• Kardeş aktristler, Joan Fontaine ve Olivia de Haviland arasındaki kıskançlık hakkında "1978'de, Joan, Hollywood Reporter'a verdiği röportajda kız kardeşi için şunları söylemişti: 'Önce ben evlendim, Olivia'dan önce Oscar kazandım, ondan önce ölürsem, yine kazandığım için Olivia şüphesiz çok öfkelenecektir."
  • 200 syf.
    ·5 günde·Beğendi·8/10
    Kıskançlık, haset, gıpta, imrenme... Küçüğünden büyüğüne insanların ve her türlü hayvanın hissettiği şeytani duygu. Doğan Kitap'ın Renkli Tarih serisinden okuduğum ve en az önceki kadar (Öpüşmenin Tarihi) iyi bir kitap. Kıskançlık kavramının teorik açıklamaları yanında, bilimsel araştırma sonuçları, tablo, film ve kitaplarla dolu 200 sayfa. Mitolojiden günümüze bir yolculuk. Kitabı okurken elimden telefon düşmedi. Çünkü neredeyse her üç sayfada bir ressamların tablolarını görmek istedim. Evet, kitapta bazı tabloların resimleri var ama bunlar siyah beyaz. Kitap, kıskançlık ve haset arasındaki farkı, kıskançlığın bir şeyi kaybetme korkusu; hasedinse bir şeye ulaşamama korkusundan kaynaklandığı şeklinde açıklıyor. "Kıskançlık yok edilemez" diyor Toohey. Yazarın, kıskançlık sonucu kıskanılan kişiye yönelen yıkıcı davranışlarla ile ilgili düşüncesi de şöyle: "Bir duyguyu kontrol edemeyebilirsiniz ama onu eyleme döküş biçiminizi kontrol edebilirsiniz. Kıskançlık bir uyarı mekanizmasıdır. Uyarıyı alınca ne yapacağınız, bambaşka bir konudur." Şahsi düşüncemse yıkıcı kıskançlık yaşayacağımız birinden uzak durmamız yönünde.
  • 152 syf.
    ·5 günde·Beğendi·7/10
    Otranto Şatosu; Gotik roman türünün ilk örneğidir.
    Gotik romanı nedir peki? Korkulu, gizemli ortamlarda büyülü, hayaletli, şeytani olayları konu alan İngiliz ve Amerikan romancılığına özgüdür. Bir nevi gotik romanların günümüzdeki uzantıları bilimkurgu ve fantastik romanlarıdır diyebiliriz.

    Kitabın önsözünde Gotik edebiyatından da bahsedilmektedir. Yazarımız kitapta gotik mimarisini de kullanır. Olaylar bir kalenin içinde geçer. Bencilliği, çıkarcılığı ve kibirliliği ön planda olan Lord’un etrafında dönen olaylar silsilesini aktaran yazar, aslında feodalite sistemini de eleştirmiştir.

    Lord’un (Manfredi) gerçekleşmesinden korktuğu kehanet nedeniyle aceleyle, tek olan oğlunu (Conrad) evlendirmek ister ve evlendireceği gün oğlunun gizemli ölümü ve şatoda duyulan garip sesler, hayaletlerle ile bir takım olaylarla hikaye başlar. Ve tabi ki çarşı pazar karışır:) çıkarcılık, iki yüzlülük var, korku var, aşk var, saflık var, kıskançlık var, dostluk var, inanç var...

    Kitap adına spoi vermemek için detayları aktarmaktan kaçınmakla beraber; edebiyatta geniş alanlarda bir okuyucu iseniz ya da öyle bir okuyucu olmayı düşünüyorsanız Otranto Şatosu’nu okuyun derim :) Ve mutlaka kitaptan önce birazcık Gotik edebiyatını araştırın derim. Bilgi sahibi olduktan sonra kitabı okumak çok daha zevkli olacaktır. Bana kendini hiç sıktırmadı ve iki günde bitirdim. Size de keyifli okumalar dilerim:)
  • Tanpınar'ın dediği gibi, “Edebiyatta kıskançlık vardır” ve Alvarez, S. Plath'ın mısralarındaki bağışlamazlığına dikkat çekerken bu fikri doğrular gibidir. Plath'ın son şiirlerindeki “yıkıcı, değişken, talepkâr, Plath'ın takdir etmeye eğitildiği her şeyden tamamen uzak” havayı betimler.
  • 152 syf.
    ·5 günde·Beğendi·8/10
    “Aşk imiş her ne var âlemde, İlm bir kıyl-ü kâl imiş ancak.”

    İnsanoğlunun muğlak bir varlık olduğunu hepimiz biliyoruz. Olmasa bile olması gerekirdi de bana göre. “Anlaşılmak kendini satmaktır.(F.P.)” Bizi anlaşılmaz kılan çok şey var. Ama öyle bir şey var ki her yerde her şekilde karşımıza çıkabiliyor. İnsanın en büyük kıvılcımı: Aşk. Hayatımızı aslında aşk yönlendiriyor. Meslek aşkı, okuma aşkı, kitap aşkı, merak aşkı, para aşkı daha bir sürü şey, hepsi aşkın birer çeşidi değil de ne sizce? Aşk etrafımızı bu kadar sarmışken edebiyatta da karşımıza çıkması hiç şaşırtıcı gelmez bize o zaman. Adından söz ettirmiş çoğu kitapta ister ana konu olsun ister olmasın aşka rastlarız. Şuan günümüz romanlarının öz babası olan Don Quijote’u okuyorum. Şövalyemiz tüm kahramanlıklarını aşkından yanıp tutuştuğu Dulcinea del Toboso’ya armağan ediyor. Ya Werther’in Acıları desem? Ya da Madam Bovary? Biraz da bize dönelim. Kürk Mantolu Madonna, Huzur, Eylül sadece birkaçı. Ernesto Soboto da aşkın ne boyutta insana etki edebileceğine yer vermiş bu kitabında. Ya da içimizdeki karanlık tünellerin aşk denen kıvılcımla ateş almasının hikâyesini anlatıyor diyelim. Tünel’de olaylar aşk üzerinden tam bir varoluş sorununa, tüm insanlığa, dünyaya karşı kıskançlık, kin ve öfke duygularına eğiliyor. Hemen Don Quijote’tan şu alıntıya kulak verelim: “Aşk bazen uçar, bazen yürürmüş; kimininki koşar, kimininki ağır ağır ilerlermiş; bazılarını hafif ısıtır, bazılarını yakarmış; birini yaralar, ötekini öldürürmüş; bir anda tutku yarışını başlatır, aynı anda bitirirmiş; sabah kuşattığı kaleyi akşamına düşürürmüş; çünkü hiçbir kuvvet aşka direnemez.” Tünel’in başkişisi Juan Pablo Castel’i aşk yakıyor, âşık olduğu kadını ise öldürüyor. Heyecanınız kaçmasın, kitabın sonunu değil başını söyledim: “Juan Pablo Castel yani Maria Iribarne’yi öldüren şu ressam olduğumu söylemem yeterli olacaktır sanırım.” Kitap bu cümleyle başlıyor. Castel bir ressam. Sergilenen Annelik adlı tablosunda eleştirmenlerin bile farkına varmadığı bir ayrıntıyı sonradan adının Maria olduğunu öğrendiği genç bir kadının ayırdına vardığını hissediyor ve bu durum karşısında hayli şaşırıyor. Ve Maria’nın peşine düşüyor. Bir ressam, tablo, tablonun önünde uzun süre bekleme, adı Maria olan bir kadın siz değerli arkadaşlara tanıdık geldi mi? Gelmeli bence. Castel oldukça yalın ama sarsıcı bir anlatımla roman boyunca, sonuna doğru daha da belirginleşiyor bu, artan bir gerilimle karanlıktaki tünellerinde sakladığı insanlara duyduğu kini, dünyanın yaşanmaz bir yer olduğunu aşkın aydınlatmasıyla büyük bir değişime uğruyor. Sonuç mu? Romanın ilk cümlesine gidin. Bizi birbirimizden ayıran tünellerimiz var. Bu tüneller bize değil de başkasına aydınlanıyorsa durumumuz Castel’in durumuyla aynı olacak. Ve yine, bu yüzden insanın biraz muğlak olması fikrine katılıyorum. Bu kitap hakkında diyecek fazla lafım kalmadı. Don Quijote’un ilk cildini bitirince biraz ara vermek istedim. Elim sebepsiz yere bu kitaba gitmişti. Duyguların okura çok yoğun ve istekli yansıtıldığı bir kitap. Tavsiye ederim. Ve aşktan nasibini almış olanlar diğer insanlardan biraz daha ayrıcalıklıdır bana göre, kazansa da kaybetse de, diyerek bitiriyorum. Şimdi gönül rahatlığıyla Don Quijote’un ikinci cildine başlayabilirim. İyi okumalar.
  • Büyük yazarlar edebiyata tutkundur, onların meselesi kişilerle ilgili değildir. Yeniden yaratmak yoluyla gerçekliğe ulaşmaya çalışırken, para kazanmayı, ünlü olmayı falan önemsemezler. Nitelikli bir yapıtla karşılaştıklarında, yazarını kıskanmak bir yana, büyük mutluluk yaşarlar.
    Zülfü Livaneli
    Sayfa 119 - Doğan Kitap
  • 224 syf.
    Öncelikle bana bu güzel kitabı hediye eden ( ilk defa kitap hediyesi aldım.) 1K'nın saygın üyelerinden olan arkadaşa tekrar teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

    Gercek bir aşkın dokunaklı ve yürek burkan hikâyesi. Keşke insanlar kendilerini klasiklerinde yaptıkları gibi ifade edebilseydi. Marguerite Gautier'e ağlamak istedim, Armand Duval'a üzüldüm. Kıtabin beni bu kadaur hüzünlendireceğini tahmin etmezdim. Geçmişin verdigi acılar tazelendi. Geçmişle işimiz bitse de geçmisin bizimle işi bitmez.

    Sevgi, kıskanclık, öfke, korku, acı ve nefret boyle bir temaya sahip bir aşk hikayesi. Tum aşkların canı cehenneme; her zaman acı ve ıstıtap dolu. Hıc mi gercekten özverili birbirini sevipte kavuşan mutlu olanını görmeyeceğiz.

    Yazarın yazı stili, geri sarmalanmasıyla baslayan hikaye gerçekten büyüleyici.
    Armand Duval'ın Marguerite'nın cesedini gördüğü mezarlik olayı, edebiyatta en güçlü, en güzel, en duygulandıran andir sanırım.

    " Herhalde doğmadan önce cok kötülük ettik ya da öldükten sonra cok büyük bir mutluluk tadacagız ki, Tanrı bu yasamın kefaretini tüm iskencelerle, tüm acılarla ödenmesine izin verebiliyor."

    Günümüzün kötüsü Marguerite Gautier kadar kötü ve temiz olabilse keşke. Aşkların da hangisinin daha özverili olduğunu öğrenmek icin kitabı okumaniz dileğiyle, Kamelyalı Kadın kesinlikle okumanız gereken bir klasiktir