• Kitabın edebi yönüyle ilgilenmiyorum. Mesleki olarak okuduklarımın dışındakilerde, yani zevk için okumalarımda psikoloji ve felsefe alanındaki düşünme becerime sağladığı katkıyla ilgileniyorum. Temelde insan düşünce ve davranışını anlamak amaç. Tabii her soğuk kanlı bilimci düşünce gibi onun arkasındaki ajanda da davranışları önceden kestirebilmek ve kontrol edebilmek. Bunun içe dönük bir yansıması da var elbet. Din ehlinin kendini bilmek dediğiyle kast ettiği beceriye bir hayli yakın.

    Bu konuda, kurgu alanında klasikler ve onlardan etkilenen daha güncel yazarların romanları çok etkili. Psikoloji alanının, akademisyenleri tarafından yazılmış gerçek literatür taramaları ve Yalom'un çok eseri gibi psikoloji soslu romanlar da tatminkar. İşe yaramayan, anlamaya katkısı olmayanlar ise köpürtülmüş popüler kurgu romanlar ile yüzeysel hazırlanmış kişisel gelişim kitapları.

    Kurgu olmayan bir kitabın yüzeysel olup olmadığını referanslar listesinin var olup olmamasından anlayabilirsin. Eğer gerçek akademik yazına göndermeler verilmiyor ve bunlar eserin sonunda açıkça listelenmiyorsa o kitap tırttır. Kurgu romanın senin düşünce dünyana bir şeyler katıp katmayacağına dair önceden kestirimde bulunmak ise daha güç. Elbette her metin her insana bir şeyler öğretir ama ömür sınırlı, okunacak sayfa sayısı belli. O yüzden neyi okuyacağını güzel, amaca uygun seçmek elzem. Kurgu roman seçerken bu sitenin, goodreads'in benzerlerinin puanları, önemli dergi ve kuruluşların "yüzyılın en iyi romanları", "gelmiş geçmiş en büyük kurgu eserler" gibi listeler de yol gösterici oluyor. Zevkine, düşüncesine güvendiğin insanların görüşleri de okumaya yön verebilir.

    Ayrıca, bir yazar keşfettikten sonra ondan devam etmek de gayet verimli. Mesela okudun Suç ve Ceza'yı, beğenmedin. Tamam, başka yazara geç. Ama çok beğendiysen artık Dostoyevsky'den yürüyebilirsin. Budala'dır Karamazov Kardeşler'dir çiz yolunu. Sonra o beğendiğin yazardan etkilenmiş daha güncel isimlere doğru gelebilirsin. Mesela Oğuz Atay ne okuyayım diye soran bir gence demiş ki "Dostoyevsky'yi okudun mu? Önce onu oku bitir, sonra gel konuşalım." Dolayısyla Dostoyevsky sevdiysen bir de Oğuz Atay'a bak.

    Diyelim aldın bir kitabı başladın ama yürümüyor, sıkılıyorsun. Bırak gitsin. Demek ki o sana uygun değil. Aldığın kitapların kabaca yarısını okumayıp bırakmak bile çok dert değil, diyor İlber Ortaylı. Ömür sınırlı olduğuna göre neyi okuyacağımızı seçmemiz lazım. Yoksa onu zorla oku, bunu zorla sündür, olacak iş değil.

    Levent Pekcan diye bir adam var. Teknoloji yayınlarını takip edenler bilir. Edebiyat fakültesi mezunudur. Orta yaşlı denebilir. O mesela, belli bir yaştan sonra da çok uzun kitap okumaya pek meyletmediğini anlatıyor. Kayıp Zamanın İzinde serisi çok hoş, çok güzel. AHmet Hamdi Tanpınar'ın betimleme olayını kimden esinlendiğini çok daha iyi anlıyor insan. Yanında bir kadınla yürüyen bir adamın güz ucuyla karşısından gelenlere bir anlık bir bakışını bir sayfa anlatıyor ve işin garibi sen bunu zevkle okuyorsun. Fakat toplamda minik minik puntolarla 1500 sayfa. O yazar yerine 4-5 tane farklı yazarın düşünce dünyasına dalabilirsin o kadar zaman içinde. Bunu göz önünde bulundurup seçim yapmak akıllıca olabilir.

    Klasikleri ilk defa okuyacaksan çok fazla yayınevinin bastığını ve çoğunun çevirisinin kötü olduğunu fark etmen lazım. Hangi çevirilerin iyi olduğunu ekşi sözlük, burası ve benzeri yerlerden araştırmak lazım. genelde bulunuyor. Ama hiç fikir yoksa YKY, İş Bankası, İletişim, Remzi, Can gibi bilindik yayınevleri tercih edilebilir. Çevirmenin adı da bir googlelatılırsa kalite hakkında yine fikir elde edilebilir.

    Son olarak klasiklerin bir kısmını yeniden okumak lazım. 10 yıl önceki sen ile şimdiki sen arasında çok fark var. Muhtemelen o kitabın hakkını verememişsindir. Yeniden okumak fena fikir değil.

    Tarihi kişiliklerin ilk kaynaklarından felsefe okumaları (psikolojiye doğrudan etkileri dışında) ve şiir ise bana uzak.
  • Tıpkı diğer büyük rus yazarlarında olduğu gibi (dostoyevski, puşkin) tolstoy'un da türklerle karşılaşması kaçınılmazdı. ünlü silistre savunması'nda rus ordusunda tolstoy da bulunmaktaydı. tabii türklerin karşı cephesinde. neyse ki atalarımızın kurşunu ustayı ıskalamış *. zaten cervantes'i de inebahtı'da sakatlamıştık. bunu da öldürseydik edebiyat tarihini en çok etkileyen millet olabilirdik. ama tersten *.
  • Ekşi sözlük'te bir yazar böyle bir başlık açmış. Buna göre Ekşi Sözlük yazarının, V. isimli bir kız arkadaşı bir kitap yazmış. Yayınevi de kitabı red edip, basmamış. Ekşi yazarı da kitaptan bir alıntıyı da ekleyerek bu duruma ne kadar üzüldüğünü yazmış. V. isimli arkadaşını Victor Hugo, Honore De Balzac, Ernest Hemingway isimli yazarlar ile karşılaştırmış.

    Söz konusu kitaptan alıntı:
    "ne güzel şey bu böyle! ne dalış! şehirdeyken menteşelerin hafif gıcırtısıyla kocaman camlı pencereleri açıp temiz havaya erişince da hep bu hisler kaplardı kalbini. nasıl taze, nasıl sessiz; elbette buradakinden daha sakin olurdu o hava, ilk saatlerde: bir dalganın vuruşu, bir dalganın öpüşü gibi soğuk ve keskin ama ( o zamanlar on sekizinde bir kız için) esrarengiz; orada, açık pencerede dururken, dehşetli bir şey olacak diye beklerken, çiçeklere, tepelerinden duman çıkan ağaçlara, bir alçalıp bir yükselen ekim kargalarını izlerken; öylece durup bakarken, o müdahil olana kadar: "o da ne, sebzelerin arasında felsefe mi yapıyoruz?" -öyle miydi?- "insanlar karnabaharlardan kat kat üstündür bence." -öyle miydi? büyük ihtimalle bir sabah kahvaltıda söylemişti bunu..."

    Altta diğer Ekşi yazarlarının bu duruma yaptığı bazı yorumlar:
    -nasıl taze, nasıl sessiz'den sonrasını okumadım. öyle roman olmaz olsun bence de. olmaz olsun.
    -ille de roman olsun, ister çamurdan olsun.
    -genç yazarları desteklemek gerektiğini düşünmekle birlikte, dosto, balzac ve hemingway gibi yazarlar ile konu olan yazar arkadaşı şu örnek metin ile karşılaştırmak da saçmalamanın dik alasıdır.
    -haddinden fazla berbat olan romanımsı karalamadır.
    -neyse ki albert camus ile kıyaslamamış. yoksa çok sinirlenirdim
    ...

    Fakat, uyanık bazı Ekşi yazarları trollemenin farkına varmış. Söz konusu alıntı Virginia Woolf'un, Mrs. Dalloway isimli kitabından yapılmış. Tabii, herkes pert. :)

    Bir metnin yazarının, metne bakış açımız üzerindeki etkisini göstermesi bakımından dikkat çeken bir "trolleme" olmuş. :)

    Olayın bağlantısı: https://eksisozluk.com/...n-tatli-kiz--5760671
  • Başucumda bir pencere var; yazın pencereyi açtığınızda ağustos böceklerinin sesini pek rahat duyabilirsiniz, aynı zamanda ayı ve yıldızları da seyredebilirsiniz. Sihirli kutum gibi o pencere, oraya bakarak dünyanın binbir türlü hayalini kurabilirsiniz kurduğunuz bütün hayaller o gökyüzü kadar gerçek gelmeye başlar hatta cok kurarsanız gerçek olur..(ekşi sözlük)