Eren BİÇER, Sen Kimsin?'i inceledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Yılmaz ÖZDİL'in köşesini takip edenler bu kitabını da severek okur. Recep Tayyip ERDOĞAN'ı da Kemal KILIÇDAROĞLU'nu da bir güzel eleştirmiş. Bu iki isim üzerinden kimseyi ayırt etmeden, sağcı solcu dinlemeden herkesin hatasını, gafletini, delaletini yüzüne vurduğunu söyleyebiliriz. Tabii mevcut iktidar ve çevresindekiler kitapta büyük bir hacim kaplıyor. Bu memlekete böyle gazeteciler lazım. Ancak kitapta bana göre asıl eksiklik; isimler hakkında çok az bilgiye yer verilip sürekli aynı güncel aksaklıkların, yolsuzlukların dile getirilmesi... Gönül isterdi ki Soner YALÇIN gibi okurun bilmediği bilgileri gün yüzüne çıkarıp onlarla paylaşsın.

Cihan Şhn, bir alıntı ekledi.
16 saat önce · Kitabı okuyor

Düşünce, mutlular için bir lüks, eksiklik duyan için ihtiyaç. Kitapla hayat, nazari bilgi ile günlük rutin arasındaki uçurum doldurulmadıkça, tefekkür iki kutuptan birine yönelecektir: Ütopya veya beyin yıkama.

Mağaradakiler, Cemil Meriç (Sayfa 39 - İletişim Yayınları)Mağaradakiler, Cemil Meriç (Sayfa 39 - İletişim Yayınları)
mısra, bir alıntı ekledi.
 17 saat önce · Kitabı okudu

Herkes sandalyesinde şöyle bir sallandı. Sonra birisi patladı: “Ben gidiyorum arkadaş. Ben artık bir hafta uyumam… Ben zaten bunları biraz biliyordum, şimdi de sen anlattın böyle, ben artık daha dinleyemem, ben fabrikadaki arkadaşlara anlatmak istiyorum, bir türlü anlamıyorlar. Ben daha uyuyamam. Ben gidiyorum.” dedi ve kalkıp gitti.
Ben konuşmayı biraz daha sürdürdüm. Sömürünün yalnızca yün ipliğinde olmadığını bütün dallarda olduğun anlatarak konuşmayı bitirdim. Sonra yanımdaki iki arkadaşla kalkıp, Gümüşsuyu yurduna doğru yola çıktık. O günüm çok yoğun geçmişti, akşam saatinde Sağmalcılar’a gitmek ve tekrar Gümüşsuyu’na dönmek hayli yorucuydu. Fakat iyi anlatmıştım sorunu. Sömürüyü gözler önüne sermiştim adeta. Görevini yapmış insanların huzuru içinde yurda yatmaya dönüyordum. Mutluydum, sevinçliydim. “İyi oldu doğrusu” dedim kendi kendime. Fakat Saraçhane’de minibüsten inince neşem kaçtı. Bir yanlışlık bir eksiklik vardı bu işte. Ben iyi anlatmıştım anlatmasına fakat, o işçinin uykusunu iyice kaçırmıştım ama ben huzur içinde uyumaya gidiyordum. İşçiyle farklı konumdaydık. Ben neşeliydim o huzursuz. Ben uyumaya gidiyordum o, uykusuzluğa. Ben rahatlamıştım, onun rahatı kaçmıştı. Ters düşmüştük işçiyle. Korkunç ağırlık kapladı içimi. Biraz önceki neşemden eser bile kalmamıştı.
Sonra uzun uzun düşündüm. Ben bir öğrenci örgütündeydim ve bir daha o işçiyi göremeyecektim. Öte yandan “oh” deyip rahatlamak söz konusu olamazdı. Çünkü, “görev bitti” olamazdı. Bir görev bittiği anda bir başkası ve daha önemlisi başlıyordu. Benim içinde bulunduğun örgüt ve ilişkiler ise soruna çözüm getirecek konumda değildi. Neşemin kaçması doğruydu.

Olaylı Yıllar ve Gençlik, Harun Karadeniz (Sayfa 162 - Literatür Yayınları)Olaylı Yıllar ve Gençlik, Harun Karadeniz (Sayfa 162 - Literatür Yayınları)
Şeymanur Toktaş, Uçurtma Avcısı'ı inceledi.
23 saat önce · Kitabı okudu · 6 günde · 10/10 puan

Merhaba 1k ailesi! Çok çok zor bir kitabı incelemek için kalemi elime alıyorum, zorlanacağım ama yazmasam içim rahat etmeyecek.
Uçurtma avcısı, yıllardır aklımda olan bir kitaptı ancak okumak yeni nasip oldu. Ama hep inanırım her şeyin zamanı var sözüne. Geç kalmışlık hissimi böylece biraz bastırabiliyorum. Kitabı 6 günde bitirebildim, böylesi güzel, akıcı bir kitabı sınav haftası münasebetiyle yavaş okumak durumunda kaldım.
Kitap bittiğinde yüreğimde -evet tam şuramda- bir eksiklik hissettim. Öylece kalakaldım bir süre. Oluşan bu koca boşluğun dolmasını bekledim belki bilemiyorum.
Belki de onlarca, binlerce, milyonlarca savaş mağduru çocuğun hayat şartlarını düşündüm kısa bir süre. Sonra kızdım, sadece düşünmekle kalıyor olmaktan utandım. Her ne kadar inceleme yapıyor olsamda, incelemeyi hangi haleti ruhiyede yazdığımı da bilmenizi istiyorum. Ki kitabı okumuş olanlar ne demek istediğimi benim buraya yazdığımdan kat kat daha iyi anlayacaklardır.


Savaşın gölgesindeki iki çocuk, iki dost, iki kardeş..
Aslında savaşın gölgesinde milyonlarca kardeş..
Halit Hüseyin dünyamızın asla göz ardı edilemeyen gerçeklerini yazmış. Tüm dünyaya bunu anlatmayı başarmış. Acıları, acılara sebep olanları ince bir eleştiri ama kocaman bir insanlıkla anlatmış.
Ama göremediklerimiz, dünyanın bilmediği birçok acı var. Dün Afganistan bugün Suriye yarın...
Birilerinin gerçekten yazması gerek. Eğer biraz yazabiliyorsak belki de misyonumuz olmalı.

Anlatmalıyız, göstermeliyiz, izletmeliyiz, yazmalıyız. En önemlisi fark ettirmeliyiz.

JuvenâL Outsmart, bir alıntı ekledi.
Dün 03:05

Ötekine Bağımlılık
Duygusal bağımlılık bir iptila biçimidir. Oysa ''müptela'' kişiler çoğu zaman ayrılmanın imkânsızlığı sorunuyla boğuşurlar. Ayrılmanın güçlülüğü, bir bağımlılık ilişkisiyle çevrelenmiş, bu güçlülüğün yerini bu ilişki almıştır; böylelikle eksiklikle yüz yüze gelmekten sürekli kaçınılmış olur. Temelde, anne-çocuk ilişkisiyle baştan belirlenmiş olan ''eksiklik eksikliği'' yatmaktadır.

İkili İlişkilerde Duygusal Manipülasyon, Pascal Coudercİkili İlişkilerde Duygusal Manipülasyon, Pascal Couderc
Gökhan, bir alıntı ekledi.
25 May 16:37 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Aşk..
"Eksiklik" ve "Mükemmellik" Aşkın diyalektiğinin ilk karşıtlarıdır. Aşk var olan her şeyin mükemmelleşmeye doğru doğal eğiliminin itici gücüdür. Her varlığı kendi iyiliğine doğru harekete geçiren evrensel ilkedir.

Psikodrama ve Kadim Bilgelik, Hatice Subaşı (Sayfa 74 - Epsilon)Psikodrama ve Kadim Bilgelik, Hatice Subaşı (Sayfa 74 - Epsilon)

"İlgi duymuyordum. Hiçbir şeye ilgi duymuyordum. Nasıl kaçabileceğime dair hiç fikrim yoktu. Diğerleri yaşamdan tat alıyorlardı hiç olmazsa. Benim anlamadığım bir şeyi anlamışlardı sanki. Bende bir eksiklik vardı belki de. Mümkündü. Sık sık aşağılık duygusuna kapılırdım. Onlardan uzak olmak istiyordum. Gidecek yerim yoktu ama. İntihar? Tanrım, çaba gerektiriyordu. Beş yıl uyumak istiyordum ama izin vermezlerdi."

Bir nefescik söyleyeyim
dinlemezsen neyleyeyim
ask deryasın boylayayım
ummana dalmaya geldim

ask harmanında savruldum
hem elendim, hem yoğruldum
kazana girdim, kavruldum
meydana yenmeye geldim

ben hakk’la oldum aşina
kalmadı gönlümde nesne
pervaneyim ateşine
şem’ine yanmaya eldim

ben hakk’ın kemter kuluyam
kem damarlardan biriyem
ayn-ı cem’in bülbülüyem
meydana ötmeye geldim

şah hatayi’dir özümde
hiç hilaf yoktur sözümde
eksiklik kendi özümde
darına durmaya geldim.