Oguzhan Kocyiğit, Son Ada'yı inceledi.
19 May 02:50 · Kitabı okudu · 11 günde · 5/10 puan

Kitap, adaya darbeci bir Bașkanın gelmesinin ardından, yașanan sahneyi gözler önüne seriyor. Bu sahnede zalimlik ve mazlumluk yan yana seyir alıyor. Hangi tarafın kazandığını bașlarda, anlatıcının da cümleleri ilr anlayamıyoruz. Kendisi de açıklık getiremiyor; bir insan niçin ebediyen kötülük içerebilir? Insanı böylesine zarar makinesi yapan nedir? vs. Ara ara böyle sorguya çekiyor kendini anlatıcı ve bu sorular kendi kafasında netlik kazanamıyor. Anlatıcı yalnızca adada hüküm süren yanlıșlara, aldanmıșlıklara ve sahtekarlıklara bakakalıyor...
Ekolojik denge üzerinde de, harika bir șekilde durulmuș ve bu konuda bazı bilgiler edinmemizi sağlamıș, Livaneli. Kitapta en çok hoșuma gidense zaten bu hayvanların adadaki mücadeleleri idi. Önce martılar, sonra tilkiler daha sonra yılanlar ve ardından leylekler... Sonra?? Sonrası mı kaldı, denge bozulunca bir daha geri gelmek bilmiyor ve bașkanın çözüm arayıșları devam ediyor. Guya demokratik bir șekilde, oy birliğiyle bașkanın düșünceleri destek alıyor ve planlar gün yüzüne çıkıyor. Öyle bir plan yapılıyor ki....... Geriye terk edilmiș bir ada kalıyor..
Livaneli'nin kitap bitiminden sonra, siyasi görüșleri ve söyleși türünde bir yazı mevcut. Bu kısmı okumakta keyif vericiydi. Her ne kadar Livaneli'nin romanı ele alıș biçimini beğenmesem de, düșüncelerine katılmasam da...

SosyologÇa, Kaos'un Kutsal Kitabı'ı inceledi.
14 May 23:46 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 8/10 puan

Kaos’un Kutsal Kitabı: Bir manifesto denemesi
Kitap adında da anlaşılacağı gibi, adeta bir kaosun içine bizi bırakıyor. Bir anda bütün felaketlerle başbaşayız.
Yazara göre insanlığı geldiği nokta aslında insanlığın bitiş noktasıdır. Ve adeta felaket tellallığı yapmaktadır. Bunu yaparken kendisini çağın peygamberi olarak tanımlamakta, bütün bu gerçekliği çıplak gözlerle gördüğünü dile getirmektedir. Bu yüzde entelektüel camiada görmezlikte gelindiğini vurgulamaktadır.
Ancak kafasındaki peygamberlik tinsel değil, maddi dünyanın çürümüşlüğün dile getiren bir düşünür olarak açıklar.
Kitap aslında bir manifesto gibidir. Kitap, radikal bir dönüşümü esas alacak kadar dili serttir. Mevcut bütün kurumsal anlayış ve yapılara meydan okumaktadır. En başta düzen dediği devlet, aile, din, bilim ve geleneklerin; insanların yitik kitleler haline dönüştüren birer araç olduğunu savunmaktadır. Bu kurumsal yapılar arasında zimi bir ortaklaşma olduğunu savunmaktadır. Neticede elit bir iktidarın kurgulamış olduğu bir yaşamı, milyarlarca insanın yaşamını yok edeceğini savunmaktadır.
Yazar özelikle bu sistemin merkezi uygarlık dediğimiz, devletçi yapılarla birlikte inşa edildiğini savunmaktadır.
İnsanın gittikçe doğadan uzaklaşması ve doğaya karşı pervasızca saldırganlığı bütün ekolojik sistemi tahrip etiğini söylemektedir. Ve insanlığın geleceğini korkunç yıkımı kaçınılmaz olduğunu savunmaktadır. Çünkü güncel de yaşadığımız hayata bunun emareleri ortadadır. Bu yüzde gelecekteki insanlığın kendi özüne dönüş dediği savaşında çok azı hayatta kalacağını savunmaktadır. İnsanlığın böyle bir gelecekte; mevcut koşullarda savunmuş olduğumuz değer yargıların büyük çoğunluğunda vazgeçeceğini belirtmektedir. Ve böylece bu yanılgı perdesinde kurtulacağımızı inanmaktadır.
Kuşkusuz her kesin kitabın okumasına ihtiyacı vardır. Bugün yaşadığımız dünyada, insanlığın artık çare bulamadığı açlık, savaşlar, kültürel yozlaşma, ekolojik sorunlar, aşırı yabancılaşma ve tüketim çılgınlığı gibi bir çok sorun söz konusudur. Maalesef bu durumun farkında olan bir avuç insan çaresizce beklemektedir. Farkında olmayan milyarlarca insan ise umursuzca bu karanlığa sürüklenmektedir. Bu anlamda kitabı her kesin okumasını tavsiye ediyorum.

Al Kullan At
Her şeyin tek kullanımlık olmaya gittiği ve insanları beceriksizleştiren bir sistemde yaşıyoruz. Kimse elbisesini dikmek için uğraşmıyor çünkü meşakkatli ve yenisi ucuz. Kimse ayakkabısını tamir etmiyor o da meşakkatli ve yenisi ucuz. Toplumsal olarak verdiği utançtan bahsetmiyorum. Elektronik eşyalarda öyle, bir çoğunun sistemi karmaşıklaştı ve zaten yenisini almak için bozulmasını beklemiyoruz. Artık üretimlerde yenisini satmaya yönelik, bunu tamir parasının yenisini satın almaya yaklaşan ücretlerden anlamış olmalısınız. Bize tamir ettirmedikleri gibi edilmesine de izin vermiyorlar. Elde yıkanmayan çamaşır ve bulaşıktan bahsetsem komik bir duruma düşerim herhalde. Daha kötüsü yemek yapmayı bilen insanların azalıp donmuş gıdalardaki çeşitliliğin son zamanlarda artmış olması. Hayatımız yavaş yavaş şirketlerin kontrolüne geçmeye başlamış bile. Bir süre sonra becerebildikleri tek şey fiyat-performans verimliliği olan insanları görürsek şaşırmayalım. Ekolojik hasar ayrı bir başlık zaten.

Aslı T., bir alıntı ekledi.
12 May 14:02

Ulrich Beck bundan yirmi yıl kadar önce "risktoplumu" kavramını türetmiş ve temel öznel tutumumuzun "açım"dan "korkuyorum"a kaydığına dikkat çekmiştir. Bugün korkuya sebep olan şey, mevcut tehditlerin nedenlerinin şeffaf olmayışı, nedenlerin aşkın olmaktan ziyade içkin olması (tehlikeye yol açan şeyin ne ölçüde kendimiz olduğumuzu bilmiyoruz). Doğal ya da ilahi Öteki karşısında güçsüz değiliz; kendi gücümüzü anlamaksızın, giderek daha güçlü hale geliyoruz. Her yerde riskler baş gösteriyor ve bunlarla başa çıkmaları için bilimcilere bel bağlıyoruz. Fakat sorun tam da bu noktada başlıyor: Bilimciler/ uzmanlar bildiği farz edilen öznelerdir, ama bilmezler. Toplumlarımızın giderek bilimselleşmesinin hiç beklenmedik bir özelliği vardır: Deneyimlerimizin en mahrem alanlarında (cinsellik ve dinde) bile uzmanlara her geçen gün biraz daha bel bağlıyor olsak da, söz konusu evrenselleşme bilimsel bilgi alanını sadece tutarsız ve antagonistik bir Bütün-olmayan'a dönüştürür. Kanaatlerin (doxa) çoğulluğu ile tek bir evrensel bilimsel hakikat arasındaki eski Platoncu ayrımın yerini, birbiriyle çelişen "uzman kanaatleri" dünyası alır. Ve her zaman olduğu üzere, böyle bir evrenselleşme özdüşünümselliği de beraberinde getirir: Beck'in açıkça belirttiği gibi, bugünkü tehditler esasen dışsal (doğal) tehditler değil, bilimsel ilerlemelerle (endüstrinin ekolojik sonuçları, kontrol edilmeyen biyogenetiğin ruhsal sonuçları, vs. ) bağlantılı faaliyetlerimiz sonucunda oluşan tehditlerdir. Neticede, bilimler risk kaynağı (ya da risk kaynaklarından biri), riski kavramamızı ve tanımlamamızı sağlayacak tek mecra olduğu kadar, tehditle başa çıkmanın, bir çıkış yolu bulmanın da kaynağıdır ( ya da kaynaklarından biridir) - Wagner'in "Yara ancak onu açmış olan mızrak tarafından iyileştirilebilir" sözü böylece yeni bir geçerlilik kazanır.

Ahir Zamanlarda Yaşarken, Slavoj Zizek (Sayfa 437 - Metis Yayınları, Çeviri: Erkal Ünal)Ahir Zamanlarda Yaşarken, Slavoj Zizek (Sayfa 437 - Metis Yayınları, Çeviri: Erkal Ünal)
Kübra A., bir alıntı ekledi.
10 May 23:57 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Hijyenik, kokusuz bir ceset
Bazı ülkelerde, gömülmek ya da yakılmak dışında başka seçenekler de var. Örneğin İsveç firması Promessa Organic AB, mezar yeri sıkıntısının ve çevre kirliliğinin her geçen gün arttığı dünyamızda, kalıntıları ortadan kaldırmada işe yarayacak yeni bir yöntem geliştirmiş. Ceset önce donduruluyor, daha sonra sıvı azota daldırılarak, kırılgan hale getiriliyor. Ses dalgalarıyla organik bir toza dönüştürülen gövde, vakum altında kurutuluyor. “Hijyenik ve kokusuz” olduğu iddia edilen son ürün, mısır nişastasından yapılmış bir kaba aktarılıyor ve fazla derin olmayacak şekilde toprağa gömülüyor. En geç 6 ayda, iyi bir gübreye dönüşüyorsunuz. Firma, en sevdiğiniz ağacı üzerinize dikmeyi, böylelikle sizi hızla ekolojik döngüye katmayı öneriyor.

Labirent, Sevil Atasoy (Sayfa 145 - Doğan Kitap (E-kitap))Labirent, Sevil Atasoy (Sayfa 145 - Doğan Kitap (E-kitap))

Modern dönemle başlayan kent akımları, artık çoktan taşmaya başlayan bir göle dönüştü. İnsanların bir kurtuluş, refah ve aydınlanma mekanları olarak gördüğü kentlerin artık bu işlevlerin büyük çoğunluğunu yitirdiğini görmekteyiz. Kentlerde yaşayan insanların ezici çoğunluğu işsiz yada düşük maaşla geçimini sağlamaktadır. Aynı şekilde insanların çoğu her hangi bir kültürel aktiviteye katılma imkanı bile bulamıyor. Bunun yanında sürekli yapılaşma ve betonlaşma hem mimari anlamda bir plansızlığa hem de doğal ekolojik yaşamı tehdit etmektedir. Modern dönemler öncesi kent-taşra simbiyotik ilişki günümüzde asimetrik bir vaziyet almış durumda. Şehir artık bir ahtapot gibi her şeyi midesinde indirmektedir. Ve nüfusun büyük çoğunluğu üretimden tüketime geçmiş durumdadır. Bu yüzde her geçen günle birlikte toplumsal sınıflaşmanın makas ağzı açılmakta, eşitsizlik uçurumu derinleşmektedir. Bu çok köklü bir soruna dönüştü, gerçekliği ıskalanması toplumsal felakete davetiye çıkartmaktır. Bu yüzde kendimize ve doğaya tekrardan bakmaya ihtiyaç vardır. Yaşamı mekanla merkezleştirmeden yeni alternatifler düşünmek zorundayız.

Bayanvirgül, bir alıntı ekledi.
02 May 18:21 · Puan vermedi

Kültürel yozlaşmayı, ekolojik felaketleri, ilişkileri teslim alan bireyselciliği, aşkların, sevdaların uğradığı mutasyonu da tartıştık.

Seher, Selahattin Demirtaş (Sayfa 119 - Dipnot yayınları)Seher, Selahattin Demirtaş (Sayfa 119 - Dipnot yayınları)
R.T, bir alıntı ekledi.
01 May 13:40 · Kitabı okudu · İnceledi

Haşhaşı bittiği yerde yok edecek bir madde, bir etken imal etmek kolay olsa bile, onun daha da kötü bir sonuca, çok daha tehlikeli bir yan etkiye sebep olması mümkündü. Çünkü insanoğlu ne zaman tabiatın dengesini bozmaya kalkışsa böyle olurdu. Haşhaşın bitmesini engelleyecek bir ilaç toprağın iki yüz yıl kısır, verimsiz kalmasına yol açardı ki, uyuşturucu ile mücadele uğruna böylesine büyük bir ekolojik felaket göze alınamazdı.

Dişi Kurdun Rüyaları, Cengiz Aytmatov (Sayfa 240 - Ötüken Yayıncılık)Dişi Kurdun Rüyaları, Cengiz Aytmatov (Sayfa 240 - Ötüken Yayıncılık)