• Bütün medeni ülkelerde aynı şikâyet: Okumuyoruz. Kitaplar çoğaldıkça okuma sevgisi azalıyor. Ama, yine de birçokları için okuma bir hastalık. Böyleleri incelemek, düşünmek, dinlemek, eğlenmek için okumaz; okumak için okur. Ne sanat heyecanı ararlar, ne zekâlarını geliştirme emelindedirler. Çok okurlar, ellerine geçeni okurlar. Sabırsızdırlar, sırtlarından bir yük atmak isterler sanki. Okuduklarını reddetmek veya tartışmak ihtiyacını duymazlar.duymazlar. Kitap kapanır kapanmaz içindekiler unutulur. En büyük zevkleri kitap değiştirmektir. Her matbua’ya saldırırlar. Kimi yansını okur kitabın, kimi yalnız sonuna bakar. Kimi de bir baştan bir başa okur (meselâ gazete tiryakileri.) Okur gibi yapanlar da caba. Hepsi de rüya görür gibi okur.” Bu tiryakilik tembelliğin marazi bir şeklidir, yazara göre. “Okuma delisi birçok şeyleri anladığını vehmeder. Başkalarının sözleriyle yetinmek, her konuda başkasının anlayışına, başkasının fikirlerine başvurmak, alışkanlıkların en kötüsü. “Kitapta okudum, gazete yazıyor” gibi sözler iradenin ve kişiliğin yokluğunu gösterir. Aşın ve düzensiz okuma hafızayı, düşünce mekanizmasını bozar. Hasta gündelik hayattan kopar, çevresinde olup bitenleri göremez, anlayamaz. Marazı okumanın belirtilerinden biri hafıza zayıflamasıdır. Hasta gerçek hâdiseleri unutur, okuduklarını hatırlar. Realiteden uzaklaşır, kitaptaki olaylara bağlanır. Düşünceleri birbirine karışır. Kendi başına muhakeme edemez olur.”
    Cemil Meriç
    Sayfa 127 - İletişim yayınevi
  • Sizce okumak bir sanat mıdır?
    Damon Young’a göre nitelikli bir okur olmak bir sanattır. Peki efenim yazabilmek bir sanat olarak görülüp hayranlık uyandıran cümleleri bir araya getiren kişi sanatçı oluyor ise neden bu yazılanları nitelikli bir şekilde okuyan kişi de sanatçı sayılmıyor?

    Bir okur olarak en belirgin ortak yönlerimizden biri, okuduğumuz kitap hakkında veya yazarlar hakkında sohbet edecek bizim için zaman geçirecek iyi bir arkadaş. Böyle biri ile karşılaşınca zamanın nasıl aktığını hissetmeyiz. Farklı bakış açısıyla kitaba yaklaşmak yazarı ve karakterleri karşılaştırmak cidden okumaktan sonra en keyifli ikinci aktivite. Bu anlamda yazar küçüklüğünden bu yana okuduğu kitapları ve kendi ile özdeşleştirdiği yazar ve karakterlerden bahs edip bir birinden güzel alıntılar ile süslüyor. Yine incelme tarzında birkaç yazısı mevcut kitapta hem kurguyu yazıyor hem eleştiriyor. Yazarları birbirleri ile kıyaslayıp, kitabı neden okunur neden okunmaz hakkında fikir veriyor.

    Kitap sekiz bölüme ayrılmış ama siz okurken hiç ayrılmıyorsunuz konudan. Konu başlıkları şöyle;
    Özgürleştirilen Sayfalar
    Merak
    Cesaret
    Sabır
    Gurur
    Ölçülülük
    Adalet
    Sandık Odası


    Keşke dedim okurken bahsettiği yazarları tanıyor olsaydım, kitaplarını okumuş olsaydım eminim o zaman daha keyifli olurdu okumak. Türk yazar olarak Orhan Pamuk için şöyle söylüyor;
    ‘’ Orhan Pamuk ile tanışmam Benim Adım Kırmızı ile olmuştu. Osmanlı Türkiye’sinde geçen hikaye çoğu zaman nesnelerin bakış açısından ilerler: bozuk para, ağaç ve ceset. Edebiyat sanatı ve yaşam üzerine denemelerini içeren Öteki Renkler romandaki gerçeküstü parlaklıktan yoksun olsa da yazarın sanatı ve bölünmüş dünya hakkında kaliteli tartışmaları içerir.’’ Bunun gibi yazılar da birçok bilip bilmediğiniz yabancı yazarlar var hatta ilk defa ismini duyduklarınızda olabilir

    Özetle sevgili okurlar sıkılmadan okudum ve çok beğendim kitap listeme yeni kitaplar ekledim. Mutlaka okumalısınız. Hepinize keyifli okumalar.
  • Öncelikle bazı sorulara cevap bulmak istiyorum incelemeden önce. Güray Süngü neden okunur, kim okur, herkes okumalı mı, Güray Süngü okumak keyifli bir şey mi ya da Güray Süngü'nün edebiyatı hangi zamana karşılık gelir.

    Güray Süngü neden okunur sorusu herkese bakmatan ziyade beni kendime bakmama yarayan bir soru. Ben neden okuyorum dediğimde okuma sürecimin bir tesadüften ileri gitmediğini görüyorum özellikle de ilk okuduğum romanımda. Bir hediye, bir tavsiye, birkaç güzel söz mesela. Fakat sonra böyle olmadı, iki kitabını okudum, üç kitabını okudum ve şuan altıncı kitabını bitirmiş haldeyim. Güray Süngü beni mutlu mu ediyor, hayır etmiyor. Aksine rahatsızlandırıyor, kaygılanmama sebep oluyor, düşündürüyor. Ama şöyle de bir şey var ki öykü/roman okurken bile felsefeden, sosyolojiden, psikolojiden kopmadığımı düşündürüyor ve bir de kendi ruh halimin de aslında karakterlerdeki gibi bilmezlik karmaşasıyla dolu olduğu için okuyorumdur.

    Kim okur sorusu bana hep 'nasibi olan okur' cevabını aklıma getiriyor. Mesela hep deriz ya; şuraya gittiysen nasibin vardır da gitmişsindir veya şu insanı görmek herkese nasip olmaz. Güray Süngü kitaplarını/kitabını okumak da bana kalırsa böyle bir şey. Çünkü o bir Dostoyevski değil, okumasak bile hepimizin bildiği bir yazar değil. Öyle kitapçıların başköşesine de kitapları konulmuyor. Belki bu sitede görünürlüğü imkansız olmasa da gerçek hayatta inanın çok zor. Edebiyat dergisi takip etmeyen, editörlerle işi olmayan, yayınevi serilerini takip etmiyorsanız tanışamazsınız onunla. E haliyle ben de böyle diyorum işte 'nasibi olan okur'. Diğer sorunun da cevabı çıkıyor o halde, bana kalırsa herkes okuyamaz. Okumasın da zaten. Kusura bakmayın bazı kitaplara karşı bencillik yapıyorum ve siz orada "seninle benim aramda ne fark var, sen okuyabilirsen ben de okurum" diyebilirsiniz, bunu derseniz okuyun zaten, ben Güray Süngü'nün cümlelerinin güzelliğinden ötürü okunmayacağını söylüyorum. Çünkü roman elinizde bazen bir kaya kadar ağır olabiliyor ya da kafanıza bir taş atabiliyor, aynaya bakmanıza yardımcı oluyor veya..

    Kaç insan kendinden rahatsız olacağı kitabı okur ki? Pek keyifli de bir şey değil demiş oluyorum böylelikle. Güray Süngü postmodern zamanın postmodern edebiyatına karşılık gelir. Aykut Ertuğrul şöyle diyor yazarımız hakkında ve bence tam isabetli cümleler de bunlar: "Nedir
    Güray'ı iyi ve güçlü bir yazar yapan: cesaret, evet. Metnin içinde kendi
    imal ettiği yüksek etkili kurgusal patlamalardan korkmayıp üzerine gitmek ve yeni patlamalar çıkarabilmek cesareti. Ve yetenek, formüllerle izah edilemeyecek kadar net bir anlatma ve kurgu yeteneği. Keyif! Yazarken keyif almayan, coşku duymayan, tutkuyla yazmayan hiç bir yazarın dehasından söz edemeyiz. Bu mümkün değil."

    Ben hem etkinlik bağlamında hem de kitaplarının yarısından fazlasını okumuş biri olarak önce size yazarımızın bendeki izlenimini anlatmak istedim kitaba geçmeden önce. Belki de kitabı anlatmanın daha zor olacağını bildiğimden girişi güzel yapmak istedim.

    "Adam, doğdu, yaşadı, çok acı çekti ve öldü." Yaşarken dönüştü, her insan dönüşürdü, değişirdi elbet, acıları da değişti böylelikle, kimi zaman unuttu, kimi zaman hatırladı, kimi zaman hatırlarken acı çekti kimi zaman da unuttuğunda avı çekti. Hangisi daha zor deseler her gün için kanaya kanaya hatırlamak dersin, fakat insan bir kere unuttu mu tükenmez mi asıl? Tükenince kim yaşar doğru düzgün, hiç kimse. Yanıp tükenince acı kalmaz, acı kalmayan yerde insan mı kalır..

    "Neden acı çektiğinin ne önemi var ki, insan bir kere acı çekti mi unutabilir mi, hadi unuttu diyelim bir daha yaşayabilir mi? Hepsi birbirine bağlı anlayacağınız ya yana yana yaşamayı öğreneceksiniz ya da mutsuzluğu unutup mutlu olmayı bilmemeyi seçeceksiniz; ya âşık olup her gün hatırlayacaksınız acısıyla, tatlısıyla ya da aşkınızı unuttuğunuz gibi aşkı da unutacaksınız; ya insan olacaksınız hâliyle ya da acıyı unutup insan olmaktan çıkacaksınız; ya Âdem olmayı becerip dünyanın dışına çıkacaksınız ya da adem olup dünya içinde kıvrılacaksınız.

    "Oysa bilinmez mi bilinir, dert pişirir, acı oldurur. Ben nasıl da çiğ kalmışsam derdime rağmen." Kaldın mı sahiden çiğ gibi düşün bakalım şimdi. Hangi derdin seni sen yaptı, hangi acıyla kavruldun bir bak bakalım. Ne adın önemli, ne yaşın, ne de nerede yaşadığın insan ne olduğunu bilmiyorsa, neye güldüğünü, neye ağladığını bilmiyorsa hatta nasıl yaşadığını, kimlerle yaşamak istemediğini bilmiyorsa ne önemi var ismini bilmenin ya da suyun kaç derecede kaynadığını hatırlamasının, İstanbul'da bir semtten bir semte nasıl gideceğini bilmek hangi semte aşkla bağlandığınızı bilmekten daha mı güzel?

    İnsan insan olduğunu unutursa ne önemi var ki yanında kafakağıdını taşımanın. Ya olacağız ya da öleceğiz; ortası yok ki bu yaşamanın.

    Bu kitap anlatılır mı başka türde hiç, şöyle şöyle bir şeyler yaşayan bir karakter var; yeri geliyor Lizbon'da yeri geliyor Borges'in yanında ya da İstanbul'da demem mi gerekir? İsminin Adem olduğunu söylesem ama âdem olup olamadığını söylesem ne faydası olur? Muhasebeciymiş desem ama hakkıyla muhasebe ediyor mu bilmesek olur mu hiç? Böyle böyle okuyacağız kitabı işte, tamamen istediğimiz için, merak ettiğimiz için. Başka türlü başınıza giren ağrıyla mücadele etmeniz de zorlaşacak. Ama okuyun şansınız varsa. İnsan tarihini, hikayesini bilmeden yaşayabilir mi hiç? Muhtasar bir insanlık tarihi okuyoruz sözün özü. Tek tek somut olayların, tarihi karakterlerin yer almadığı ama “insanlığın” okunduğu bir tarih.

    Ve şöyle bitiriyorum incelememi, yazarın cümleleriyle: "Aklın ötesine geçtim sanırsın ki,
    Orası kalbin berisidir
    O gitmeden insanın başından
    Nasıl kalbine döneceksin.”
  • Şimdi ben bu kitabı niye okudum, ya da adı Nöbet Çiçeği olan bir kitap okunur mu gibi soruları önemsemeyerek öncelikle kitabın konusuna odaklanmak istiyorum.

    3 şişe ve 15 kadeh şaraptan oluşan bir kitap Nöbet Çiçeği. İki kadın kahramanımız Vildan ve Derin her bölümde bir kadeh şarapla kitabı bitirtiyorlar bize. Evet iki kadın var kitapta, farklı yaşlarda farklı yerlerden, Lodos'un birbirine bağladığı iki kadın. Ortak özellikleri ikisinin de bir parça kaybetmiş olması. Baştan sona bir kadın kitabı Nöbet Çiçeği, bir kadın kitabı olmasına rağmen bana da kendini okutabilen bir kitap aynı zamanda.

    Kim var başka kitapta, Nüvit Alkan var, 40 yaşında şiirin bile kendisini kurtaramadığını söyleyerek intihar eden ünlü bir şair (Nilgün Marmara'yı hatırlattı değil mi?) Arkasından 4 ayrı şairi sürüklemiş Nüvit Alkan. Hepsi 40'ıncı yaş günlerinde aynı mesajla intihar etmiş. Sonra Serhat Savaş var, garip bir adam kitabın sonunda bile tam olarak anlaşılamayan. Sonra Heybeliada var. Edebiyat var her açıdan, şiirleri var Nüvit Alkan'ın (Candan Selman'ın kaleminden), Müzik var bir filmin soundtrack'ı gibi, filmler var, resimler var, hayat var. Çok şey var yani.

    Bir kadın tarafından yazılan, iki kadını anlatan bir kadın kitabını neden beğendim peki be?. Öncelikle kitabı okuma sebebime geleyim. Yazarı tanıyorum, kitabın yazım sürecinden haberdarım, hatta içinde bana ait bir şey bile var. Yeterli mi:) Tabi ki bu kitabı övüp promosyon bir kitap kazanmak için bir fırsat olabilirdi:) Ama çıktığından beri okumamıştım bu kitabı, internetten parasını verip aldım yani. Candan Selman'ın bir önceki kitabı Karaktersiz 'i okuduğumda beğenmediğim bazı yerleri söylemiştim kendisine. O kitabın kurgusu da güzeldi ama biraz erken bitmişti sanki.

    Ama açıkça söylemek gerekirse, bir günde bitirdiğim bu kitabı beklemediğim kadar beğendim. Nöbet Çiçeği ismine bile kıl olmuştum en başında, bitirince o bile batmadı mesela. Kurgu için oldukça uğraşmış yazar, anlaşılıyor, açık bir kapı bırakmıyor bize. "Ya bu böyle olmamış" diyebileceğiniz bir yer yok. Yazarın-ki kimse tanımıyor anladığım kadarıyla okunma sayısına bakarsak sitede- dili çok güzel. Sıkılmıyorsunuz içtiğiniz kadehten, yakmıyor boğazınızı. Tatlı tatlı akıyor hikaye içinize doğru, ara sıra güzel şiirler var Nüvit Alkan'dan. Kendisini göstermeyi seviyor Candan Selman , bazen zekice girdiler yapıyor romana, ama bir ukalalık olarak değerlendirmiyorsunuz bunları – ya da ben değerlendirmedim:) - kıvamında çünkü her şey, abartmıyor hiç bir şeyi.

    Basit bir hikaye aslında, iki kadın bir adada bir evde mahsur kalıp birbirlerini tanıyorlar sonuçta, ne bekleyebilirsiniz ki. Korku, gerilim? Romanın içinde Candan Selman iki ayrı sondan bile bahsediyor kitapla ilgili beklentilerinizi arttıran, ama hayal kırıklığına uğramıyorsunuz ne olursa olsun romanın bitiminde de.

    Neyse ismi bilinmeyen bir yazarın altıncı kitabı, ikinci romanı olan Nöbet Çiçeği isimli bir roman okunur mu hususuna gelelim şimdi. Okunur efendim,yazarı tanımasanız bile benim gibi, kadın romanlarından (nasıl oluyorsa) haz etmiyorsanız bile okunur. Sonuçta denemeden hiç bir şey kazanamazsınız.

    Kitapta bolca geçen bir şarkıyla bitireyim bari incelemeyi. Hayat sevince güzel sonuçta:)

    https://www.youtube.com/watch?v=gRjsXfD6ivo
  • Sabahattin Ali'nin ilk Kuyucaklı Yusuf kitabını okumuştum ortaokul yıllarımda sonrasında Kürk Mantolu Madonna'yı okudum. Anlatımını ve dilini sevdiğim bir yazardır kendisi. Bu kitapta bu eserlerin nasıl ve hangi şartlarda yazıldığını, yazarımızın nasıl bir hayatı olduğunu ve neler yaşadığını anlatıyor bize. Ben yazarımızın öldürüldüğünü biliyordum sadece ne sebeple ve nasıl öldürüldüğünü merak ediyordum bu kitaplaöğrendim. Yazarımız Osman Balcıgilin akıcı anlatımıyla daha okunur bir kitap olmuş herkese tavsiye ederim, bu kitaptan sonra eserlerini bir başka gözle okuyacağınıza eminim
  • Sert Öfkeli ve Direngen Bir Şair

    İsmet Özel, kırk yıl süre zarfında yazdığı şiirleri Erbain'de topladı.
    İsmet Özel, hem toplumcu hem de ikinci yeni icersinde yer alan bir şairdir.

    Özel şiiri, öfkeli, sert, coşkulu, gür sesli, imgelem ve söyleyiş düzeyi yüksek bir şiirdir. Bu öğeleri Evet İsyan, Amentü ve Kalk Düğüne Gidelim şiirlerinde bulmak mümkündür.

    İsmet Özel siiri, kendi icinde bile çatışmacı bir şiirdir:

    Binlerce, binlerce çocuk
    Koşarak dokumuş benim kumaşımı
    mısralarındaki lirizm ile

    Hınçlar ve revolverler uçuşur
    Kabuklu yüreklerinden bazı adamların
    mısralarındaki sertlik veya öfke arasında gider gelir.

    İsmet Özel Şiiri'nde özellikle ilk mısralara her zaman ayri bir vurgu vardir. İlk mısralar digerlerine oranla daha bir güclü ve vurucudurlar.
    İlk mısrasından okura kendini bağlar Özel Şiiri.
    Örnek olarak Evet İsyan Şiiri'nin ilk dizelerini ele alalım. Bu iki dizeyi hangi şiire koysanız, güzel görükür ve iş yapar.
    Diğer dizeler de güzel fakat bu iki dize diger dizelere oranla cok daha güçlü ve okuru şiire hemen bağlayan dizeler.Yine dikkat edilirse diğer dizeler, bu iki dizenin açılımı.

    "Demirden sağnaklar altında uyur sevdiğim
    göğsünde hazin ayak izleri eski Şubatların
    onu yaralar kıpırdatıyor
    ve o sertelmektedir yaralardan
    kasıklarına boşalmaktadır nal sesleri
    saçları bukleli bir çocuğu öperek uyandıran
    içimize güneşler bırakan nal sesleri.
    Keserle yontulmuş bir ağzı var sabahın
    varınca bayrakları, marşları duyuyorum
    başım çılgınca sarsılan dallarla uğraşıyor
    durup dineliyorum bütün taframla
    bütün taframla, bütün yumruklarım, bütün
    hantal yüreklerin olduğu orda."

    İsmet Özel devrimci bir şairdir. Bu sosyalizmden İslam'a gectiginde de böyledir. İsmet Özel hep sorgulayan bir şair olmustur Kapitalizm elestirisi Özel Şiiri'nin toplumsal kaburgasıdır her zaman. İsmet Özel şiirlerinde, insanı dünyaya ve kötülüklerine karşı hep tetikte durmaya ve savaşmaya çağırır.
    Yabancılaşmaya karsi bir şiirdir Özel Şiiri.
    Büyük Şiiri eleştirmeni Mehmet H.Doğan'a göre, 1971'den sonraki kesin dönüşten sonra şiirinde önce nicelik, daha sonra da nitelik yönünden düşmeler görüldü der Özel Şiiri için.

    İsmet Özel Şiir Okuma Kılavuzu adlı kitabında şiirden yoksun bir edebiyat ortamının kof olduğundan söz eder. Şiirin hayatiyeti korumak için ortaya atıldığını ve şiir okumanın bir kılavuz gerektirecek kadar çetin bir iş olduğunu vurgular. Ona göre şiir; yaşanılan bütün çirkinliklere, kötülüklere, haksızlıklara rağmen insanda savunulmaya değer, canlılığı korunmaya değer bir şeyler olduğuna içten içe ve kesinlikle inanıldığı zaman serpilip çiçek açacaktır. Farklı yerlerde, farklı yaş guruplarında, farklı kültürel eğilimde olan ve birbirlerini çoğunlukla tanımayan insanların tercihlerindeki benzerliğin ve edebiyata bağlı ahlaklarında aynı ilke birliğini taşımalarında şiirin büyük bir gücü olduğuna İnanır. Yine Şiir Okuma Kılavuzu’nda şair, şiir okumanın yaralılığını ancak hayatlarında şiir için yer açmış insanların bileceğini söyler. “Şiir nasıl okunur?”, “şiir okumanın anlamı nedir?”, “şiir okumayı bize gerekli kılan hakikat nedir?” gibi soruların sorulmadan şiir okumanın yararsız bir etkinlik olduğunu savunur. Bizim şiir okuma isteği duymamız, yokluğunu hissettiğîmiz bir şeyleri tamamlamak, bir zorluğu gidermek ve nihayet bir doyum sağlamak içindir, görüşüne bağlıdır. Şiir insanın bütüne olan özlemi duygusuyla ortaya çıkar ve şiir okuma isteğimiz bu bütüne, bütünümüze, bütün içindeki yerimize varma zorluğunu yenme isteğimizle doğar. Şiir bu anlamda yerine getirici bir silah olma özelliği taşır. İsmet Özel, şiiri bu dünyada insanın kendini tanıyabilmesine imkan veren, ayrıca insanın kendisi hakkında ona bilgi veren bîr tür olarak nitelendirir. Şair; şiir beşeri bir sestir, o insan sesidir ve hemcinslerine seslenerek içinde taşıdığı bir parça mesajı iletir, görüşüne bağlı kalarak şiirlerini kaleme almıştır.

    Şiirseverlerin bu değerli kitaba da göz atmalarını tavsiye ederim.
    Ben kendi adıma bu siirlerden siir yazma adina cok sey ögrendim ve bunu siirime bir malzeme olarak da kullandım.
    İsmet Özel, İlhan Berk, Ece Ayhan, Sezai Karakoç, Turgut Uyar ve Melih Cevdet Anday gibi degerli sairlerden her zaman öğrenilecek seyler vardir.
  • Evet sevgili kardeşler. Uzun zaman oldu bir kitap incelemesi yapmayalı. Nasip Üstad Rasim Özdenören'in Gül Yetiştiren Adam eserineymiş. İlk bakışta ya da Rasim Hoca işe ilgili " zor okunur,zor anlaşılır vb." sözlerin bertafaraf edildiği bir eserle karşıkarşıyayız. Müslümanım diyen kişinin kesinlikle okumasını tavsiye ettiğim eserlerinden birkaçıdır. Çünkü çoğu yerinde kendi hayatınızdan parçalar,hüzünler,sevinçler,kederleri görmeye başlıyorsunuz. Ya da ileri zamanlardaki yaşamınızda "nasıl olmak isterseniz öyle olun" un örneklerini görüyorsunuz. Şimdiden okumak isteyen arkadaşlarımıza iyi okumalar. Ha bu arada tavsiyemdir. Kitaptaki sözleri ya da kendinizde gördüklerinizi not alın derim;):)