• IQ testleri, eğitim kurumlarının toplumsal ön yargılarına nesnellik ve “bilimsellik” görüntüsü veren araçlardır.
  • Kadın eğitim yoluyla erkeğin kafa arkadaşı olabilecek şekilde yetiştirilmezse, bilgi ve erdemin yayılması önünde engel oluşturacaktır; çünkü hakikat herkes için ulaşılabilir olmalıdır.
  • Doğru dürüst bir eğitim almamış bu insan Jakob Mendel'i daha iyi anımsayabilmek için ondan kalan bir kitabı yıllarca muhafaza etmişti. İnsanları birbirine yaklaştırmak ve böylece unutulup gitmeyi engellemek için kitaplar yaratıldığını bilmesi gereken bense kitapçı Mendel'i yıllarca unutmuştum...
  • 168 syf.
    ·16 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Hay bin Yakzan , Kitap Dünyam #doğuyukeşfet 2021 okuma maratonunun ocak ayı kitabıydı.
    Kitap iki ana kısımdan oluşuyor.
    İlk kısım İbn Sina’nın ikinci kısım İbn Tufeyl’in Hay bin Yakzan’ı.
    Yapı Kredi Yayınları ön sözde belirttiği üzre aynı olduğu sanılan(iddia edilen) bu iki öyküyü aynı kitapta sunarak karşılaştırma imkanı da yaratmış.Karakter isimleri ve ana fikir dışında benzeyen bir yön ben göremedim .

    İbn Tufeyl kısmı çok daha anlaşılır ve akıcıydı.
    Kitapta bol bol dipnot,açıklama,bknz’lar var bu durum aslında okuma hızını bir tık yavaşlatsa da anlama büyük ölçüde yardımcı ve bazı noktalarda taşların yerine daha rahat oturmasını sağlıyor.
    .
    Hay bin Yakzan bir arayışın ve buluşun hikayesi.
    Çoğu kişinin küçükken izlediği ve benim gözümden kaçan bir de çizgi film versiyonu var okuma sonrası göz atılabilir.
    Kitabın yolculuğu da en az hikayesi ve felsefi alt metinleri kadar ilgi çekici.
    Müslüman aleminin ilk romanı gibi bir ünvana sahip ancak çevrilmesi 1923 yılını ,kitaplaşması 1985 yılını bulmuş.
    Hay ‘ın hikayesi iki farklı ortaya çıkma öyküsüyle başlıyor.
    Bunlardan ilki ;ekvator bölgesinde uygun iklim şartların oluşması sonucu Hay’ın kendi kendine türemiş olduğu.

    İkincisi ise ;bir kadın sevdiği adamdan hamile kalıyor ve hükümdar abisinin gazabından korktuğu için çocuğu sepete koyarak denize bırakıyor ve adaya kadar sürükleniyor.
    Oradan geçen bir ceylan emzirerek çocuğu büyütüyor.
    Bir adada tek başına doğayla iç içe büyüyen bir çocuk etrafındakileri,canlıları,doğayı,maddeyi,evreni,gökyüzünü,anatomiyi sorular sorarak deneyimleyerek keşfediyor ,öğreniyor .
    Başından sonuna kadar sorduğu soruyu ;insan hiç bir eğitim almadan doğayı inceleyerek düşünerek insan-ı kamil aşamasına ulaşır mı?

    Hay’a göre yüce gerçekliklere ancak az sayıdaki üstün yaradılışlı insan ulaşabilir. Yani arıyor tarıyor insanların binlerce yılda ulaştığı noktaya,Tanrı’ya kulak verdiği için içten ona ulaşmaya çalıştığı ve mucizelerine inanıp sorgusuz sualsiz biat ettiği için aslında çoktan ulaşmış.
    Kitabın sonunda dini vecibelerini yerine getiren onu bazı konularda aydınlatan birisiyle de karşılaşıp fikirlerinin aslında doğru olduğunu sağlatıyor.
    Haklı olarak çok fazla Kur’an ayet ve hadis alıntısı ,benzetmesi var .
    Ve aslında kitabın üstten bir bakışı var bu kitap herkes anlasın diye değil sadece yaratıcının yolundan gitmeyi seçen onu özne kabul edenlerin, gönül gözü açık olanların anlayabileceği;gözü dünya malıyla,hırsıyla,günlük koşturmasıyla kapananlara fayda sağlamayacağı yönünde bol bol altı çizilen yer var.
    Kim neyi almak istiyorsa onu alır ,açıkçası kendinden sonraki dönemleri ve kişileri bu denli etkilemesi Robinson’a büyük bir ilham oluşu Spinoza’nın bile hikayeden nemalanmaya çalışması (çevirisini yaparken adını yazdığıyla ilgili bir anektod yer alıyor) saygı duruşunu hak ediyor.


    .
    Okunmalı.
  • 269 syf.
    ·3 günde·Beğendi·7/10 puan
    Çarlık Rusya'sininda kominizminde bir grup insanin kaz ciğeri ve havyar yiyen toplumun ise tamamen ihmal edildiği bir sistem olarak eleştiren yazar ülkemiz genç cumhuriyetini ve insanimizi yere göğe sığdiramamistir. Yazildigi donem itibariyle aslında her donem itibariyle tarafli kalemlerin oldugu bir dünya düzenini düşünürsek o günkü şartlarda tarafli kalemlerin varlığına ihtiyaç duyuluyordu. Bir taraftan cumhuriyetin gelmesiyle şeriat duzenini benimsemiş bir halkın içten içe  huzursuzluğu ve bir taraftan savaştan  işgalden  çıkan yoklukla mucadele eden halk ve tüm dünyada Lenin ile başlayan ve diğer ülkelere de sıçraması ihtimal dahilinde olan bolşevik ihtilali. Tüm bunlar düşünüldüğünde tabi ki genç cumhuriyette ki herşeyi güllük gülistanlık göstermek o zamanki okuru buna inandirmak önemliydi. Ayrıca kabul etmek gerekir ki değil biz 5000 yıllık mısır medeniyeti yönetse  o günkü şartlarda eserde tasvir edilen Genç Türkiyeyi kuramazlardi. Şimdi olduğu gibi eğitim sistemimiz,üretim araçlarımız , toplumsal standartlarımız hiç iyi değildi. O günkü Turkiyede de bir grup insan kaz cigeri ve havyar yiyordu. Halk mı ?  Ne bulursa.

    Keşke gerçek olamayan bir hikaye gerçekmiş gibi yansitilmasaydi. Ama eserin yazildigi tarihte bu iddia yada aksi kanitlanamaz dı çünkü dna testi 1953 te bulundu ve son çar Nikolay ve  ailesine 2000 li yillarda mezarlari açılarak test yapildi. Hepsinin yani  tüm aile fertlerinin bolşevik ihtilalinde öldürülmüş yada olmüş olduğu kanitlandi.
    Esere dönecek olursak hikaye gerçekten çok akici bir dille yazılmış. Acisever türk  dizi kivaminda olaylarin nereye gidecegini az çok tahmin ederek okuyorsunuz. Hikaye de imkansiz aşk,carlik rusyası,bolşevik ihtilali,  kominizmin getirdikleri götürdükleri, kandirilmis beyni yikanmis devrimciler, sınıfsal ayrımlar aile ici iletişimsizlik,mecburiyetler yokluk fakirlik çaresizlik gibi bircok toplumsal konular,sorunlar işlenmeye çalışılmış. Dediğim gibi kadin erkek okuma oranindan  da anlaşılacağı üzere acısever Türk diziler gibi izliyorusunuz olaylari.
    Beğenmedim sanmayın eser-i. Okutturuyor kendini. Çok tatli ve akici bir dili var yazarin.
    Yani en azindan yarim bırakacağınızı sanmıyorum. Saygılarımla
  • Fakat genç öğretmen -eğer biraz da sevimli ve güler yüzlü ve zeki ise- bütün acemiliğine, beceriksizliğine rağmen kendini kolayca sevdirebilir. Bazen canlı gözlerinin bir gülüşü sınıfı büyüleyiverir. Artık ondan sonra "zafer" onundur. Bütün çocuk ruhları elinin altında işlenmemiş zengin bir toprak gibi, onun vuracağı çapayı, onun atacağı tohumu bekler.
  • 266 syf.
    ·22 günde·Beğendi·7/10 puan
    Öncelikle bir ütopta ve distopya sentezli bu kitap 26. yüzyılda Londra'da geçmektedir.
    Henry Ford'un Tanrı(!) olarak görüldüğü bir yönetimle başlayalım.... Bu ütopyadaki insanlar doğarak değil, önceden belirlenmiş rollerini gerçekleştirmek üzere kuluçkalardan çıkarılmışlardır. Çocuklara eğitim hipnopedya (uykuda eğitim) denen yolla telkin edilir. Bu eğitim öyle bizim çocuklarımızı büyütürken öğretilen değerler ve bilgilerden ziyade cinselliğin çocuk yaşta normal gösterilip, ölecek olanların Hastane halinde bir yerde olup çocukların oraya kreş gibi gidip, ölümün her evresini görmelerini sağlayan bir eğitim. Aile, anne,baba kelimelerinin lanetli birer kelimeden ibaret olduğu, bir insanın birden fazla insanla cinsel ilişkide bulunabileceği, kitapta geçen tabirleriyle"Toplu seks Popolu seks", "Herkes herkes içindir!" gibi sloganlarıyla desteklendiği bir ütopya... Duygu, sevginin olmadığı tamamen robotlaşılan insanlar ve bu insanların "Soma" adı verilen uyuşturucuyu kötü zamanlarında {Kitaptaki tabiriyle :Mutluluk veren hap} düzenli olarak içtikleri ve kendinden geçtikleri bir hayat. Kitapta dikkat çeken yer yer cümleler de yok değil. "Tenimden dolayı beni istemiyorlar... gibi"
    Bir İngiliz olan yazarın, Amerika'da görülen çoğu şeyden esinlenerek yazdığı söylenebilir. Bir hiciv niteliği taşıyan bu kitap Amerika'nın yaşamına yer yer benzetilmektedir... Özgürlük, Cinsellik, Irkçılık gibi kavramlara yüklenen anlamlar....
    Kitap George Orwell'ın 1984 kitabından yola çıkılarak veya onunla kıyaslama yapılmasından yola çıkarak bu kitabın daha açık, anlaşılır ve güzel olduğunun kanaatindeyim...Ben keyifle okudum, umarım sizlerde okurken beğenirsiniz.....
    Keyifli okumalar
    Aldous Huxley Cesur Yeni Dünya