• Efendimiz(s.a.v) buyuruyor ki;
    "Baba cennetin orta kapısıdır.."
  • Ebu Umame diyor ki:
    Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Hayber'den dönüyordu, yanında da iki köle vardı. Birini Ali Bin Ebi Talib'e verdi ve ona şöyle dedi:

    "Onu dövme, ben namaz kılanların dövülmesini yasakladım. Bunu da namaz kılarken gördüm."

    Arkadaşlar, zihinlerimizi bir miktar durduralım. Ölçüye dikkat ediniz. Hazreti Ali'ye bir köleyi hediye ediyor ama köle onun elinde Müslüman olmuş ve Efendimiz aleyhisselam onu namaz kılarken görmüş. Kıyamete kadar geçerli talimatını vermiş: "Namaz kılan dövülmez." Velev ki evi yaksın. Allah'a secde için
    toprağa inmiş bir kafaya tokat yok arkadaşlar. Eğer çocuk bir kere seninle bayram namazına geldiyse namaz kılıyor demektir. Arkadaşlar ne yaparsınız, ne edersiniz, bu hadisi nasıl yorumlarsınız bilemem. Efendimiz'in talimatı çok açık: "Namaz kılanı dövmeyi yasakladım" buyuruyor. Bir alın secdeye kapanıyorsa, Allahuekber diyorsa Ettahıyyatü’ye oturuyorsa bir vücut, ona tokat yok.

    Ne yapacağız, nasıl söz geçireceğiz? Başka çare bulacağız.

    |Nureddin Yıldız|
  • Hayatında her insan mutlaka birtakım dargınlıklar yaşamıştır. Yeri gelmiştir kendisini çok haklı bulmuştur; yeri gelmiştir dargınlık yüzünden kendisine kızmıştır ve belki kısa süreli belki de ömürlük süren bir dargınlık ortaya çıkıvermiştir.
    Bütün dargınlıkların temeline baktığımızda, insanların kızgınlıkla karar verdiğine şahit oluruz ve hak verirsiniz ki insanlar kızgın olduklarında doğru kararlar veremez. Dargınlığın da kızgınlık sonucu geldiği için aslında başlı başına bir hatadır. Halbuki insanlar dargınlık gibi bir sonuca varmadan önce birbirleriyle iletişim kurarak problemlerini halletme yoluna giderlerse tüm sorunlarını çözebilme fırsatını elde etmiş olacaklardır.
    Şu anda birçoğumuzun dargın olduğu insanlar vardır etrafımızda ve belki de dargınlığımızdan ötürü birbirimizin yüzüne bakmaya dahi çekiniyoruzdur. Dargınlıkların vücut bulduğu bir ortamda huzurun olması beklenemez.
    Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor: "Birbirinize buğz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah'ın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz." (Buhârî, Edeb, 57, 58.) Bizim, peygamber efendimizin ümmeti olduğumuzu yansıtabilmemiz için bu düsturlara uymamız gerekir. Ancak bu şekilde gerçek anlamda peygamber efendimize ittiba etmiş oluruz.
    Tüm dargınlıklarınız en kısa zamanda bitmesi duasıyla Allah'a emanet olunuz. 
  • Çocuklarını idarede sıkıntı çeken bir sahabiye Peygamber efendimiz, (Neden istiğfar etmiyorsun? Ben günde yüz defa istiğfar ederim) buyurdu. İstiğfar edileceği zaman yüz defa (Estağfirullah min külli ma kerihallah, Estağfirullah elazim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh) demeli ve manasını düşünerek söylemeli.

    Manası şöyledir:
    (Razı olmadığın şeylerden yaptıklarımı affet ve yapmadıklarımı yapmaktan koru. Kendisinden başka ilah bulunmayan hay, kayyum ve azim olan Allah’a istiğfar eder ve günahlarıma pişman olup Ona sığınırım.) [Azim, zatı ve sıfatları kemalde, Hay, ezeli ve ebedi bir hayatla diri olan, Kayyum, zatı ile kaim olan, yarattığı her şeyi varlıkta durduran demektir.]

    2- Dileğine kavuşmak için, iki rekat namaz kılıp, sevabını Silsile-i aliyye denilen âlimlerin ruhuna hediye etmeli, bunların hürmeti için diye dua etmeli. Mesela, “Ya Rabbi, hayırlı bir çocuk nasip eyle” diye dua edip, “Bu duamı silsile-i aliyye büyükleri hürmetine kabul eyle” demeli. (Mekatib-i şerife)

    Sabah ve yatsı namazından sonra silsile-i aliyyenin isimlerini, sonra Fatiha okuyarak ruhlarına gönderip, onları vesile ederek yapılan dua kabul olur. Tecrübe edilmiştir.

    3- Âyât-i hırz, usulüne uygun okunur ve yanında taşınırsa, murat hasıl olur.

    4- Adakta bulunmalı. Mesela, (Şununla evlenirsem, sevabı Seyyidet Nefise hazretlerine olmak üzere, Allah için, üç Yasin okumak nezrim olsun) denince, bu dileğin kabul olduğu tecrübe edilmiştir.

    5- Dua izinli okunmalı! Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:
    (Farz ve sünnet olan amelleri, zikri, duayı, âyet-i kerimeyi sevap kazanmak için okurken kimseden izin almaya lüzum yoktur. Bunlar şifa için, bir ihtiyacın hasıl olması, bir müşkülün hallolması için okunurken, tesir etmeleri, üstadın izin vermesine bağlıdır.) (2/36)

    İmam-ı Rabbani hazretleri de, (Kalbin temizlenmesi için, zikri izin ile yapmalıdır) buyuruyor. (3/25)

    Mürşid-i kâmillerin kitaplarından öğrenip okumak, izin almak olur. İzin alan, izin verenin vekili olur. Bunun okuması, vekil edenin okuması gibi tesirli, faydalı olur. (İslam Ahlakı)

    6- Bir dileği olan aşağıdaki duayı okumalıdır. Kör bir zat gelip, (Ya Resulallah! Allahü teâlâya dua et, gözlerim açılsın) dedi. Peygamber efendimiz de, (Kusursuz bir abdest al! Sonra, ya Rabbi! Sana yalvarıyorum. Sevgili Peygamberin Muhammed aleyhisselamı araya koyarak, senden istiyorum. Ey çok sevdiğim Peygamberim Muhammed aleyhisselam! Seni vesile ederek, Rabbime yalvarıyorum. Senin hatırın için kabul etmesini istiyorum. Ya Rabbi, bu yüce Peygamberi bana şefaatçı eyle! Onun hürmetine duamı kabul et) duasını okumasını söyledi. O da, abdest alıp dua etti. Hemen gözleri açıldı. [Tirmizi]

    Bu duayı okuyanlar, maksatlarına kavuşmuşlardır.

    Namaz kılmayanın, haram işleyenin ve kalbi gafil olanın duası kabul olmaz. Ehl-i sünnet itikadında olmayanın okuması fayda vermez. Hak teâlâ, herşeyi bir sebep ile yaratmaktadır. Bir şeye kavuşmak isteyen, o şeyin sebebine yapışmalıdır. Rabbimiz, insana sıhhat, şifa vermek için, dua etmeyi, sadaka vermeyi ve ilaç kullanmayı sebep yapmıştır.

    Sebeplere yapışmadan istemek kuru bir temennidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Çalışmadan dua eden, silahsız harbe giden gibidir.) [Deylemi]
  • Keramet Değil, Ölçü

    Seyyid Tâhâ (kuddise sırruhû) müridi ve halifesi Seyyid Sıbgatullah Arvâsî (kuddise sırruhû) gönderdiği bir mektupta şöyle diyor:

    “Bir kişi, ihlâs ve muhabbet sahibi olup, Kur’an ve Sünnet’in ölçülerine göre amel yapıyorsa, biliniz ki o zat Allah dostudur. İsterse bu kişide hiçbir keramet görülmesin.”

    İlmin Değerini Korumalıyız

    Resûlüllah (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz buyuruyor:

    “İlmin âfeti unutmaktır. Ehli olmayanlara onu anlatmak da onu zayi etmektir.” (Darimî, Sünen)

    Bilgilerin devamı için kuvvetli bir hafıza lazımdır ve çalışmaya devam edilmelidir. İlmin değerini koruyabilmek için de onu anlamak kabiliyetinden mahrum ve kötü huylu kimselere öğretmemek gerekir. Böyle bir öğretim, fayda yerine zarar verir. İlmin, semeresiz kalmasına sebep olur.

    İlim

    Sadât-ı Kiramın büyüklerinden Abdülhâlık Gücdüvânî (kuddise sırruhû) şöyle buyuruyor:

    “İlmi olmayan sofi şeytanın maskarası olur. İlmi olmayan vesvese ve nefsani hilelerden kurtulamaz. Az bir ibadetle mağrur olur. Kendini birşey sanarak ibadetin şeklini değiştirir dalaletten bir çukura düşer.”

    Semerkand Takvimi
  • Keramet Değil, Ölçü

    Seyyid Tâhâ (kuddise sırruhû) müridi ve halifesi Seyyid Sıbgatullah Arvâsî (kuddise sırruhû) gönderdiği bir mektupta şöyle diyor:

    "Bir kişi, ihlâs ve muhabbet sahibi olup, Kur’an ve Sünnet’in ölçülerine göre amel yapıyorsa, biliniz ki o zat Allah dostudur. İsterse bu kişide hiçbir keramet görülmesin."

    İlmin Değerini Korumalıyız

    Resûlüllah (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz buyuruyor:

    "İlmin âfeti unutmaktır. Ehli olmayanlara onu anlatmak da onu zayi etmektir." (Darimî, Sünen)

    Bilgilerin devamı için kuvvetli bir hafıza lazımdır ve çalışmaya devam edilmelidir. İlmin değerini koruyabilmek için de onu anlamak kabiliyetinden mahrum ve kötü huylu kimselere öğretmemek gerekir. Böyle bir öğretim, fayda yerine zarar verir. İlmin, semeresiz kalmasına sebep olur.