• ...Eğer seyretmeseniz bile belgesel, evde televizyon olmasının mahçup açıklamasıdır.
    Metin Yeğin
    Sayfa 73 - Favela yazısı.
  • FELSEFE ÖĞRENCİLERİ HAKKINDA YANLIŞ BİLİNENLER!

    Bu programın öğrencileri, ülkemizde zekaları ve inançları konusunda en çok yorum/eleştiri yapılan öğrencilerdendir. Şüphe götürmeyen gerçek şudur ki, üç kuruş puanımızla, diploma aşkı ve para sevdası gütmeden okuduğumuz bölümün tasası sizlere düştü. Bizleri çok zeki sananlar (çok teşekkürler ama...) bilsinler ki, Felsefe programına giriş puanları çok düşüktür. (Gerçek bu.) Öyle öğrenci seçme sınavlarında canımızı dişimize taktıracak bir rakam değildir. Ve bizleri kaçık sananlar da (size de teşekkürler ama...) bilsinler ki, Felsefe'ye girmek kolay olsa da, girdiğimiz okulu bitirmek öyle kolay değildir. Kaldı ki, içeri girdiğimiz andan itibaren çıkmayı hiç düşünmeyiz. Tüm dersleri vermek ister, okulun bitmemesini dileriz. Belki hayatımızda ilk kez, ders çalışmaktan keyif alırız. Geçmiş gitmiş bir dönemin dersine ait bir kitabı açıp sırf eğlencesine okuruz. Her bir cümlesinde şaşırır, her bir cümlesinde mutlu oluruz. Biz o tercih formuna 'Felsefe' kelimesini yazarken, maddi ya da istihdam anlamlarında faydası olmayacağını bilerek gireriz bu yola. Çıkarsızcasına. Sadece gönülden. Korkmasın kimse... Zarar gelmez öyle öğrenciden.

    Gelelim tarz ve üslup yorumlarınıza. Hadi dökeyim eteklerinizdeki taşları. Entel mi takılıyoruz? Marjinal miyiz? İtiraf edin, bu kelimeleri Cem YILMAZ'dan öğrendiniz. Klasik müzik, belgesel filan. Televizyon izlemeyiz. Genelde tiyatroya gideriz. Ful kitap okuruz. Boynumuzda fular. Değişik bir görüntü, filan. Nedenini merak ettiniz mi hiç? Ediyorsanız hemen aydınlatayım. Değişik değiliz. Herkes gibiyiz. Tek farkımız, sizin ne düşüneceğinizi değil, kendimizin ne istediğini anlamaya ve yorumlamaya çalışarak yaşıyor olmamız. Zira "El alem ne der?" cümlesinden daha yüksek duvarlı bir hapishane yoktur. Fular takıyorsam, havalı olduğumdan ziyade, farenjit olduğum fikrini de ihtimaller arasına eklemelisiniz. Sürekli sanatsal faaliyetler, vay efendim eli kalem tutmalar, yok efendim kütüphane günleri düzenlemeler, parayı pulu sahaflara yatırmalar ama üstüne başına bir tane düzgün bir şey almamalar vs. vs... Sanki biraz özenti miyiz dersiniz? Dersiniz tabi. Hem de nerede dersiniz biliyor musunuz? Üstünüze 400 liraya aldığınız Lacoste T-shirtlerinizi giyip, bir arkadaşınızla Starbucks'ta oturup Caramel Macchiato'larınızı yudumlarken. Yine de, 10 liraya aldığımız bir kitabı, evimizde Türk kahvesi eşliğinde okuduğumuz için, sizin masanızda tartışılan konu bizim özentiliğimiz olur.

    Ama önyargılar biter mi? Sözel bölümüz biz. Sonuçta Edebiyat Fakültesi. Niye kasıyoruz ki... Ezber yaparız geçeriz, olur-biter. Öyle değil mi? Değil işte. Kabul, eşit ağırlıkla girmiş olsak bile baskın taraf sözelcilik. Fakat ezberle-geç mantığı Felsefe'ye sökmez. Okuyacaksın. Anlayacaksın. Hem kendin gibi, hem yazan kişi gibi, hem başkasının ne anladığı ya da anlayabileceği gibi düşünüp yorumlayacaksın. Bitti mi? Bitmedi. Sonra bu yorumlar etik mi diye dönüp sağlama yapacaksın. Yetti mi? Yetmedi. Etikse bile kitleyi hesaba katıp sınıf kontrolüne göre imaj belirleyeceksin. Sonra yine bitmeyecek. Her yaptığını, önce kendi içinde özümseyeceksin. Eğer bağlantıyı kurabilirsen, o zaman rahat bir nefes alacaksın. İçinde ahlak, din, dil, edebiyat, tarih, coğrafya, fizik, metafizik, biyoloji, kimya, psikoloji, antropoloji, ekoloji, epistemoloji, sosyoloji, ekonomi, girişimcilik, siyaset, politika, insan hakları, hukuk, kültür, fotoğrafçılık, bilim, eğitim, güzel sanatlar, teknoloji, dünya, uzay zart, zurt, cart, curt. Her şey var. Bunlar ünite değil, bizzat derslerdir. Hele ki mantık diye birkaç ders vardır ki, dillere destandır. Tek amacımız, bir diplomayla, birçok diploma bilgisine erişmektir. Evet, sonucu meslek edinememek ya da sektöre tutunamamaktır belki ama bizim mükafatımız bilgi'dir. Bu seçim kendimizden başka kimseyi ilgilendirmez. Kimseden hiçbir beklentimiz yoktur. Tek isteğimiz, bir parça saygıdır!

    Burnumuz büyük, her şeyi ben bilirim havaları... Arada bir özlü sözler söyleyip, filozof olmalar, karşıdakini ya da fikirlerini küçümsemek filan... Nasıl da ukalayız öyle değil mi? Değil be arkadaşım. Siz o Starbucks'ta oturup Caramel Macchiato'larınızı yudumlarken dedim ya, biz o kadar çok kavram, terim ve görüş hakkında fikir sahibi olup, öyle harika şeyler öğreniyoruz ki, ister istemez dilimiz değişiyor. O cümleleri kendimiz sevdiğimiz ve belki sizin de duyunca hoşunuza gider diye düşündüğümüz için söylüyoruz. Belki sizin için de bir şey ifade eder de, hayat görüşünüze ışık olur diye söylüyoruz. Bunu siz bilmiyorsunuz, biz biliyoruz diye hava atmıyoruz. Eğer bir şeyler söylüyor ya da sizin anladığınıza göre saçmalıyorsak, sadece paylaşım isteğimizden ileri geliyordur. Felsefe yolda olmaktır. Bizler yolculuk ediyoruz. Ve hepimiz birer yol arkadaşlarıyız. Ne biz öndeyiz, ne siz geridesiniz. Ne biz havadayız, ne de siz aşağıdasınız. Biz yan yanayız. Peki o halde siz neden sürekli önde ya da havada oluşumuzdan dert yanıyorsunuz? Şöyle de bir gerçek var ki, küçümsemek kavramıyla alakalı program bazlı etiket uygulamak, tam anlamıyla bir tümevarım hatasıdır. Sonuç itibariyle karşılaştığınız iki tane ukala felsefeci nedeniyle herkesi bir tutamazsınız. Bu çıkarım, geçersizdir. Eğer ukalalık olarak görmeyecekseniz, gerçekten mantık sembollerine dökerek bunun yanlış olduğunu size kanıtlayabilirim.

    ÖNERMELER:
    p: Ahmet Felsefe öğrencisidir.
    q: Ahmet ukaladır.
    r: Tüm Felsefe öğrencileri ukaladır.
    Sembol: (pΛq ⇒ r )
    Sembol Açılımı: Ahmet hem Felsefe öğrencisi hem de ukala ise tüm Felsefe öğrencileri ukaladır.
    Doğruluk tablosu üzerinde görelim.
    p q r pΛq pΛq => r
    D D D D D
    D D Y D Y
    D Y D Y D
    D Y Y Y D
    Y D D Y D
    Y D Y Y D
    Y Y D Y D
    Y Y Y Y D

    Mantık der ki; Ancak ve ancak, tüm değerleri doğru ( D ) olan önermeler geçerlidir. İçinde bir tane bile yanlış ( Y ) değeri alan önerme varsa geçersizdir.

    Görmüş olduğunuz gibi, her tutarlı cümle, maalesef ki geçerli cümle anlamına gelmeyebiliyor. Sadece havalı görünmek için, Felsefeyi kullanan egoist kişiler yok mu? İstisnalar dahilinde var. Her yerde olduğu gibi. Fakat bizler de onları inançlarımıza göre Allah'a, Tanrı'ya ya da Doğal seçilim'e havale ettik.

    Ve şimdi en acı ön yargınıza geliyorum. "Felsefe okuyanlar ateist olur." Bu konuyu bilerek sona sakladım. Bu çünkü en acımasızca ve (kusura bakmayın ama) en patavatsızca olanıdır. Yukarıdaki doğruluk tablosunu hatırlıyorsanız şayet, bunun geçersiz bir çıkarım olduğunu oradan da izleyebilirsiniz fakat benim söyleyeceklerim tablo ile sınırlı olmayacaktır. Yanlış anlaşılma olmasın. Ateizm bir hakaret kavramı değildir. Belki bu çıkarımınız, gerçekten ateist olan birinin gururunu bile okşayabilir. Fakat birey her neye inanırsa inansın, erdemli olan hiçbir insan bu etiketi hoş görmez. Kaldı ki insanların inanç seçenekleri, hiç kimseyi uzaktan-yakından ilgilendirmez. Bu cümle; muhtemel bir biçimde, inancı olan bir insanın ağzından ok gibi fırlar. Ve kendisi ile aynı inancı yaşayanın kalbine acımasızca saplanır.

    Acısından geçip, mantığına gelecek olursak: açın ve bakın derim. Ahlak, Etik, Din Kültürü vs. gibi dersler ya da üniteler neden sürekli her dönem karşımıza çıkan başlıklar arasında dersiniz? Gayet açık yüreklilikle itiraf ediyorum ki, ben Felsefe programını okurken okuduğum ve öğrendiğim ahlak ile erdemi, önceki yıllarımda aldığım din derslerinde asla görmedim. Kabul; sure, ayet ya da hadis ezberlemiyoruz. Arapça da öğrenmiyoruz. Fakat biz Arapları, dinleri, yaratanı ya da evreni, bunların nasıl oluştuğunu, nedenlerini, sebeplerini öğrenmeye çalışıyoruz. O hadisleri okuduğumuz zaman, ne anlama geldiğini daha iyi özümseyebilmek için algımızı genişletiyoruz. Ezberlemek için değil, okuduğumuzda gerçeği nasıl daha iyi anlayabiliriz diye uğraşıyoruz. Bu sürede de çevremize nasıl faydalı olur, ahlakı ve erdemi üzerimize nasıl giyeriz diye kafa patlatıyoruz.

    Şimdilerde bir laf tutturmuşsunuz gidiyor. "Sınava girerken dua ediyorsunuz, mezun olunca ateist oluyorsunuz." diye. Herkes tercihini yaşar. Elbet birimiz yanılıyor. Fakat bunun hangi taraf olduğunu asla bilemeyeceğiz. Ayrıca belki bir faydası dokunur diye söylüyorum 2-3 tane din kültürü Hocası tanıdım. Hepsi de Felsefe çıkışlıydı. Çıkarım yapabilmek için geçerli bir istatistik sayılmaz. Fakat sizin gönlünüzdeki tezi çürütmeye belki yeter. Ben İslamı çok güzel ve özel yaşamış bir dedenin torunuyum. Gurur duyuyorum. Öte yandan kalbi mis gibi olan ateist arkadaşlarım da var. Olmaya da devam edecek. Düşünmeyi bilen herkes bilir ki, sure ezberlemek için eğitim gibi bir baskı gücüne ihtiyaç yoktur. Allah'a inanan birey'in, ona yönelip avuç açması için, bir itici güce, bir otoriteye ihtiyacı yoktur. Onun tek lideri, iman dolu kalbidir. Ve bunu en doğru şekilde, siz inananların bilmesi gerekir. Eğer ki siz, insanları bu kadar kolay etiketleyebiliyorsanız, önce kendi imanınızı sorgulayın. Çünkü sorgulamak günah olsaydı, ilk emir "oku/anla" olmazdı.

    Kişi her neyin olduğuna ya da olmadığına inanıyor olursa olsun, onu insan yapan niyeti ve ahlakıdır. Ötesini bizim yargılamamız için insan'dan fazlası olmamız gerekiyor. Biz şimdilik insan olabilsek, kâfi.

    Umarım ki Felsefe hakkında biraz olsun yardımcı olabilmiş ve sizi ön yargılarınızın karanlığından kurtarabilmişimdir.

    Özgür Kalem
  • Peter Singer'ın bu kitabı Batı'da aslında büyük bir devrimin başlangıcı da sayılabilir, bugün hayvan hakları konusunda yazan çizen insanların her birinin mutlaka bu kitapla yolu kesişmiştir. Günümüzde veganizmin öyle ya da böyle daha fazla bilindiği, yayıldığı, bir çok insan için bir ahlâk ve etik meselesi olarak algılanmasının yanı sıra başka insanlara ahlâkçılık yapmak ve tepeden bakmak için bir poz olarak, bir yaşam biçimi olarak yaşanıp kullanıp tüketildiği de doğru. Peter Singer'ın kitabı daha önce benzerini kimsenin görmediği bir biçimde hayvanların endüstriler tarafından kullanılmasına dair bilgileri bir araya getirerek bu sömürüye dair çok çarpıcı bilgiler sunuyor. Hayvanları mezbahalardan, kürk çiftliklerinden, laboratuarlardan, sirklerden vb. kurtarma eylemleri yapan ALF'in kökünde de bu bilginin yatıyor olması gerek. Ancak Singer bir hayvan refahçısı sayılabilir aslında, yani tespitleri herkesi etkilese de bugün artık bir hayvan refahçısı olarak görülebiliyor, çünkü hayvan hakları ya da hayvan özgürlüğü adı verilen; hayvanların bütün sömürü biçimlerinden uzak, doğalarına uygun bir şekilde yaşamaları için insanlar tarafından kullanılmama, istismar edilmeme hakları olduğunu söyleyen ve bu yönde yasal ve yasal olmayan adımlar atan hayvan hakları görüşünü değil, aslında hayvan refahçılığı görüşünü yani hayvanları kullanalım ama yaşama haklarına saygı duyalım , öldürülseler bile en azından canlarını mümkün olduğunca yakmayalım gibi bir görüşü savunuyor daha çok.

    Hayvan hakları konusu bugün çok daha geniş ilgi gören bir konu çünkü ekoloji, eşitlik, biyotoplum gibi bir çok kavram içerisinde hayvanların da adı geçiyor ve daha önemlisi tanık olunan büyük ve son derece sıradanlaşmış, olağanlaşmış kötülüklerle ilgili bilgimiz arttıkça bu konunun bir ahlâk meselesi olduğu düşüncesi de daha fazla kabul görüyor. Peter Singer'ın kitabını okumak yerine 2008 tarihli Earthlings belgeselini izlemek (ya da izlemeye çalışmak) daha etkileyici bir sonuç çıkarabilir ortaya. Earthlings belgeseli hiç izlemeyen ve bilmeyenler için şok edici bir etki yaratabiliyor ve ben dahil- hiç abartısız yüzbinlerce- belki milyonlarca insanın vejetaryen, vegan, hayvan hakları eylemcisi vb. olmasında çok büyük bir etkisi var. Earthlings belgeseli bir anlamda Singer'ın kitabının perdeye uyarlanmış hâli denebilir, ama o da sadece endüstrileri, çiftlikleri, veya gelenekleri bir nebze anlatıyor; oysa Facebook ve internette görmekten yorulduğumuz ve son derece moral bozukluğu yaratan nice video var ve burada sadece ve sadece sırf kötülük yapmak, kendisinden zayıf olan bir canlıya acı çektire çektire onu öldürmek ve bu öldürme eylemini videoya çekmekten mutlu olan, haz alan insanlar olduğunu görüyoruz. Crush filmler gibi sapık insanların hayvanları yavaş yavaş ezerek öldürdükleri ve aynı anda videoya çektikleri sömürü ve kötülük biçimleri ya da hayvanlara tecavüz ve hatta hayvan genelevi gibi sivri kötülük biçimleri ise iki eserde de görünmüyor.

    Çok büyük bir oranda bu dünyada;

    - hayvanları zevk için, keyif için öldürmek
    -hayvanları gelenek adına öldürmek, yaralamak
    - hayvanlara tecavüz etmek
    -hayvanları yük aracı olarak kullanmak
    -hayvanları işgücü olarak kullanmak
    -hayvanları sirklerde, yunus ve balinaların kullanıldığı su parklarında kullanmak
    -hayvanları hayvanat bahçelerine tıkmak
    -hayvanları sıvıları için öldürmek
    -hayvanları derileri için öldürmek
    -hayvanları kürkü için öldürmek
    -hayvanları dişleri için öldürmek
    -hayvanları kozmetik, ilaç vb. deneylerinde kullanmak
    -hayvanları askeri amaçlarla kullanmak
    -hayvanları ilahi, dini, insani amaçlar için kurban etmek
    -hayvanları gelenekler uğruna katletmek

    yasak değil. Zekâları, hayatta kalma güçleri insanlar gibi olmadığı için, bu denli örgütlü bir kötülüğe karşı çıkamadıkları için bu canlılar ancak izler ve bakarsak görebileceğimiz bir kötülükle, belki şeytanın bile şaşıracağı bir kötülükle yok ediliyorlar. Hayvanların zekâları kendi türlerine özgü olmak, doğalarına göre yaşamak anlamında son derece yeterli ve yerinde ama insanlarla yaşamak için uygun değil, çünkü ne yaparlarsa yapsınlar başlarına geleni ne anlayabiliyor ne de bunu değiştirebiliyorlar. 2012 yılında Cambridge üniversitesi'nde bir grup akademisyen memeli hayvanların bilinçli canlılar olduğuna dair bir deklarasyona imza attı; su parklarıyla ilgili inanılmaz çalışmalar var, hindistan'da, ABD'de yunusların ve balinaların, primatların insanlar gibi yasal hakları olmasını talep eden çalışmalar yürütülüyor... Hayvan haklarına dair bilgiler arttıkça, veganizm, vejetaryenizm, ekolojik mücadelelerle hayvanların yaşadığı zulümlere dair farkındalık geliştiriliyor; bu kötülüğün görmezden gelinmesi için ancak gerçekten kötü, vurdumduymaz, bu sömürüden menfaati olan bir insan olunması gerekiyor.

    Hiç bilmeyen, hiç bakmayan, hiç şahit olmayanlar için Singer'ın kitabı bir başlangıç olma özelliği taşıyor. Earthlings, The Cove, Cowspiracy, The Witness vb. daha nice belgesel ve film ise bu bilgiyi daha ileri götürmek için bir sonraki adım olabilir. Özellikle Earthlings belgeselini herkesin mutlaka izlemesi gerektiğini düşünüyorum.