaletsizliği Joad ailesi üzerinden dile getiriyor. Toprak için, yaşamak için direnen bu insanların öyküsünü tematik olarak okuyor olsak da, perdenin görünmeyen kısmında asıl olarak yaşama tutunuşlarını ve birlik içinde gösterdikleri dayanma gücünü görüyoruz. Irkçılığa ve ötekileştirmeye maruz kalan bu azınlık, her şeye rağmen hayatta kalacak bir dal buluyor.
Roman boyunca devam eden acılar ve zorluklar —bir nevi gazap— bireysel olmaktan çıkarak toplumsal bir acının temsiline dönüşürken, hayali kurulan üzüm bağlarının, aslında bir ailenin trajedisine işaret ettiğini kitabın adında dahi sezdirdiğini düşünüyorum. Bir insanın, hatta bir topluluğun hayalini kurduğu şey; ona ulaşma arzusu ve sonunda yaşadığı hayal kırıklıklarıyla birlikte okunmalıdır.
Kitapta işlenen tema bana Orhan Kemal’in Bereketli Topraklar Üstünde romanını hatırlattı nedense. Mekân değişse de kader değişmiyor: Ezilen, hor görülen, toprağından koparılan insan her yerde var olmaya devam ediyor. Ha Çukurova sıcağında, ha Oklahoma ayazında…
Bu arada Steinbeck'in ezilen, hakkını arayan, dayanmanın adını koyan insanların hikayelerini anlatmasını seviyorum, kendisi en sevdiğim yazarlar arasında başı çekiyor diyebilirim :)
Herkese keyifli okumalar dilerim