• Beni tanımamış olmanızın nedeni belki de unutmuş olmanızdandır efendim...
  • İnsan olmak çok güç efendim, çok güç.

    Bulantı, Jean-Paul Sartre
  • Garson, Pablo Picassodan bi anı kalsın diye çizim ister Picassoda peçeteye bi şeyler karalar ve verir elinde tuttuğun çizim 100 bin dolar değerin der Picasso, garson ise aman efendim 2 dakikada çizdiniz nasıl 100 bin dolar değerin der . Picasso ise o 2 dakikanın eseri değildir 60+2 dakikanın eseridir der.
    Bazı arkadaşlık ilişkileride böyledir, mesela lisede 4 yıl boyunca beraber takıldığınız bi arkadaşınıza yolda gördünüz 10 dakika muhabbet ettiniz mutlu oldunuz sevindiniz işte bu da sadece 10 dakikanın eseri değildir 4 yıl + 10 dakikanın eseridir.
  • Denginiz değilim efendim, dengesizim...
  • “Arkadaşlar, demokrasinin olduğu yerde siyasal suçlardan ceza davası olmaz. Herkes silahsız ve saldırısız örgütlenme hakkına sahiptir ama herkes! Dinci partilerden Marksist partilere kadar. Türkiye’de böyle bir düzen kurulmadıkça, demokrasimiz arabesktir, arabesk! Eksiktir demokrasi! Demokrasi değildir bu, sahtesidir demokrasinin! Türkiye’de demokrasiyi savunan insanın önce bir amentüsü olacak, düşünce suçlarına karşı çıkacak. Efendim, bizden yana olanın düşünce suçuna karşı çıkmayacak sadece. Bütün düşünce suçlarına karşı çıkacak.”
    ~~Uğur Mumcu~~
  • 128 syf.
    ·5 günde·Beğendi·9/10
    Biz görmemiş olabiliriz, ama belki de Sait Faik’in dediği gibi olmuştur.

    Şu anda Sait Faik’in 9. Kitabını okuyorum. İnceleme yazmak için yazarı daha iyi tanıyana kadar beklemek istedim. Bu kitapların arasından da Bir Sonbahar Akşamını seçtim. Neden sürekli Sait Faik okuduğuma dair küçük bir açıklamayla giriş yapmak isterim.
    Mecburiyetten efendim)

    Ali Ural’ın Yazı ve Şiir Atölyesi’nde ilk öykümü okuduktan sonra Hoca kimleri okuduğumu sordu, söyledim. “Sen Haldun Taner’in “Şişhaneye Yağmur Yağıyordu” eserini ve Sait Faik’in tüm eserlerini oku” dedi. Ben o zamana kadar Sait Faik’in bir kitabını okumuştum sadece. Argoya kaçan ifadeleri ve konu seçimlerindeki bana hitap etmeyen yönleri nedeniyle Sait Faik’e karşı mesafeliydim. İlaçta lezzet sorgulanmaz diyerek “Sait Faik kürüne” başladım.

    İlk birkaç kitapta daha önceki fikrim canlılığını korudu. Öykülerin, Rum nüfusun ağırlıkta olduğu yerlerde geçmesi kilise, papaz ve Rum ağırlıklı kahramanların ön planda olmasını açıklayabilir. Fakat Öykülerin seçildiği mekânların genelde meyhane ağırlıklı oluşu ve sigaradan içkiye ve daha sonrasına doğru bir güzelleme göze batıyor. Zaten yazara sağlığında verilmiş olan lakapları; “Sorumlu avare”, “gözlemci balıkçı”, “çakırkeyf sirozlu”, “küfürbaz şair”, müflis tüccar”, züğürt yazar” gibi isimlerden oluşmaktaydı ve hiçbiri hayra alamet değildi! Bununla birlikte inceleme yazmaya gayret ettiğim yedinci kitaba gelince hocanın ne demek istediğini anladım. İster gerçek hayattan alınmış kesitlerle, isterse gerçeküstü öğelerle anlatılmış olsun bütün hikâyelerde son derece yalın, etkili ve akıcı bir üslup ön plana çıkıyordu. Gördüğü kahramanları sorgulamadan olduğu haliyle, hatta olmasını istediği hayaliyle bizlere aktaran güçlü bir anlatım ön plandaydı. İşte Türk öykücülerinin peşinde olduğu ve bir ekol haline gelmiş bir üsluptu bu.

    Bu üslup hakkında Sabahattin Kudret Aksal’ın; “Okurunu sarsan, alışılmadık anlatışıyla şaşırtan, gerçeğin o güne kadar görmediğimiz değişik bir görünümünü çizerek insanda bir büyücü etkisi yapan yazar…” ifadesini sizinle paylaşmak isterim.

    Bilindiği üzere öykü; Durum öyküsü Çehov tarzı) ve olay öyküsü (Maupasant tarzı) olarak iki ana başlıkta değerlendirilmektedir. Durum öyküsü denildiğinde Türk edebiyatında ilk akla gelen isimdir Sait Faik. Bununla birlikte “Alemdağ’da Var Bir Yılan” öyküsü ile birlikte Sait Faik’te “Gerçeküstü” öykücülük ön plana çıkmaya başlar. İşte bu hikâyeler kurgu ve hayal gücü açısından en beğendiğim hikâyeler oldu. Bir adada sevdiği kızdan bahsetmiş olduğu öyküde o kadar detaylı ve canlı bir anlatım ortaya çıkıyor ki, sevdiği kızla evlenme aşamasında olduğunu sanabilirsiniz. Hikâyelerinin sonunda öğreniyorsunuz ki, kızı sadece vapurda görmüştür. Oysa kızın aile yaşamı ve evi hakkında o kadar detaylı bilgiler verir ki, belki de öyledir, dersiniz. Yine “Kameriyeli Mezar” hikâyesinde bir mezar taşından başlayarak öyle varsayımlar ortaya koyar ki, size farklı sonlara dair seçenekler bile sunabilir. Siz de bu kadar güzel kurgulanmış bir hikâyeye hayır diyemezsiniz, belki de öyle olmuştur diyebilirsiniz. İşte bu “belki” ihtimalini çok sevdim, yazarlık gücü beni hayran bıraktı.

    Bir Sonbahar Akşamı kitabına dönecek olursak, önce bu kitabı okumaya başladığımda kitapta yer alan bütün hikâyeleri okumuş olduğumu gördüm. Yapı-Kredi yayınları da böyle oyunlar mı yapıyor? Kitap başlığını değiştirip okur çekmeye çalışıyor derken kitabın ön sözünü tamamlayınca şikâyetimi geri aldım. Şöyle diyordu önsözde;
    “Bu kitaptaki Sait Faik hikâyeleri, Türk edebiyatının gelmiş geçmiş en bilinen hikâyecilerinden biriyle ilk tanışma için en uygun hikâyeleri seçme umuduyla hazırlandı. Yazarın sağlığında yayımlanmış dokuz hikâye kitabından seçilen hikâyelerden dokuzu, aynı zamanda Sait Faik’in o kitaplara adını vermiş hikâyeleridir”.

    Bu yüzden ben de Sait Faik’in en güzel hikâyelerini bir arada bulup tanışmak isteyen okurlar için incelememde bu kitabı tercih ettim. Bütün güzel hikâyeler bir araya gelince yazarın sıradanlığın içine nasıl bir ustalık sığdırdığı daha yoğun olarak ortaya çıkmaya başladı. Konu Sait Faik olunca “Hişt Hişt” öyküsünü hatırlatmak ve buradaki final cümlelerini hatırlatmak isterim.
    “Nereden gelirse gelsin; dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, hayvandan, ottan, böcekten, çiçekten… Gelsin de nereden gelirse gelsin!... Bir «hişt hişt» sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları...”

    İncelemeye birkaç hatırlatmayla son vermek istiyorum.

    Birincisi, yolu Burgazadaya düşen olursa Sait Faik müzesine uğramalarını tavsiye ediyorum.

    http://saitfaikmuzesi.org

    İkincisi, Darüşşafaka Cemiyeti ve İş Bankası Kültür Yayınları işbirliğiyle bu yıl 65. Düzenlenecek olan “Sait Faik Hikaye Armağanları”

    https://www.darussafaka.org/...gani-sahibini-ariyor

    Üçüncüsü, Ali Ural Yazı ve Şiir Atölyesi’yle tanışmak isteyenler için…
    “Büyük Hasat”
    27 Mart Çarşamba Saat 20:00 da, Kütüphaneler Haftası Etkinlikleri kapsamında “Yazı ve Şiir Atölyesinin” 10. Yıl programına davet ediyorum.

    https://www.pendik.bel.tr/...ikleri-5c76f09d3dcc7

    Artık bundan sonra etrafımızda olup biten her şeye biraz daha farklı gözle bakma çabası içindeyim. Belki de Sait Faik'in gördüğü gibidir her şey.

    Kimbilir?

    İyi okumalar...
  • Ah bu yağmur yalnızlığımmış , dindim

    efendim