• "...dış düşmanlardan çok, halktan korkan hükümdar kale yaptırmak zorundadır; tam tersine halktan değil de yabancılardan korkan yaptırmasa da olur. ... En iyi kale halkın nefretini çekmemektir. Eğer halk senden nefret ediyorsa, istediğin kadar kale yap, gene seni kurtaramaz. Çünkü halk silaha sarıldı mı, ona yardım edecek yabancılar eksik olmaz. ..."
  • Kendini eksik hisseden biri mükemmelliğe, kendini tam hisseden birinden daha yakındır.
  • Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
    En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
    Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
    Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
    Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
    Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
    Bütün kara parçalarında
    Afrika dahil...
    Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
    Yatakta yatmayı bildiğin kadar
    Sayın Tanrıya kalsa seninle yatmak günah daha neler
    Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
    Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
    Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
    Bütün kara parçaları için
    Afrika dahil...
    Senin bir havan var beni asıl saran o
    Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
    Sabahları acıktığı için haklı
    Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
    Bir çok çiçek adları gibi güzel
    En tanınmış kırmızılarla açan
    Bütün kara parçalarında
    Afrika dahil...
    Birlikte mısralar düşürüyoruz ama iyi ama kötü
    Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez
    Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
    İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
    Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
    Zaten bizi her gün sabahtan aksama kadar kurşuna diziyorlar
    Bütün kara parçalarında
    Afrika dahil...
    Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
    Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
    Padişah gibi cesaretti o alımlı değme kadında yok
    Aklıma kadeh tutuşların geliyor
    Çiçek Pasajı'nda akşam üstleri
    Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
    Bütün kara parçalarında
    Afrika hariç değil...
    ,
  • “Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin ondan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir; artık ölçüyü, tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin. Düzeltilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Eğer inananlar iseniz bunlar sizin için daha hayırlıdır.” (A’râf Sûresi, 7/85)
  • “Bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış…”

    Atlantis’in varlığı MÖ 9600 yıllarına dayanır ancak bilinen en somut delil ise MÖ 355 yıllarında Platon’un Atlantis adından bahsetmesidir. Yaklaşık olarak Atlantis’ten ilham alan 50000’den fazla eser bulunmaktadır. Kabaca internette arama yaptığımızda yaklaşık olarak toplam sayısı ise 140 milyar adet bir arama sayısı elde etmekteyiz. Bu durumda ismin popüler olarak her dilde kullanıldığı ve hikâye edildiğinden süregelmektedir.

    Konum olarak Cebelitarık ve çevresi söylense de dünyanın birçok yerinde olduğu söylenmiştir. Platon’un savunması ise Tanrıların kızıp sular altında bıraktığı şehirdir. Bu söylemini ise Solon ile desteklemektedir. Sayısız hikâye ve kurguya konu olan kayıp şehrin hikâye babası ise yine Platon’dur. Tarihsel spekülasyonlar; ezoterik, felsefi ve hatta okültist kurgular, maceralar ve moral ütopyaları da bulunmaktadır.

    Arkeologlar ve jeologlar Atlantis’e 19. yüzyılda kanca atıp, somut bir veriye ulaşamamışlardır.

    Azteklerin “Aztlan” söylencesi ve Mayalara ait olan sular altında kalmış bir adayı gösteren kabartması akıllara yine Atlantis’i getirmektedir. Bir dönem ise Portekizliler tarafından keşfedilen üzerinde bir başpiskopos ve altı piskopos bulunan, her birbirinin kendi devletleri olan “Yedi Devlet” adını alan ada Atlantis ile ilişkilendirilmiş ve daha sonrasında konumu kaybolmuştur. Yıl 1621.

    Yine Platon’a dönüp Atlantis’in nasıl ortaya atıldığına bakmak gerekir. Hayatının sonlarına doğru üç diyalog kaleme alınmıştır. Bunlardan tam metin olarak günümüze gelen Timaios Atlantis’ten bahseden ilk diyalogdur. Burada Atlantis’in konumu, medeniyeti, idaresi ve ordu şekli kaleme alınır ve Atina ile savaştırılır. Sonunda Atina galip gelir ve kibir ile insanlıktan çıkan Atlantis ise Tanrılar tarafından cezalandırılır. Cezalandırma Homeros’un İlayda’sında Akhalar için kurulan duvarın Atlantis içinde kurulduğudur. İkinci diyalog olan Kritias ise günümüze eksik olarak gelmiştir. Burada ise Platon’un ideal devlet yapısı Atlantis üzerinde anlatılır. Mükemmeliyetçi Atlantis’e Tanrısal sıfatını ekler ve “Devlet” isimli kitabında yer alan birçok hipotez, öğreti Atlantis için vurgulanır. Üçüncü diyalog olan Hermocrates ise tamamen kayıptır. Platon’un Atina’yı dizginlemek ve olası felaketlerden uzak tutmak için Atlantis kendi icadı, asla varlığı olmayan alegorisidir. Öğrencisi olan Aristoteles ise Atlantis için “Onu yaratan da, yok eden de aynı kişidir.” demesi bu hipotezi desteklemektedir. Biraz daha kafa yorulduğunda ve Platon’un eserlerine tabi kalındığında bu durum; “cennete geri dönme özlemine ya da mükemmel halkı örneklendirmeye, belki de Atina halkının mitlere olan inancını daha da perçinlenmesine” yarayan savdır.

    Atina, Sparta ve Yunan halkları her zaman mükemmel insan ırkını yakalamak için uğraşmışlardır. Özellikle Sparta bu konu da diğerlerinden bir tık öndedir. Çocukları doğduklarında şarapla yıkar ve vücutlarında en ufak bir sorun olanları ölüme terk ederlerdi. Mükemmel ırkı yakalamak için zinayı meşru kılar ve bu konuda halkları desteklerlerdi. Özellikle Kanun Koyucu Lykurgos bu amaca hizmet etmiş ve sayısız reform ile yasayı haklarına sunmuştur.

    Atlantis’in ilham edildiği en bilinen kitap ise Jules Verne in Deniz Altında 20 000 Fersah adlı eseridir. Kitap dünya klasikleri arasında yerini almıştır. Beyaz perdeye baktığımız zaman ise 2001 yılında Disney tarafından animasyon olarak yapılan Atlantis: Kayıp İmparatorluk’tur.

    Konum olarak bazı savlar ise bizim Çanakkale’mizi göstermektedir. Birçok eserde yine Atlantis’in Troya olduğu belirtilmektedir. Son dönem yapıtlarından olan ve Gisbert Haefs in kaleminden düşen Troya dır. Bunların dışında ise farklı bir Kayıp Kıta olan Mu’yu Mustafa Kemal’in bir komisyon kurarak araştırmak istemesi ve MU’nun Türklerle ilişkilendirilmesi Mustafa Kemal’in bilinmeyen yönlerini ve dahi merakını bizlere göstermektedir.

    Okuduğumuz kitap 79 sayfa ve resimli bir şekilde bizlere Atlantis hakkında çok sağlam kaynaklarıyla beraber bilgiler sunmaktadır. Çevirisi ise harikulade ve okuyucuyu asla sıkmayacak bir dildedir. Gerek merak gerek ise bilgi olarak okunacak naçizane kitaplar arasındadır.

    Sonuç olarak Atlantis asla bulunamayacak bir mit olarak dünyamızda varlığını sürdürecektir. Gerek inanalım ya da inanmayalım bu tür gizler bize her zaman bizlere heyecan verecek ve takibini yaptıracaktır. Bu hususta Platon’u ayakta alkışlamak istiyorum.

    Sözün özü; ben kitabı aşırı derece sağlam kaynaklara dayandırılmış ve layıkı ile araştırılmış buldum. Gözü kapalı küçük dostlarımda dâhil herkesin okuyup, seveceğine inandığım bir eserdir.

    Sevgi ile kalın.