Neden hep boynuzu kulağı düzen olgunlaşıyor da, işi rast gitmeyen, teslim olmayan, beceremeyen, becerebildiğine muhatap bulamayan diken diken haliyle aslında olgunluğa daha yakınken en uzak kalan oluyor, bir de ayıplanıyor?
kim görülmek anlaşılmak ister ki, gördüğünü kucaklayabilecek kim var ki, bir de görülmekten söz edilebiliyor. Böyle bir hayalet gibi, hiç olmadığın şekillerde algılanıp geçip gitmek, içinde gizli, sonsuz bir ağrıyla yaşamak... başka çaresi var mı?
Hiçbir zaman, hiçbir an kendimi unutup, nasıl göründüğümü yok sayamadığımı, geri çekilip çekilip kendime bakmaktan, gördüğümü beğenmeyip ona hayalimdeki şekli vermeye çalışmaktan önümdekini hep ıskaladığımı görüyorum şimdi.