• 432 syf.
    ·5 günde·Beğendi·9/10
    "Ekim Devrimi" dünyada ilk ve en büyük sosyalist devletin kurulmasını sağlayarak ve sosyalist sistemin tüm dünyaya yayılmasına etki ederek 20. yüzyılın dünya tarihini etkileyen en önemli olaylarından biri olmuştur."
    (alıntı)

    Birçoğumuzun okuduğunu tahmin ettiğim kitapla ilgili yazacaklarıma başlamadan yukarıdaki alıntıyı yapmak istedim. 1917 deki bu büyük devrimden önce Rus işçilerinin, köylülerinin aristokratlara, burjuvaya karşı verdiği mücadeleyi bilmeden devrimi kavramak yeterli olmayacaktır. ︎
    Rus devrimci mücadelesini en ince ayrıntısını dahi ön plana çıkararak okurunu adeta işçilerle birlikte kâh o kasvetli fabrikalarda, kâh bildiri hazırlarken ya da dağıtırken olayların içindeymiş gibi hissettiren Maksim Gorki'nin, zamanında büyük ilgi görmüş halâ da çok değerli olan eserini sonunu bile bile heyecan içinde okudum diyebilirim. Oğlunu yolundan döndüremeyeceğini anlayan "Ana" o yola baş koyunca ikinci bölümden itibaren kendisini mücadelenin içinde bulur. Gençlerle birlikte doğru olduğuna inandığı yolda çok çaba sarfeder. ︎
    Aradan az ya da çok nekadar zaman geçerse geçsin bazı olaylar hiç değişmiyor. Hangi coğrafya hangi yüzyıl olursa olsun insanlık hep yerinde sayıyor sanki. (Bkz. Dün ve bugün yaşananlar)

    Yine kitap içeriğine dönersem, mahkeme bölümü ve Pavel'in (Pelageya'nın oğlu) bir manifesto niteliğindeki savunması harikaydı, belki de kitabın en can alıcı bölümüydü. Sonuç olarak, sosyalizmi, devrimi ve dolayısıyla ezilenlerin mücadelesini hakikatlarıyla anlatan muhteşem bir romandı. ︎
    Kitabı oldukça kalabalık ve güzel bir grupla okuduk, tartıştık. Katkısı olan herkese teşekkür ederim

    Son olarak: Kitabın kapağındaki "Ana" tasvirinin de içeriğe çok uygun yapıldığını belirtmeden geçemeyeceğim Yüz ifadesi mükemmel,okursanız anlarsınız nedemek istediğimi
  • Nasıl liberal düşünürler, burjuva demokratik toplumunun düşün ve esin kaynağı olmuşlarsa, Marks'la Engels de işte böyle sosyalist ideolojilere kaynaklık etmişlerdir. Marks'ı ve Engels'i tanımadan, 1917 Ekim devrimini incelemeden, ulusal kurtuluş savaşlarını yorumlamadan, bugün Güney Amerika'da ve Batı Avrupa'da yaşanan değişimleri değerlendirmeden bir sonuca varamayız.
    Uğur Mumcu
    Sayfa 6 - Tekin Yayınevi
  • 528 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Online kitap kulübüne katıldım. @klasikokurkitapkulübü ile okumaya başladığım ilk kitap, 2015 Nobel Edebiyat Ödüllü İkinci El Zaman.
Rus tarihi konusunda çok eksiğimin olduğunu biliyordum, anlamak için çok doğru bir kaynakla başlamışım. Sovyetler Birliği'nin dağılışı ve yeni Rusya'nın ortaya çıkışını anlatıyor. Üslubu akıcı fakat not alınması gereken yerler çokça olduğu için zamana yayarak okudum ben . Aydınlanma yaşadığımı söyleyebilirim. Rusya'nın son otuz yılını tanıklar kendi deneyimleriyle aktarıyorlar, kitabı asıl ilginç kılan bu açıklığı.
Rusya Federatif Sosyalist Cumhuriyeti 7 Kasım 1917'de Ekim Devrimi ile kurulup, 25 Aralık 1991'de SSCB dağılıyor. Gorbaçov, dönemin son lideri oluyor. Komünizm' de ortak mülkiyet var, lüks yok, kıyafetler tek tip, yaşantılar tek tip... Ama 80 küsür yıldır halk, böyle yaşamaya alışıyor. Sonra deniyor ki "ticaret yapmayı öğrenin, serbest piyasa bizi kurtaracak". Kapitalizm, biznes (yapsat) dönemi başlıyor. Ortalık karışıyor, Rus olmayanlar cezalandırılıyor, Yahudiler, Müslümanlar faili meçhul cinayetlere kurban gidiyor. Toplama kampları... Savaştan dönemeyecek insanlar, dönüp te yeni sisteme ayak uyduramayanlar...
"Kafesin biri, bir kuş aramaya çıktı." F.Kafka
Svetlana Aleksiyeviç bu büyüleyici kitapta, yirminci yüzyılı anlamlandırmaya çalışırken aşk ve ölüme, sevinç ve üzüntülerine dair hikayelerini anlatan insanların tanıklıklarına başvuruyor.
Belaruslu yazar Svetlana Aleksiyeviç, İkinci El Zaman kitabıyla 2015 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görüldü.

  • Tarih 1 Ocak 1921

    Yer: İzmir-Balçova

    200 yürekli sosyalist Yunan askeri infaz emri verildiğinde hep bir ağızdan haykırdılar;

    “ZİTO İ EPANASTASİS!” (Yaşasın İsyan!) diye.

    Sonrasında teker teker düştüler yere…

    Peki neydi onları bu sona getiren? 200 sosyalist Yunan askerinin kendi ordularınca katledilmelerinin sebebi neydi?

    1918 yılında I. Emperyalist Paylaşım Savaşı Almanya’nın yenilgisi ile sona ermiş, Almanya’nın yanında savaşa katılan Osmanlı Devleti de Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanması ile savaştan yenik ayrılmıştı. Osmanlı Devleti için ölüm fermanı olan Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanması ile birlikte Anadolu ve Ortadoğu’yu sömürgeleştirmek isteyen Avrupa emperyalistlerinin başını çeken İngiltere, Fransa ile birlikte zaman kaybetmeden Anadolu topraklarını işgal etmeye başlamıştı. İngiltere Anadolu’daki planlarını hayata geçirebilmek için kendine piyon olarak Yunanistan Başbakanı Venizelos’u uygun görmüştü.

    “Megalo İdea” adını verdikleri büyük ülküleri ile eskiden Bizans’a ait olan tüm toprakları yeniden elde ederek, “Konstantinopolis” diye adlandırdıkları İstanbul başkent olmak üzere, büyük Helen İmparatorluğu’nu yeniden kurmayı hayal eden Venizelos, amacına ulaşmak için İngiltere’nin kapıkulu olmayı seve seve kabul etmişti.

    Venizelos, bu hayallerine ulaşmak için vakit kaybetmeden 14 Mayıs 1919’da Yunan donanmasını Pire Limanı’ndan İzmir’e doğru harekete geçirmişti.

    Topraklarımızda bu gelişmeler olurken, yaşanan diğer bir gelişme de 1917 Büyük Ekim Devrimi’nin tüm dünya halklarına ilham kaynağı olmasıdır. Bu dönemde emperyalist savaş ve işgallere karşı halkların birlik ve kardeşliği güçlenmeye başlamıştır. Sosyalistler, emperyalist savaş ve işgallere açıkça karşı çıkmıştır. Bu karşı çıkışlar Yunanistan’da da etkili olmuştur.

    Daha sonra “Yunan Komünist Partisi” adını alacak olan Yunanistan “Sosyalist İşçi Partisi (SEKE)”,  I. Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mıza yönelik olarak aktif bir tutum almış, gerek Yunanistan’da gerekse cephede aktif bir savaş karşıtı propaganda örgütlemiştir. Partinin en büyük yayın organı olan komünist “Rizospastis (Radikal)” Gazetesi, özellikle ordudaki sosyalist askerlerin propaganda faaliyetlerinde çok etkili olmuştur. Sosyalistlerin emperyalist işgallere karşı militan söylemleri, Yunan askerleri arasında belli bir ilgi görmüş, ordunun bazı birimlerindeki sosyalist askerler oldukça etkin bir faaliyet yürütmüştür. Günlük Rizospastis Gazetesi 29 Ağustos tarihli sayısında cephede bulunan “Sosyalist Askerler Merkez Yürütme Konseyi” imzalı bir bildiriyi sayfalarına taşımıştır. Aynı bildiri bu yıllarda “Cephedeki Askerlerin Sesi” başlığıyla geniş bir biçimde halka ulaştırılmıştır. Bu bildiri ile Komünist Partisi dünya savaşına ve emperyalist paylaşıma karşı çıkarak, Yunan halkını dönemin Venizelos hükümetine karşı ayaklanmaya çağırmış ve Anadolu’ya yapılan işgal hareketini yayılmacı, emperyalist ve maceracı olarak değerlendirmiştir.

    İşte 14 Mayıs 1919’da İzmir’in işgali için Pire Limanı’ndan yola çıkan kruvazörlerde, bahsedilen Komünist Partisi’ne üye 200 asker de bulunmaktaydı. Bu askerler gemilerde “Yaşasın İsyan!” başlığıyla bildiri dağıtmışlardı. Bildiride; “Anadolu’nun işgali İngiltere emperyalizminin bir oyunudur. İngiltere mazlumların kanıyla yeni sınırlar çiziyor. Biz bu oyuna alet olmayacağız. Anadolu halkı bizim kardeşimiz. Biz onları öldürmeyeceğiz.”, denmekteydi.

    Fakat bu bildiri 15 Mayıs 1919 sabahı Yunan donanmasının İzmir’e çıkmasına engel olamamıştı.

    Bu arada; “Anadolu halkı bizim kardeşimiz, biz savaşmayacağız”, diye silah bırakan 200 Yunan sosyalist tutuklandı. Tutuklanan askerler aylarca hapis tutuldular ve işkenceye maruz kaldılar. Ancak içlerinden bir tanesi bile imzasını geri çekmedi. Aylar süren mahkeme süreci sonunda ise 200 sosyalist Yunan askerinin idam edilmelerine karar verildi. 1921 yılının ilk günü İzmir’in Balçova semtinin İnciraltı sahilindeki İşgal Kuvvetleri Komutanlığı Karargâhında 200 sosyalist Yunan askeri kurşuna dizildi.

    Aynı günlerde Anadolu işgaline karşı Yunanistan’da büyük direnç gösteren ve bu eylemler sonucunda “Vatana ihanetten” yargılanan yüzlerce parti üyesinden 117’si; “Kardeşime kurşun sıkmam”, “Anadolu’nun işgali emperyal bir oyundur”, dedikleri ve bu görüşlerinde ısrar ettikleri için Atina’da kurşuna dizilerek katledildiler. Fakat bu mücadeleleri boşa gitmemiştir. Ve bu onurlu insanların başlattığı isyan ateşi nedeniyle binlerce Yunanlı sokaklara dökülürken, Yunan Ordusu’ndan firar edenlerin sayısı 90 bine ulaşmıştır.

    Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mıza katkı sağlayan Yunan askerlerinin sayısı bununla sınırlı değildi tabiî ki.

    Yunan sendikacı Vasil’in anlattıkları Yunanlı sosyalist askerlerin emperyalizme karşı Anadolu Halkının yanında durmalarını anlamak açısından oldukça önemlidir:

    “1919’da askere alındım. Selanik dolaylarında teşkil edilmekte olan bir tümene gönderildik. Biz, Yunan İşçi Sınıfının davasının bilinçli mücahitleri olarak, Anadolu savaşının gerçek anlamını pek iyi biliyorduk. Yunan Halkının bu savaşa girmekte hiçbir çıkarı yoktu. Emperyalistlerin maksadı, uzun süren dünya savaşından sonra ellerinde kalmış tek yıpranmamış kuvvet olan Yunan Ordusu’ndan kendi sömürü alanlarını genişletmek için yararlanmaktı. Emperyalizmin işbirlikçileri, Yunanistan’ı emperyalizmin maşası durumuna düşürmüşlerdi. Ve biz gerçek Yunan vatanseverleri olarak buna seyirci kalamazdık.

    “Tümende en kısa zamanda örgütlenme işine giriştik. Başarılı da olduk. Takımlarda bile örgütümüz vardı. Şiar; ‘Kato Polemos’ (Kahrolsun Savaş) idi.

    “Selanik’ten hareket edeceğimiz gün, bizi vagonlara doldurdular. Tren hareket eder etmez, bir işaret üzerine, bütün pencerelerden sıkılı yumruklar dışarı fırladı. Askerler ‘Biz savaşmaya değil, Anadolu’daki asker kardeşlerimizi yurda getirmeye gidiyoruz.’ diye haykırıyorlardı. Tümenimizin adı ‘Kızıl Tümen’ olmuştu.

    “Ben, Türk kanı akıtmamaya and içmiştim. Türkler bir kurtuluş savaşı veriyorlardı. Türk’e kurşun sıkmak devrimci şerefle bağdaşmayan bir davranıştı.

    “Daha ilk gününden bilinçli Yunan proleterleri, emperyalizmin maşası Yunan burjuvazisinin ihanetini anlamış ve Türk Halkına karşı saldırıyı durdurmak için en çetin şartlarda mücadele etmiştir.”

    Emperyalistlere ve işbirlikçilerine karşı I. Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’nı kazanmamızda Yunanlı sosyalist kardeşlerimizin katkısı yadsınamaz bir gerçektir. Yine bir gerçek vardır ki, o da 1917 şanlı Ekim Devrimi’ni gerçekleştiren Sovyetler Birliği’nin I. Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mıza sağladığı katkılardır.

    Anadolu’da bağımsızlık mücadelesi verilirken, Ankara’nın en büyük destekçisi Sovyetler Birliği olmuştur. Mustafa Kemal ve silah arkadaşları önderliğinde yürütülen Kurtuluş Savaşı’mız için hiçbir karşılık beklemeden silah ve para yardımında bulunmuşlardır.

    Sovyet diplomat Aralov, anılarında Lenin’in, Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı hakkında kendisine söylediklerini şöyle anlatır:

    “Türkler, millî kurtuluşları için savaşıyorlar. Emperyalistler Türkiye’yi soyup soğana çevirdiler, hâlâ da soyuyorlar. Köylüler ve işçiler buna katlanamadılar ve baş kaldırdılar. Sabır bardağı taştı, gerek Doğu halkları gerek biz, emperyalist kuvvetlere karşı savaşıyoruz. Sovyetler Birliği emperyalistlerle olan işini bitirdi. Onları bozguna uğrattı ve memleketten kovdu. Onların dişlerini söktük, keskin tırnaklarını vücudumuza geçirmelerine izin vermedik.

    “Mustafa Kemal Paşa tabiî ki sosyalist değildir ama, görülüyor ki, iyi bir teşkilatçı. Kabiliyetli bir lider, milli burjuva ihtilalini idare ediyor. İlerici, akıllı bir devlet adamı. Bizim sosyalist inkılâbımızın önemini anlamış olup, Sovyet Rusya’ya karşı olumlu davranıyor. O, istilacılara karşı bir kurtuluş savaşı yapıyor. Kapitalistlerin gururunu kıracağına, padişahı da yardakçılarıyla birlikle silip süpüreceğine inanıyorum. Halkın ona inandığını söylüyorlar. Ona, yani Türk halkına yardım etmemiz gerekiyor.

    “Kendimiz fakir olduğumuz halde Türkiye’ye maddi yardımda bulunabiliriz. Bunu yapmamız gereklidir. Moral yardımı, yakınlık, dostluk, üç kat değeri olan bir yardımdır. Böylece, Türk Halkı yalnız olmadığını hissetmiş olacaktır.”

    Sovyet resmi verilerine göre I. Antiemperyalist Kurtuluş Savaşımız döneminde Sovyetler Birliği’nin Türkiye’ye yaptığı askeri ve nakdi yardımlar:

    39.000 tüfek, 327 makineli tüfek, 54 top, 63 milyon fişek, 147.000 top mermisi vs., 2 avcı botu, doğu sınırlarından eski Rus ordusunun bıraktığı askeri malzemeler, Ankara’da iki barut fabrikasının kurulmasına yardım, Fişek fabrikası için gerekli teçhizat ve hammadde sağlama, 200 kilo külçe altın 100.000 altın Ruble (kimsesiz gazi çocukları için yetimhane kurulması amacıyla) 20.000 Lira (basımevi ve sinema teçhizatı alımı için), 10 milyon altın Ruble…

    Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mız, Mustafa Kemal’in önderliğinde içerde Saltanata ve Hilafete; dışarıda Emperyalizme karşı yürütülürken en büyük desteği dünya emekçilerinden görmüştür.

    Hiç şüphe yok ki Yunan emekçilerinin Anadolu’daki saldırılara karşı direnmeleri ve Sovyet Rusya’nın I. Kurtuluş Savaşı’mıza verdiği maddi ve manevi destekleri, bizim Kurtuluş Savaşı’mızı I. ve II. İnönü, Sakarya, Büyük Taarruz zaferlerimizle taçlandırmış, emperyalistlere ve işbirlikçilere dünya emekçilerinin desteğiyle büyük bir tokat atılmıştır.

    Sosyalist kardeşlerimizin ve Sovyet Rusya’nın yardımları her ne kadar ders kitaplarında anlatılmayıp yok sayılmak istense de bizler her fırsatta bunları dile getirmeye, yok sayılanları var etmeye, unutturulmaya çalışılanları hatırlatmaya devam edeceğiz.
  • F.A
    F.A Kurtuluş Savaşı'nda Türk-Sovyet İlişkileri 1917-1923'i inceledi.
    640 syf.
    ·2 günde·Beğendi·6/10
    Stefanos Yerasimos, bu kitabında Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemi ve Ekim Devrimi'yle ileri bir aşamaya geçen
    Türk-Sovyet ilişkilerini ele alıyor.
    "Kurtuluş Savaşı " yıllarının toplumsal ve ekonomik çerçevesini, İlk ilişkinin kurulmasından, Mustafa Suphi ve arkadaşlarının uğradığı suikaste, Ankara'daki yönetici kadronun iç çekişmelerinden Lozan Konterası'na uzanan Cumhuriyet
    Türkiyesi'nin doğuşunun karmaşık ortamında iç içe giren ilişki ve çelişkiler yumağını somut durumlarıyla ortaya koyan bu çalışmanın önemli bir yanı da kitaptaki belgelerin hemen hepsinin -birkaçı dışında- Türkçede ilk kez yayımlanıyor olmasıdır.
    SSCB Dış Politika Belgeleri'inden faydalanılarak hazırlanmış olan bu kitap yalnızca bir belge aktarımı olmakla kalmayıp bu
    belgeler arasındaki ilişki ve bağlantıyı da ayrıntılarıyla
    inceliyor.
    Kitap "tarih meraklıları"ndan çok konunun uzmanları ve araştırmacılar için kaynak niteliğinde akademik bir çalışma olduğunu da belirtmekte fayda var.