• Sovyet şairi..
    Soljenitsin'in ivan denisoviç'in hayatında bir günadlı romanını okurken, romandan müthiş bir şekilde etkilenir ve takım elbise giyip, kravat takarak romanı okumaya devam eder. 
    - "böylesi bir epiği pijamalarla okumak saygısızlıktır!"
  • TGRT Haber kanalında denk geldiğim bir haber var. Antalyalı Eray epilepsi hastası. 5 yıl önce takılan pil sinyal vermeye başlamış. Pil biterse yine nöbetleri başlayacakmış. Ailenin maddi durumu yok. Masrafların karşılanması gerekiyormuş. Lütfen haberi paylaşalım. Belki Ekşi Sözlük'ten biri vardır bu platformda. Belki de haber paylaşılmıştır orada kim bilir? Birçok yardım kampanyasından onların sayesinde haberim oluyor. Şimdiden teşekkürler.
  • düştüğün zaman ailen yanındadır, kalktığında ise herkes. 
    eğer düştüğün zaman başkası da yanında olmuşsa o da senin ailene dahil olmuştur.

    134340 nickli ekşi sözlük yazarının babasına ait.
  • Prof. Celal Şengör, dün gece Ekşi Sözlük'teki soru cevap etkinliğinde, insan dışkısı yediğini anlatmış. Bu adamı oldum olası sevmedim, medyada yer almak, isminden söz ettirmek için her türlü şaklabanlığı yapmaya hazır. Eskilerin, "Okumak cehaleti alır, eşeklik baki kalır” sözü ne kadar da doğru.
  • Bir insan nasıl bu kadar içli olabilir? Bugün bu parçayı defalarca dinledim. Ümit Yaşar Oğuzcan çok hisli bir şairimiz. Bir gün onun kitaplarına da sıra gelecek inşallah. Ama önce bir parça dinleyelim bu şiirin şarkısını. -> https://www.youtube.com/watch?v=FBzoCpOQlQw

    bu kadar yürekten çağırma beni
    bir gece ansızın gelebilirim
    beni bekliyorsan, uyumamışsan
    sevinçten kapında ölebilirim

    belki de hayata yeni başlarım
    içimde küllenen kor alevlenir
    bakarsın hiç gitmem kölen olurum
    belki de seversin beni kimbilir

    kal dersen, dağlarca severim seni
    bir deniz olurum ayaklarında
    aşk bu özleyiş bu, hiç belli olmaz
    kalbim duruverir dudaklarında.

    ya da unuturum kim olduğumu
    hatırlamam belki adımı bile
    belki de çıldırır, deli olurum
    sana kavuşmanın heyecanıyla

    aşk bu, bilinir mi nereye varır
    ne durdurur özlemini, seveni
    bakarsın ansızın gelebilirim
    bu kadar yürekten çağırma beni.

    Şiiri Ekşi Sözlük'ten kopyaladım, birebir doğru mu bilmiyorum ama bu hâli de çok güzel.
  • Kitabın edebi yönüyle ilgilenmiyorum. Mesleki olarak okuduklarımın dışındakilerde, yani zevk için okumalarımda psikoloji ve felsefe alanındaki düşünme becerime sağladığı katkıyla ilgileniyorum. Temelde insan düşünce ve davranışını anlamak amaç. Tabii her soğuk kanlı bilimci düşünce gibi onun arkasındaki ajanda da davranışları önceden kestirebilmek ve kontrol edebilmek. Bunun içe dönük bir yansıması da var elbet. Din ehlinin kendini bilmek dediğiyle kast ettiği beceriye bir hayli yakın.

    Bu konuda, kurgu alanında klasikler ve onlardan etkilenen daha güncel yazarların romanları çok etkili. Psikoloji alanının, akademisyenleri tarafından yazılmış gerçek literatür taramaları ve Yalom'un çok eseri gibi psikoloji soslu romanlar da tatminkar. İşe yaramayan, anlamaya katkısı olmayanlar ise köpürtülmüş popüler kurgu romanlar ile yüzeysel hazırlanmış kişisel gelişim kitapları.

    Kurgu olmayan bir kitabın yüzeysel olup olmadığını referanslar listesinin var olup olmamasından anlayabilirsin. Eğer gerçek akademik yazına göndermeler verilmiyor ve bunlar eserin sonunda açıkça listelenmiyorsa o kitap tırttır. Kurgu romanın senin düşünce dünyana bir şeyler katıp katmayacağına dair önceden kestirimde bulunmak ise daha güç. Elbette her metin her insana bir şeyler öğretir ama ömür sınırlı, okunacak sayfa sayısı belli. O yüzden neyi okuyacağını güzel, amaca uygun seçmek elzem. Kurgu roman seçerken bu sitenin, goodreads'in benzerlerinin puanları, önemli dergi ve kuruluşların "yüzyılın en iyi romanları", "gelmiş geçmiş en büyük kurgu eserler" gibi listeler de yol gösterici oluyor. Zevkine, düşüncesine güvendiğin insanların görüşleri de okumaya yön verebilir.

    Ayrıca, bir yazar keşfettikten sonra ondan devam etmek de gayet verimli. Mesela okudun Suç ve Ceza'yı, beğenmedin. Tamam, başka yazara geç. Ama çok beğendiysen artık Dostoyevsky'den yürüyebilirsin. Budala'dır Karamazov Kardeşler'dir çiz yolunu. Sonra o beğendiğin yazardan etkilenmiş daha güncel isimlere doğru gelebilirsin. Mesela Oğuz Atay ne okuyayım diye soran bir gence demiş ki "Dostoyevsky'yi okudun mu? Önce onu oku bitir, sonra gel konuşalım." Dolayısyla Dostoyevsky sevdiysen bir de Oğuz Atay'a bak.

    Diyelim aldın bir kitabı başladın ama yürümüyor, sıkılıyorsun. Bırak gitsin. Demek ki o sana uygun değil. Aldığın kitapların kabaca yarısını okumayıp bırakmak bile çok dert değil, diyor İlber Ortaylı. Ömür sınırlı olduğuna göre neyi okuyacağımızı seçmemiz lazım. Yoksa onu zorla oku, bunu zorla sündür, olacak iş değil.

    Levent Pekcan diye bir adam var. Teknoloji yayınlarını takip edenler bilir. Edebiyat fakültesi mezunudur. Orta yaşlı denebilir. O mesela, belli bir yaştan sonra da çok uzun kitap okumaya pek meyletmediğini anlatıyor. Kayıp Zamanın İzinde serisi çok hoş, çok güzel. AHmet Hamdi Tanpınar'ın betimleme olayını kimden esinlendiğini çok daha iyi anlıyor insan. Yanında bir kadınla yürüyen bir adamın güz ucuyla karşısından gelenlere bir anlık bir bakışını bir sayfa anlatıyor ve işin garibi sen bunu zevkle okuyorsun. Fakat toplamda minik minik puntolarla 1500 sayfa. O yazar yerine 4-5 tane farklı yazarın düşünce dünyasına dalabilirsin o kadar zaman içinde. Bunu göz önünde bulundurup seçim yapmak akıllıca olabilir.

    Klasikleri ilk defa okuyacaksan çok fazla yayınevinin bastığını ve çoğunun çevirisinin kötü olduğunu fark etmen lazım. Hangi çevirilerin iyi olduğunu ekşi sözlük, burası ve benzeri yerlerden araştırmak lazım. genelde bulunuyor. Ama hiç fikir yoksa YKY, İş Bankası, İletişim, Remzi, Can gibi bilindik yayınevleri tercih edilebilir. Çevirmenin adı da bir googlelatılırsa kalite hakkında yine fikir elde edilebilir.

    Son olarak klasiklerin bir kısmını yeniden okumak lazım. 10 yıl önceki sen ile şimdiki sen arasında çok fark var. Muhtemelen o kitabın hakkını verememişsindir. Yeniden okumak fena fikir değil.

    Tarihi kişiliklerin ilk kaynaklarından felsefe okumaları (psikolojiye doğrudan etkileri dışında) ve şiir ise bana uzak.
  • Tıpkı diğer büyük rus yazarlarında olduğu gibi (dostoyevski, puşkin) tolstoy'un da türklerle karşılaşması kaçınılmazdı. ünlü silistre savunması'nda rus ordusunda tolstoy da bulunmaktaydı. tabii türklerin karşı cephesinde. neyse ki atalarımızın kurşunu ustayı ıskalamış *. zaten cervantes'i de inebahtı'da sakatlamıştık. bunu da öldürseydik edebiyat tarihini en çok etkileyen millet olabilirdik. ama tersten *.