• 492 syf.
    ·Puan vermedi
    Ay’ın birçok ilginç özelliği (karanlık tarafını biz görmediğimiz için karanlık dememiz gibi) barındırdığı malumunuzdur ama taşıdığı adlar kadar tuhafı yok sanırım. Her kratere, her tepeye ve her düzlüğe biz dünyalılar türlü türlü isimler taktık: Yılan Denizi, Yaratıcılık Denizi, Bulutlar Denizi, Köpük Denizi, Düşler Denizi, Fırtınalar Okyanusu, İyilik Gölü, Keder Gölü, Lüks Göl, Ölüm Gölü, Nefret Gölü, Azınlık Gölü, Yalnızlık Gölü, Düşler Gölü, Zaman Gölü, Salgın Bataklığı, Uyku Bataklığı… (3) Sonra fazla hayal kurduk deyip “Düşler Denizi” isminden vazgeçtik ve yerine “Küçük Deniz, Bilinmeyen Deniz, Yeni Deniz,” diye adlar taktık. Demem o ki tek bir su buharını bulundurmayan Ay’a bunu yakıştıramadık ve onun için en azından sözcüklerin ironisini kullanıp denizler, göller ve bataklıklar yarattık.

    Jemisin de gerçekten kurguya geçerken -kitabının daha ilk sayfalarında- depremlerle sarsıntıların, patlayan dağlarla volkanların, kül bulutlarıyla asit yağmurlarının eksik olmadığı ülkesine “Sükûnet” ismini vererek benzer sözcük ironisini kullanıyor ki bunun Beşinci Mevsim’de en sevdiğim yön olduğunu söylemek istiyorum.

    Mustafa İzmirli

    İncelemenin tamamı için: https://kayiprihtim.com/...e-baska-seyler-daha/
  • sunu

    bedenini bir dünya haritası gibi dizlerime
    serip de, yollar aradım yürümek için

    içime çekmek için hava, koklamak için çiçek
    ve bir kadın, yaşamı benimle bölüşecek

    sevdiğim şeyleri sevecek, bir incir ağacından
    damlayan süt dolarken memelerine

    çocuklar doğuracak, kara gözleri
    dünyaya bıkıp usanmadan sorular soran

    kendiyle yüzleşmekten çekinmeyen, doğayla
    ve insanla sonuna dek barışkın...

    yüzünü ak bir kitap gibi ellerimde
    açıp da, umutlar aradım yaşama ilişkin

    uçurumların yamacında kök salacak ağaçlar
    boğulanlara uzanacak bir kol belki

    bunun için sevgilim, seninle başlattım bu şiiri.

    şiir i

    sen bir deniz kızısın, saçları
    düşlerimin erimince uzayan
    yağmurda kıpırtılı, güneşte gümüşsün
    bir yakamoz ağı, geceyle atılan

    sen bir deniz kızısın, doğanın
    yüzgörümlüğü olsun diye bana sunduğu
    allayıp pulladığı ayışığının
    yelin, terkisine atıp kapıma koyduğu

    sen bir deniz kızısın, yaşamla ölümü
    iki kaşının arasında öpüşür buldum
    yaşamı seçtiysem sensin nedeni
    ölümdeki sonsuzluğa seninle erdim...

    şiir ii

    sen yollara yürürsen, çiçekler de yürür
    şaşarım gülüşünün ardından güneş doğmazsa
    bir çocuk, kapıları kırıp kırlara koşmazsa
    o ufuk çizgisinin düşüncesiyle özgür

    bedeni ışık olup da yüzüme akan düş
    eğninde samanyolu, ülker, çobanyıldızı
    o uzak kıyıların, mersinlerin kızı
    deyin ki, şairin yüreğinde açan bir gülmüş...

    şiir iii

    günlerce gözlerinin aylasında
    dağılıp, devindi bütün biçimler
    kimi bir çocuk sevinci buldum orada
    kimi de uçsuz bucaksız keder

    günlerce gözlerinin aylasında
    dönüp durdum bir gece kelebeği gibi
    kanına sinmek için, o ipek soluğuna
    işığına gömüldüm de yaktım kendimi...

    şiir iv

    seviyorum, ırmaklar gibi boşanıyor
    bu sözcükler yüreğimden
    deniz oluyor da sonra, köpürüp inleyen
    bütün kıyılarımda saçların uzanıyor

    seviyorum, hiç solmayan bir çiçeğe
    dal olmanın sevincini duyar gibi
    uçsuz bucaksız gökyüzü belki
    senin kanatlandığın bir mavilikte

    seviyorum, bu sevdanın seninle
    bitmeyeceğine inanacak kadar
    yüreğimi dolamadım ki ben telörgülerle
    sen gidersen, sana benzeyenler var...

    şiir v

    ellerini tutarken kanın sızıyor damarlarıma
    gözlerinle gözlerim arasında incecik bir köprü
    kuruluyor ve üstünde iki yürek düşe kalka
    yürüyor, kirpiklerinin kıvrımlarına düğümlü

    usuldan bir yağmur başlıyor sonra
    bir damla düşüyor aramıza ve giderek bir ırmak
    oluyor da, biz iki ayrı kıyıda
    bakışıp duruyoruz el sallayarak...

    şiir vi

    bedeninin her noktasından söz alıyorum
    öpmek için, uğurlarken seni ayrılığa
    boğazımdaki taş güle dönüşüyor
    öyle görünüyor, dudaklarımın ucunda

    beni böyle anımsa, böyle düşün istiyorum
    gülümseyen bir adam, ağlar gibi, sarsak
    anla ki, yitik bir ülkeyi korumaya benzer
    bir şairin sevgilisi olmak...

    şiir vii

    okyanusun taşması bile bir damlanın günahıdır
    ki sen bir ırmaktın yaşamımda
    bütün çelişkilerin barıştığı bir alan
    aykırı bir düş, bütün karabasanlara

    bir çiçeği sıkıştırıp dudağımın ucuna
    tek bir söz söylemeden insanlara seni soruyorum şimdi:
    o ki, yürek gönderlerine her sabah çektiğim bayraktır
    ölümden sonra inandığım tek dünya... görmediniz mi?

    şiir viii

    seni gülüşü gül olup da açan kız
    uzandığım her kapıda yüzümü saran esinti
    seni, yürüyüşü yağmur, kokusu nergis
    seni, turuncu düş, seni deniz mavisi...

    eksik kalmış tek sözcüğü uzun bir şiirin
    bir dalın açmamış o son tomurcuğu
    yüreğime selamsız sabahsız girdiğin
    belli, geçerek o dikensiz yolu

    seni, yaz günleri topraktan tüten buğu
    o bir anlık, bir solukluk yağmurlardan sonra
    seni, sevincin yangını, acının külü
    gittin artık, bu şiirler kaldı bana

    gittin artık, ardında mavi bir tütsü
    saçarak, geniş ufuklarından sonsuzluğun
    ey kara sevdalarımın göçmen kuşu
    diyemem istesem de, seni unuttum...

    şiir ix

    gene şiirlere dönmeliyim, dargın ve uzak
    bir gülüşü parçalayarak içimde
    yaşamım hep böyle sürüp gidecek
    karşılıksız soruların bildik seyrinde

    gene şiirlere dönmeliyim, yenilmiş
    binlerce kez taşlanmış bir adam olarak
    şiirde kazanan aşkta yitirirmiş
    zar tutanlar gülebilirmiş ancak

    gene şiirlere dönmeliyim, öyle kırgın
    öyle yalnızım ki, sığmıyorum sözcüklere
    gene şiirlere, şiirlere sevgilim
    burgaçlar yaratarak yorgun beynimde...

    şiir x

    yazıya dökülmemiş masallar, saza vurulmamış türküler gibisin içimde
    unutulmaya yakın, bir köşede saklanan
    uyanılmış düşler gibisin gecenin bir yerinde
    sabah olunca kopuk kopuk anımsanan

    yüreğime oyalar işledi sevdan, turuncu, mavi
    ipekten portakallar, deniz köpükleri, ama
    bütün turuncular donuk kırmızıya
    ve bütün maviler mora dönüşüyor şimdi..

    şiir xi

    yardım et bana, çıkayım bu uçurumdan
    biraz da senin ellerinle kurtulur dünya
    sen beni seversen çocuklar büyür
    karşılık bularak bütün sorularına

    yardım et bana, çok acı çekiyorum
    bu şiir her sözcüğüyle bir yara bende
    nasıl ki, yayından fırlayan ok
    yatağına gerisin geri dönerse

    sensin, sevgilimsin, beni bilirsin
    usandım artık dünyayı sorgulamaktan
    yardım et bana, kendimle barışayım
    kanıtlar devşirerek taştan, topraktan..

    şiir xii

    şair, sevmedi seni o esmer çiçek
    bu sevdada konuşacak şimdi ne kaldı?
    o havva ki, adem’i kaburga kemiğinden
    bir kez olsun yaratmadı

    şair, sevmedi seni o esmer çiçek
    bedeni bir taş gibi gömülse de sularına
    boğuldu bütün denizlerinde, bunaldı
    ve birdenbire çekip gitti sonra

    şair, sevmedi seni o esmer çiçek
    o aykırı düşlerin senin, soruların gelini
    yitirdi rengini, yadsıdı anlamını artık
    hep kendine bakan bir ayna gibi..

    şiir xiii

    burada bitiyor bir sevda, yenisi nerde?
    başlar; ya da başlar mı bilmem?
    kendi derinliğiyle dolan bir kuyu mu
    yüreğim; kendi boşluğuyla yetinen?

    burada bitiyor bir sevda, ele avuca
    sığmayan kederle, kimi gülüşler ve bir
    o kadar da unutulmaya yatkın anılar
    bırakarak geride; belki de birkaç şiir..

    sürüp gidecek yaşamım, kimi yerlerde
    sanki yeniden okur gibi bir romanı
    ve gülümser gibi yine aynı şeylere
    sıkıntılı, dalgın; çoğunlukla acılı.

    burada bitiyor bir sevda, kaldım işte
    yine dağlar, uçurumlar arasında bir başıma.
    burada bitiyor bir sevda, önsöz gibiydi
    bir çağrıydı, daha nice yeni sevdaya...

    şiir xiv

    onun dolaştığı yollara yağmur yağmasın
    yıllar sonra bulayım ayak izlerini
    onun saçlarını yel savurmasın
    dursun kıvrımları öyle, öptüğüm gibi

    nasıl unuturum ki gülüşü gül olanı
    sevgilimdi, ya da ben öyle sanırdım
    o gitti, elimde bir çiçek dağınıklığı
    bütün yolların ucunda kalakaldım.

    deniz, ona çok sevdiğimi söyle
    bir gün gelir de kıyına böyle durursa
    sularını kollarım bil, o ak köpüklerinle
    onu bir de benim için okşa...

    sonu

    ben dünyanın yitiği, yaşamın üveyoğluyum
    acıyım, acıdan da öte bir şeyim belki

    bir kız sevdim gülüşü düşlere akan
    benim dışımdaki her yerden gelirdi sesi

    burgaçlandı birdenbire gözleri- boğuldum...
  • Eksik Düşler
    Daha önce nerelerdeydin çok geç kaldın
    Yüreğim eksildi eskiden bambaşkaydım
    Ben eski ben değilim, yazık yarım kaldın
    Artık baharım yok ki sonbahara vardım


    Güller de kurudu tıpkı gençliğim gibi
    Günler de tükendi nafile geri gelmez ki
    Hüzün bana dost olmuş, beni terk edemez ki
    Yüreğim sürgünde, istese de sevemez ki


    Ertelendi hep duygularım, çok geç kaldın
    Düşlerim eksildi eskiden bambaşkaydım
    Sen eski sen değilsin, yazık yarım kaldım
    Artık kaçarım yok ki nihayete vardım


    Güller de kurudu tıpkı gençliğim gibi
    Günler de tükendi nafile geri gelmez ki
    Hüzün bana dost olmuş, beni terk edemez ki
    Yüreğim sürgünde, istese de sevemez ki

    T.Deniz Kara
  • “Aşk dediğin= fakirliktir çünkü bir yanın eksik kalır. Aşk= uykusuzluktur çünkü sabahlara kadar uykusuzluk çekersiniz.

    Aldığın nefes yetmez olur artık. Sokak çocukları gibi dışarıdadır artık yüreğin. Aşk dediğin yoksulluktur ve kaybetmektir aşk. Aşk bencillikten, kendinden vaz geçmektir. Hiç fark etmeden nelerden vazgeçtiğini bilmemektir aşk. Yani ceplerini sonuna kadar boşaltmaktır. Aşk bir çeşit yoksulluktur. Mantığını kaybedersin adeta. Kim ne derse desin güler geçersin. Aşk uğruna tüm sevdiklerini yıkıp geçersin. Aşk hayatından vazgeçmektir. Aşk kazanma ihtimalin az olduğu bir çeşit kumardır. Kartın limitini aşmaktır beklide.. Onsuz gezemez onsuz yiyemez onsuz uyuyamaz olursunuz. Özgürlüğünü bile hibe etmektir aşk. Sana ait olmayan kalbin içine sığmaya çalışmaktır. Güzel bakan bir çift göze esir olmaktır, yani aşk dediğin gönüllü hükümlülüktür. Bazen olmayacak duaya bile âmin diyebilmektir. İmkânsızla inatlaşabilmektir aşk. Harikulade şiirler yazdığını sanarak şair oldum sanmaktır aşk.

    Yanından geçen güzellikleri görmeden geçmektir = Aşkın gözü kördür.

    Aşk= kıskançlıktır. Yanından geçen dişi kuştan bile kıskanmaktır.

    Birini kendinden çok sevmek=kendini unutmaktır aşk. Yemeğin bile en güzel yerini ona ayırmaktır. Her acısını misliyle yüreğinde hissedersin. Aşk dediğin= yoksulluktur. Bedenini, kalbini ruhunu başkasına teslim ederek düşler bahçesinde açan çiçeklere bakarak avunmaktır aşk. Belki de kendine özüne dönmektir. Hayat koşuşturmaları ve çekiştirmelerinden uzaklaşıp her mevsimin tadını çıkarmaktır. En değerli aşk soğuk bir kalbe sevmeyi öğretmektir. Vaz geçilmeze çevirmektir. Bütünlüğü öğretmektir. Dış güzelliğe değil iç güzelliği sevmektir aşk. Gelip geçici aşkı kara sevdaya çevirmektir aşk.”
  • * SPOİLER İÇERİR *

    Şu dakikada öyle büyük bir elem duyuyorum ki..Gözlerim kitabın arasından sızan iğne ucu deliği kadar olan o boşluğa dalgın ve kocaman bir şaşkınlık içinde bakıyor. Küçük dostumu yeni kaybettim. İçim onun acısıyla harmanlandı. Hüznümün ve öfkemin birbirine karıştığı şu dakikalarda, dostumun keder dolu yazgısının ruhumda yarattığı kırıkları yazıya dökmem oldukça zor. Yinede herkes dostumun hikayesini merak edip okusun ve günde bir parçada olsa dostumu ansın diye kâğıt ve kalemle iş birliği yaptım. Kelimelerimi dikkatle seçeceğim. Biraz uzun olacak ama dostumun, werther'imin sizden çalacağım vakti sonuna kadar hakettiğine inanıyorum.
    Werther'le tanışmam, oldukça yalnız ve kimsesiz hissettiğim bir zamanıma denk geldi. Doğrusu ben daima bir parça böyle hissetmişimdir. Ama o gün yalnızlığın zirvesindeydim. Kendi nefesimin beni boğduğunu duyumsuyor,müthiş bir endişeye kapılıyordum. Klasikleri göz gezdirirken onu gördüm. Hiç düşünmeden elime aldım. Ve ilk sayfayı araladım. Daha o an anlamıştım, karşılaşmamız tesadüften ziyade kaderin eseriydi. İlk satırlarda aslında kaderin, bana ışıltılı birşekilde "yalnız değilsin" deme şeyliydi. Kader bana şöyle diyordu "Ey güzel insan, sen de onun gibi bir tutkunun esiriysen, onun acıları sana avuntu olsun, eğer yazgından veya kendi hatandan dolayı bir arkadaş bulamıyorsan, bu küçük kitap dostun olsun. " ... "Dost? Gerçekten mi? " tam olarak böyle sordum kendime. Kitabın ilk satırları beni heyecanlandırmıştı. Müthiş güven duymuştum. İçten içe sevinmiş, bir parça mutlu olmuştum. Daha önceden de Goethe ile ilgili birtakım araştırmalar yapmış olduğumdan yazmış olduğu kitap, işlemiş olduğu konu ve elbette kitabın sayfalarına çizmiş olduğu karakterlerle anlaşabileceğime hiç şüphe yoktu. Goethe'nin düşünce yapısı ve bakış açısı ayrıyetten topluma ve hayata karşı kesin duruşu beni onu ilk tanıdığım günden bu yana herzaman çok etkilemiştir. Bu sebeple kitabı o gün aldım ve werther'le bu şekilde tanışmış oldum. Goethe bu eserinde, werther adında bir gencin yaşama bakış açısını ilk kez rastlaştığı aşkla, beraberinde getirmiş olduğu acıyı birlikte harmanlayıp önümüze sunmuştur. Derinliği olan her şey-deniz, okyanus, çukur- insan için nasıl içinde ölümü ve korkuyu barındırıyorsa, derin duygularda tıpkı bu tür şeylere dönüşebiliyordu zamanla. Ve insan ruhunda asılı duran ve gücünü tamamen insan ruhundan alan bu duygular, insanın yaşama gücü olduğu kadar tam tersi olup insanı büyük bir yıkıma uğratabiliyordu. Konu itibariyle kulağa farklı gelmediğini biliyorum ancak asıl yetenekte bu değil midir? hayatın içinden çıkıp gelen hemen hemen birçoğumuzun tatmış olduğu duyguları, yaşamış olduğu olayları farklı bir hikaye dinliyormuş, sanki daha önce hiç karşılaşmadığımız duyguları yaşıyormuşuz gibi hissettiren bir romanı yazabilmiş olmak.. Evet! Goethe bu duyguyu verebilen, şüphesiz en iyi yazarlardan biri. Çoğu incelemelerde kitaptaki aşkın, karamsarlığın abartıldığını okudum. Ve hayır kesinlikle katılmıyorum. Belki hemen hemen aynı şeyleri hissetmemiş olsam bende pekâlâ anlayamazdım. Kitabı okumak istememin bir nedenide karakterin sonunda intihar ettiğini öğrenmem oldu. İstemeden öğrendim ve bu beni mahvetti. Beklemiyordum. Yakın bir zamanda sevdiğim birinin de tıpkı bu yolu seçerek ölmüş olması üzerine okuma isteğim arttı. "Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar." demiş Albert camus. Goethe'nin intiharı nasıl ele aldığı beni kurgunun akışından daha çok ilgilendirdi.Goethe, intihar olgusunu ve bu düşünce de ki bir insanın aklında olup bitenleri öyle sade ve dokunaklı, derin işlemiş ki.. Tam olarak o insanın karmaşık beyninin içinde bir yerlerde buluyorsunuz kendinizi. Sırf bu sebepten bile okumanızı öneriyorum.
    Gelgelelim kitabın kendisine.. İlk 10-20 sayfasını kafamda bir tuhaflıkla okudum. Birşey beklermişçesine.. Çok büyük birşey. Acı? Keder ? Doğrusu hepimiz yeni bir kitapla tanıştığımız günün ertesi hemen büyük bir acelecilikle böyle bir beklentiye gireriz değil mi?. Bu doğru! Kimimiz, daha doğrusu büyük çoğunluğumuz karmaşık ve acıklı olmayan mutlu bir son bekleriz. Kimimiz ağlamaklı sonlar olsun isteriz, yüreğimizde usulca kıpırdanan ve dramm diye haykıran benliğimizi susturamayarak.. Bazılarımız ise daha farklı.. Daha bilinmedik sonlar bekler durur. Hepimizin yaptığı kuşkusuz tek birşey var ki oda daha ilk sayfadan bu sonu kafamızda kurmaya, parçaları birleştirmeye, yerine oturtmaya çalışmamızdır. İlginçtir, çoğunluklada uydururuz o sonları. Evet nerede kalmıştım, küçük dostum beni şaşırtıyordu ilk sayfalarda. Ben kasvetli bir werther beklerken, küçük dostumun ruhunun dinginliği, saflığı ve yaşama, doğaya olan açlığı ve coşkulu heyecanı beni şaşkına çeviriyordu.. Öyle bir iç huzuru vardı ki.. Şöyle diyordu dostu wilhelm için yazdığı bir mektubunda "yalnızlık bu cennet yörede kalbim için harikulade bir merhem oldu, gençlik demek olan bu mevsim, çoğunlukla ürperti içinde olan yüreğimi tüm zenginliğiyle ısıtıyor. Her ağaç, her çalılık çiçeklerden(...) oradan oraya süzülebilmek ve bütün yiyecekleri içlerinde bulabilmek için insanın mayısböceği olası geliyor. " biraz daha okuduktan sonra dostumun yaylalar gibi serin ruhu ve huzuru banada bulaşıyor. Bu kez farkında olmadan o kasvetli beklentininde ruhumun üzerinden dağıldığını hissediyorum. Ahh diyorum ve iç çekişlerimin arasında dostumun ruhundaki sükûnetin bozulmasından korkarak çeviriyorum sayfaları. Werther doğayı, çocukları, gökyüzünü ve yaşamı öyle güzel sahipleniyor.. Öyle değer veriyor ki. O an aslında yaşamın bizi yalnızca kendisiyle bile büyük bir şekilde ödüllendirdiğini anlıyoruz. Yaşam ve büsbütün yaşam..başka birşey değil. Bayağı ve sıkıcı gördüğümüz hayatımızın yanında bulunan, mütemadiyen yeşeren, yaprak döken, kuruyan sonra yeniden hayat bulan.. Dallarında binlerce kuş yetiştiren o ağaç mesela.. Sonra gökyüzü.. Issız vadilerde, kavruk tepelerde dolaşan o yalın rüzgâr.. Sadece bunlar bile öyle çok anlam ifâde ediyor ki werther için. Kimileri için anlamı yokken werther ve daha niceleri için mutluluk kaynağı olabiliyor. Mutluluk aslında baktığımız her yerde. Bakabilirsek eğer.. Tüm bunların yanı sıra dostumun kalbi öyle şeffaf öyle kırılgandı ki.. Dostu, wilhelm'e şöyle dediğini görüyoruz birinde. "Kalbime küçük ve hasta bir çocuğa bakar gibi bakıyorum; her arzusunu yerine getiriyorum. " ahh werther! Öyle bir kalbi bile hiç düşünmeden çiğneyip öteye geçebilecek ne çok insan var. Sezgilerimde yanılabilsem keşke! Ama büsbütün doğru. Dostum, daha kitabı yarılayamamışken öyle bir takım olaylarla karşıyor ki.. Sanırım werther haklı. İnsanın değişmez yazgısı bu. Dostum şöyle anlatıyor bu yazgıyı. "Çok sayıda insanla tanıştım, ama henüz bir arkadaş edinmiş değilim. İnsanlara cazip gelebilecek özelliklerden bende eksik olan nedir bilmiyorum; benden hoşlanan birçok insan var, benimle ilgileniyorlar ama yollarımız sadece kısa bir süre için kesişiyor ve ben buna üzülüyorum. Buradaki insanların nasıl olduğunu soracak olursan, söyleyeyim. Her yerdeki gibi! İnsan aslında karmaşık bir varlık değil. Çoğunluğu zamanını yaşamak için kullanıyor, geriye kalan ise, özgür oldukları küçük zaman diliminden öyle korkuyor ki, ondan kurtulmanın her türlü yolunu deniyor. " sayfaların arasında ilerledikçe aslında dostumun kalbinin çok evvelden şeffaflaştığını, yüreğinde taşıdığı bir yarayla birlikte bu şeffaflığın daha da açıldığını, onu dünyaya karşı daha savunmasız hale getirdiğini görüyordum.

    "Bazıları için insan yaşamı bir düşten ibaret, nereye gidersem gideyim, bu duygu benim peşimi hiç bırakmıyor. "

    Dostum belkide o çok sevdiği yaşamın gerçekliğini bulmak için kaçıyordu. Kendi kurduğu o düşsel gerçeklikteki dünyasını arıyordu. Şöyle bir düşünüldüğü zaman kaçımız doğduğumuz dünyada yaşıyoruz ki? Herkes bir dünyada doğuyor. Ama kimse o dünyada yaşamını sürdürmüyor. Kimse o dünyadan göçüp gitmiyor.. Geride kalan binlerce farklı dünyadan yalnızca birine aidiz.

    "Ancak kendi içime dönersem bir dünya buluyorum! Yine tasvir ve etkin bir güçten çok, sezgi ve belirsiz bir arzuya yer veren bir dünya bu. O zaman herşey birbirine karışıyor ve arkasından düşler içinde dünyaya gülümsemeyi sürdürüyorum. "

    Bazı acılarda tıpkı bir parazitin bağırsaklarımızın içinde yavaş yavaş gelişmesi ve orayı benimsemesi gibi yüreğimizde zamanla büyümeye başlar. Oraya ne zaman yerleştiğini ve bize müthiş zarar verdiğini anlayamayız başta. Çok sonra o parazit küçük küçük larvalar bırakır oraya. Bu şekilde kendi ömrünü tamamlasa bile daima birşekilde varolmaya devam eder. Sonra onlar büyür ve bu döngü bu şekilde devam eder. Ta ki artık size gözle görülür zararlar verinceye kadar. Bazı acılarımızda böyledir. Başta zararsız görünürler. Onların bizi içten içe kemirdiğini farketmeyiz. Ama sonra bize küçük gelen acılarımız biraraya gelir ve içimizde devasal birşekilde bizi yutan büyük birer boaboblara dönüşürler. Üstesinden gelmekte zorlanırız. Werther bizlere gözardı ettiğimiz duygularımıza yeniden dönüp ciddi bir şekilde bakmamızı söylüyor aslında. Başta güzel ve sıcacık gelen o muazzam duygunun onu böylesine büyük bir yıkıma uğratacağını kim bilebilirdi. Onu kendi sonuna hazırlayan da o duygu değil miydi?

    " Wilhelm, aşk olmasa hayatın ne anlamı olur? Işık vermeyen büyülü bir fener gibi!"
    "Böyle mi olacaktı, insanı sonsuz derecede mutlu kılan şey, aynı zamanda üzüntüsünün kaynağı mı olmalı?"

    Tüm bunların yanısıra werther'in duygularını abartılı bulan ve hatta duygularından ve duygularının onu götürdüğü sona emin adımlarla yürümesinden dolayı onu eleştiren, bu kadar sevgisinde direttiği için ona kızan insanlara werther'in ağzından cevap vermek istiyorum.

    "Tutkularının esiri olan bir insan, düşünce gücünü tamamen yitirdiği için bir alkolik, bir deli muamelesi görür. "

    Evet Werther bazısı için tamamen deli muamelesi gördü kuşkusuz. Bu eleştirilere saygım var ancak bazen gerçekten insanoğlu acımasızlığını zorluyor.
    Artık sona gelmek istiyorum. Çok fazla yazdım ama elimde değil. Werther benim mektup arkadaşım gibiydi. Tüm okuduğum süre içerisinde kitap okuyor gibi değilde onun bana göndermiş olduğu mektupları okuyor gibi hayal ettim. Ve bu beni tatmin eden düşsel bir mutluluk haline geldi. Werther, içten kırgındı. Ve acılar ruhunun taşıyamayacağı boyutta büyümüştü. Üzerine umutsuz aşkıda eklenince bu yük katlanılmaz derecede ağırlaştı.
    "Tanrım, çektiğim acıyı görüyorsun, buna bir son vermelisin."
    "Şu sıkışmış yüreğime hava aldırmak için bıçağı yüz kere elime aldım. Safkan atların bir türünden bahsederler, aşırı koşturulmaktan korkunç kızışan atlar, ferahlamak için içgüdüsel olarak bir damarlarını ısırırlarmış. Sık sık bende kendimi böyle hissediyorum, beni sonsuz bir özgürlüğe kavuşturacak bir damarımı kessem diyorum. "

    "Hiçbir şey arzulamıyor, hiçbir şey istemiyorum. Gidersem kendimi daha iyi hissedeceğim. "

    Böylece werther artık bir çıkış yolu olmadığını düşünmeye başlar ve tünelin sonunda mutlaka bir ışık bulunduğuna asla ihtimal vermez. Ve bir öğle vakti saat on ikiyi vurduğunda ölümün tunçtan kapısını büyük bir soğukkanlılıkla ve sakince çalar..
  • 112 syf.
    ·12 günde·Puan vermedi
    Akif İnan, Yedi Güzel Adam'dan olduğu söylenen bir şair ve yazardır. Onlardan biri midir bilmem ama güzel bir insan olduğu muhakkak. Yazdığı satırlar, ardında kaliteli ve vakur bir kişilik olduğunu gösteriyor ve ancak naif bir insana ait olabilirler. Uzun zamandır bu yedili ile ilgilenmekteyim. Hayal ettiğim haklarında uzunca bir araştırma ve okuma yapıp büyük bir ileti yayınlamaktı. Lakin bu dediğim çok uzun zaman alacak bir şey, ben de hayalimden vazgeçmek yerine, bu yolu yavaş yavaş yürümeye karar verdim ve Akif İnan da bu yolda yoldaşlarımdan biri oldu.

    Lise son sınıfta bir öğretmeni sürekli zulmedince, en sonunda onunla kavga etmiş ve Maraş'a sürgün edilmiş genç öğrenci. Haksızlığa uğramasındaki hayır hepimizin malumudur. Orada Cahit Zarifoğlu, Alaeddin Özdenören, Erdem Bayazıt ve diğerleriyle tanışmış. Hepsinin gencecik bir fidan olduğu o güzel dönemde kurulmuş arkadaşlıkları. Bu genç delikanlılar II. Yenicilere yoğun bir ilgi beslerken, Urfa'dan gelen bu gençliğinin içinde olgunluk, olgunluğunun içinde gençlik olan delikanlı, eski şiirden olan yanını korumuş. Divan edebiyatını çok sever, Ahmet Haşim'in de birçok şiirini ezbere bilirmiş. Elbette arkadaşlarının anlayışına kayıtsız kalmamış, II.Yenicilerin de şiirlerini okumuş ama eski şiirden yana olan tavrını korumayı seçmiş. Sezai Karakoç hariç sol çizgide yer almaları, içerik olarak onların yazdıklarını kabul etmemesine sebep olmuş. İlginçtir ki Sezai Karakoç'un Körfez kitabı ona deli saçması gelmiş. Yeni şiire kapalı olmasının temeli Urfa'nın onun karakterine yerleşmiş olması. Büyüdüğü kentin davranış kalıpları onun ruhunda yer etmiş ve bunun değişmesi uzun yıllar almış. Burada onun gelişmelere ve değişime kapalı olduğu anlamı çıkmasın lütfen. Urfa kapalı bir havzadır, köyüyle merkezi arasında dahi edebiyatı ve folklorü algılayış ve yorumlayış açısından fark vardır. Bu şehir kendine yetmek zorundadır. Şehrin kültür örgüsünü divan edebiyatı ve folklörük ögeler oluşturur. Necip Fazıl, Akif İnan'la ilgili, ''Akif Urfalı değil, Urfa Akifli'dir'' demiştir. Akif İnan, davranışları ölçülü, sakin, kendi ahenginin farkında bir insandır, tıpkı Urfa gibi. Bunu şiirlerini okuduğumda o kadar net hissettim ki. Yani insanın duygusu ölçülü olur mu? Bir şeyler hissettiğini biliyorsunuz, bundan eminsiniz ama size sadece bilmeniz gereken kadarını gösteriyor. Mahremiyetini koruyor. Onun ruhunu yalınca görmek mümkün değil. Üstelik gerekli de değil. Herkes her zaman ruhunu olduğu gibi ortaya serse farklı insan olmak diye bir mefhum da olmazdı. Herkesin değeri birbirinden farklı renkte olmasında gizli. Ha görüyoruz elini dilini bir kalıp görüp, diğer herkesi hamur sananlar da var. Yoğurmanın bu kadar meraklısı bir halk daha yoktur, hayır bu kadar meraklıysanız ekmek ustası olun da bir işe yarayın. Ya da kelimelerinizi yoğurun temiz bir yürekle, yüreğimiz şenlensin.

    Bu satırlarda sınırlarının farkında olan bir insan var. Özgünleştiğine karar vermesi ve gerçekten özgünleşmesi bu yüzden uzun yıllar almış. Bu noktada ne alakası var demeyin Sabahattin Ali'yi anmadan geçemeyeceğim. Ben onun hapse düşmesiyle, sağa sola yazdığı mektuplarla, görüş değiştirmeyi döneklik görmekle falan ilgilenmiyorum ama. (Bu ülkede kullanılış yönüyle en iğrendiğim üç kelime aşk, emek ve döneklik.) Onun edebi yönüne haksızlık etmesiyle ilgileniyorum. Akif İnan da beğenmemiş kendi yazdığı şiirleri, çok az şiiri var. Ama yazmaktan vazgeçmemiş, sesini bulmak için uğraşmış. Keşke Sabahattin Ali de güzelliğinin değerini bilemediği şiirlerini yazmaya devam etseydi. Varsın kendisini beğenmeseydi. Biz severdik o satırları. Çok üzücü.

    Bu kitabı ilk okuduğumda bana güzel gelmedi. Ben ki biliyorsunuz her satırı uzun uzun okur düşünürüm, duygular bana pek geçmedi gibi hissettim. Sonra açıp notlarımı baktığımda, aklıma bir söz düştü. İnsanlar sizin onlara ne yaşattığınızı unutabilir ama ne hissettirdiğinizi unutmaz gibi bir anlamdaydı. Duygular büyük bir coşkuyla değil, oldukça ölçülü ve özgün verildiği için, ben düşündüklerimi unutmuştum geriye dönüp baktığımda. Halbuki aldığım notlar şahidiydi dimağımın. Aynı dimağ barındıklarıyla oyun etse de bana, söz uçmuş yazı kalmıştı işte. Sevmek... Sevmez olur mu hiç şair. Ama bu gönlü yalama olanlardan değil elbette. Ben öyle herkese değer veremem bilirsiniz. Ancak şu düşüncedeki biri beni fetheder, anlayışı nereye ait olursa olsun: '' Sen attın kuyuya taşı/ Dinemez yankısı mahşerde bile'' Şuradaki derin anlam beni aldı şu an silkeledi. Taşın suya düşerkenki şıpırtısı yok bu satırlarda, çoğu coşkulu şair, yüreğimizin telini o şıpırtıyla titretir. Akif İnan'ın yaptığı ise ciddiyetiyle ne olduğunu söylemektir. Bu satırlarda şair, sevdasının ve kararlılığının altını öyle bir çizmiştir ki, inanmamak için taş olmak gerekir. ''Yokluğun içimde duvarlar örer/ Nasıl kan toplanır gülüşlerinde'' İnsanın yüreği hasret duyduğunun yokluğuyla taş olur da oturur öyle göğsünde. O taş ki, nefes aldırmaz, yol yürütmez, içimize güneşi soksalar kâr etmez, okyanuslar içsek gitmez o taş. Hasret duyulan gelse bitmiştir ama. Taş kan dolar, can dolar, atar yine olması gerektiği gibi. Sevdiğinin yokluğu insanın içinde duvar olursa işte; nafiledir her söz, acıyı telafiden. Ben bu adama haksızlık ettim. Pişmanım ilk okuyuşumda anlamadığım için.

    Hepimiz her gün kuşları, gökyüzünü, şehri görüyor, bir sürü şarkıya denk geliyoruz. Ama bunları aşık bir yüreğin görmesi bambaşka. Dün bir tweet gördüm, ''ilk aşık olduğunuzda ne yapmıştınız ? ben manavdan brokoli alıp eve dönerken parkta salıncakta sallanmaya başlamıştım sırıtarak. sonra senin de mutlu olmaya hakkın var diyip brokoliyi de salıncağa bindirip sallamıştım.'' Epey gülümsedim bundan sonra. Yıllarca aynı brokoliye kayıtsız bakarken, aşkla ona bile mutluluk dileyecek hale gelmek. :) Akif İnan'ın ciddiyetiyle ise ''Gözlerin kalbime değmeden önce/ İstanbul o kuşlar acep nerdeydi// Deniz ki dilimin lügat kitabı/ Şarkılar kardeşim onlar nerdeydi// İçimde sürekli yağmur bulutu/ Ormanlar nehirler güller nerdeydi// Gözlerin kalbime değmeden önce/ Acılar gülüşler düşler nerdeydi'' Daha evvel onlarca kez gördüğümüz ama fark etmediğimiz şey sevdalı bir gözle nasıl da anlama kavuşuyor! O güne kadar dinleyip size hiç de anlamlı gelmeyen bir şarkı, yüreğinize biri düştüğünde nasıl da kulaklarınızdan gözlerinize yürüyor!

    Peki sevdalandığınız yüreğin isteklerine yine aynı ağırbaşlılıkla ''Yazma derse yazmam rüya gözlerin/ Bastığın toprağa şiirlerimi'' Şu satırlardaki içe doğru uzanan uçurum var ya, atlasanız ölmezsiniz. Dibi yok gibi, öyle derin. Ve ar etmek... Bir insanı en çok ar ederken severim, kan toplanır gülüşünde demişti ya hani, kan yüzüne yürürse bir insanın güle döner o çehre. Sevmemek, mümkün müdür? ''Ve bir gün anlarsan şiirlerimi/ Yalar yeryüzünü bir kara haber''

    Şairler insanlara ''Bu, böyle de görülebilir miymiş?!'' dedirtir. Bundandır içimizde yer edişleri. İnsan dediğimiz incelmiş, düşünülmüş sözüyle güzeldir. Peki hep uykuların bölünmesinden bahsederiz, şu şekilde hiç düşündünüz mü? ''Bir uyku bölmezse anılarımı/ Korkarım çıldırtır bu hayal beni'' Uykunun uyanıklığı böylesi böldüğü, görülmemiş ve çok görülmüştür.

    Övmek için çok satır var, lakin bir parça eleştiri de getireceğim. Zaman zaman bir tat alamadım. Serbest şiirde dahi ahenk vardır. Ama şairin bazı şiirleri düşünce bakımından güzel olmasına rağmen ''bir şey eksik ama ne?'' dedirtti bana. O uyumu aradı içim, gözlerim. Bu yüzden şiirin beni dışına attığı da oldu. Misal şu satırlarda söyleyiş güzelliğini sorguladım:
    ''Bir sözdür susuşun bir ince fikir
    Bin yorum getirir aklıma birden''
    Küçük bir yer değişimi ahenk demektir.
    ''Bir sözdür bir ince fikir susuşun
    Aklıma birden bin yorum getirir''

    ''Gövdemi kurşunlar sererse yere
    Kırgın bakışların değdi sanırım''
    Eksik bir şeyler var. Şöyle olsa;
    ''Sererse gövdemi kurşunlar yere
    Kırgın bakışların değdi sanırım''
    Size göre çok basit gelebilir, ama şiirin tamamında parçalar eksiksiz, yerleri yanlış gibiydi.

    Tüm kitap boyunca şair olmak isteyen ve bu yoldan vazgeçmeyen bir adam gördüm. Ömrü boyunca bunun için uğraşmış, bu arzudan hiç vazgeçmemiş bir adam... Zaman zaman sözün güzelliği ile hayalleri kavuşmuş, zaman zaman ahenkte sıkıntılar da olmuş. Ama her şekilde güzel satırlar, düşünülesi satırlar, hisli satırlar ve alışmadık bir tarz. Bu yüzden bu kitabı okuduktan hemen sonra Şiirin Geçitleri bu kitabı da okudum ki anlayamadığım yerleri biri bana anlatsın. Bu incelemede mevzu bahis kitabın katkısı da çok büyük. Akif İnan'ın hayatıyla ilgili kısımları o kitaptan okudum. Yedi Güzel Adam'la bir yol yürümek isterseniz buyrun. Keyifli okumalar dilerim.