"Ne iş yapar, baban?"
"Yazar" dedi Derda.
"Adı ne, tanır mıyız?"
"Oğuz Atay"
"Bilemedim" dedi yaşlı adam.
Bir an için Derda, gömleğinin altındaki silahı çekip adamı vurmayı düşündü. Oğuz Atay'ı tanımadığı için. Sonra vazgeçti. Onun hatası değildi ki, dedi içinden. Ona Oğuz Atay'ı anlatmayanların işi bu. Yaşlı adamı affetti ve "Öğrenirsin" dedi. "Yakında tanırsın babamı."
"Affedersiniz ama nasıl bir his acaba?"
"Ne?" dedi Derda.
"Yirmi dört yıl sonra özgürlüğe kavuşmak."
Parmaklarının arasındaki sigaranın yarısı kadar bir nefes çekip konuştu Derda.
"Onu başka mahkumlara soracaksın. Benim zaten gidecek bir yerim yoktu. Onun için beni dışarıda da bıraksan, ben yine öyle gider, yirmi dört yıl bir yerde otururdum."
Sefer duyduğu yanıt üzerine şaşıracaktı ki aklına, Derda'nın ilk sözü geldi.
"Ama bir yere gitmeniz gerekiyormuş, öyle demiştiniz."
"Tamam işte" dedi Derda. "Ne zaman ki bir yere gitmem gerekti, o zaman zor geldi cezaevi. Yoksa umurumda değildi."