Sorunum Bukowski'nin geleneksel şiir yazmaması değil bu arada. Farklı şiir anlayışlarına alışkınım. Ancak birçok şiirinde, şiiri şiir yapan duygusal ya da düşünsel yoğunluğu bulamadım. Metinleri günlük yaşam gözlemlerinin satırlara bölünmüş halleri ama şiir sadece satır kırmak değil; bir duygu, sezgi, imge ya da düşünceyi yoğunlaştırmadır daha çok.
Bukowski yer yer güçlü anlar yakalasa da bende kalıcı bir duygu ya da estetik etki bırakmadı. Acı var, yalnızlık var, kırgınlık var; fakat çoğu zaman bunlar şiirsel bir derinleşmeye ulaşmıyor. Bir duyguyu anlatıyor ama her zaman hissettiremiyor. Benim eksik bulduğum yanı da bu oldu.
Onun daha çok övgü aldığı roman ve karakter yaratımı alanlarına yönelmek gerek bir de.
İyi kitaplar okumanız dileğiyle...
Bundan 2000 yıl önce hayatı çözmüş, hayatın getireceği olumlu olumsuz her şeye karşı insanın gardını alabileceğini öğüt veren bir başyapıt. Onlarca kişisel gelişim kitabı okumak yerine bu ve Marcus Aurelius'un eserini okumak, sosyal hayatta yaşadığımız zorluklara yardımcı olacaktır. Bu arada Epiktetos'un yetiştirdiği öğrenci Marcus'tur.
Epiktetos'un bu eserinde düalizmi görüyoruz. Eser filozofun öğrencileri tarafından kaleme alındığı için, günümüze eksik gelmiştir. Bu kitabı okuyan bir arkadaşım ben bunları zaten biliyorum demişti. Ama bilmek ve anlatılanları hayata uygulamak çok farklı. İçselleşmeyen bilgi her zaman teğet geçer.
Güzel, akıcı bir oturuşta bitecek bir kitap. Ama nedense Freida 'nın bu kitabını çok sevemedim. Eksik kalan bir şey var sanki. Hikâye sarıyor ama beni çok etkilediğini söyleyemem.
'Bunu Düşünmek İstemezdim'i kitaptan bir cümleyle anlatmak istesem, şu cümle olurdu: "... artık orada olmayan bir duyguyu, bir ânı hatırladım." Kitabın tamamı ikiz kardeşlerden
Dünya bilim tarihinin en önemli isimlerinden olan merhum Fuat Sezgin hocamızın bu kitabını okuyunca "İslam Dünyasındaki Zenginlik" in ne kadar çok olduğuna bir kez daha şahit oldum. Fuat Sezgin'in hayatından yola çıkarak bilim ve araştırma dünyasının içerisinde İslâm Dünyasının etkilerinin ne kadar çok olduğunu bu kitapta bir kez daha fark ediyoruz. İslâm, aslında bilim ve araştırmaya çok değer veren bir din ve bunu Kur'an'ı Kerim'de çoğu ayette dile getirir. Zaten İslamiyet'in yayılışı ve İslam'ın en önemli temsilcilerinden olan Osmanlı Devleti'nin Kuruluş ve Yükselme dönemlerinde de bu durumu fark ettiğimiz müddetçe bilimde ne kadar ileri gittiğimizi görmemek için ancak kör olmak gerekir. Ne zamanki İslâm'dan uzaklaştık işte o zaman bilim ve araştırma dünyasından da uzaklaştık ve yetkiyi Batı Dünyasına verdik. Bilim ortak mirastır. Zamanında Batı'dan ilmi alıp geliştiren İslâm Dünyası, zamanla elindeki ilmi Batı Dünyasına verdi ve ne hikmetse kendisini artık hep Batı'dan eksik gördü. Oysa eksiklik İslam'da değil bizzat ilim ve bilimi kullanmayı öteleyen insanlarda idi.Bu eksiklikten kurtulmanın reçetesi ise bellidir: İslam'a sarılıp ilim ve bilime önem vermek. İslâm Dünyasının ilim ve bilime verdiği değeri öğrenmek isteyen herkese bu kitabı okumasını tavsiye ederim.