Siz bu yazdıklarımı okurken, zaman su gibi aktı gitti değil mi? Oysa ben bunları bir ömre sığdırdım. Ve şimdi siz bir kitabı, ben ise bir ömrü bitiriyorum. Artık sayfalar bitti. Satırlar son buldu. Kelimeler tükendi. Ben sadece içimde taşıdığım bu hikâyeyle baş başayım. Ve hayat, her şeye rağmen devam ediyor…
Kayıp düşüncelerim, gölgelerde saklanan unutulmuş korkularım, adını koyamadığım hayallerim, beynimin kuytu köşelerinde usulca can buluyor karanlıkta. Bir ışık olamadım kendime ne yanan ne de yol gösteren. Hep ödünç alınmış bir parıltıyla, titrek adımlarla aradım yolumu. Karanlığın kucağında, hayallerimle korkularım dans ediyor sanki. Biri bir masal, diğeri bir kâbus… Ve ben, hâlâ bir gölge gibi, kendi ışığımı arıyorum. Yüreğimin derinliklerinde kaybolmuş olan bir kıvılcımı.
Artık bu hikâyeyi bilen tek kişi benim. Kimsesiz bir sır gibi, göğsümde ağır bir yük gibi taşıyorum onu. Yüreğimde sakladığım bu kutsal emanet, bir gün bir başkasının ruhunda yankılanırsa, işte o zaman gerçekten yaşamış olacak.