• Lâ İlâhe İllallâhu Vahdehu Lâ Şerike Leh, Lehü’l-Mülkü
    ve Lehu’l-Hamdu ve Huve Alâ Kulli Şeyin Kadîr

    Subhânallâhi ve Bihamdihi Subhânallâhi’l-Azîm

    Lâ Havle Velâ Kuvvete İllâ Billâh

    Allâhumme Salli Alâ Muhammed

    Estağfirullâhe Ve Etûbu İleyh

    Lâ ilâhe illallah.

    Sübhanallahi velhamdülillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber.

    Sübhanallah.

    Elhamdülillah.

    Allahu ekber.

    La ilahe illallahü halimül kerim la ilahe illallahül aliyyül azim

    (Kalbler, ancak Allahı zikretmekle itminana [sükûna, rahata] kavuşur) [Rad 28]

    Allâh (Celle Celâlühû)

    ''Sallallahu Aleyhi Ve Sellem''

    “Rabbini, kendi içinde (kalbinde), yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle, gece-gündüz zikret! Gâfillerden olma!” (el-A’râf, 205)

    “...Allâh’ı zikretmek; elbette en büyük (ibâdet)’tir...” (el-Ankebût, 45)

    “(O gerçek akıl sâhibi) mü’minler, ayakta dururken, otururken ve yanları üzerinde yatarken dâimâ Allâh’ı zikrederler...” (Âl-i İmrân, 191)

    “Ey îmân edenler! Allâh’ı çokça zikredin!” (el-Ahzâb, 41)

    “Beni zikrediniz, anınız ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin ve küfre sapmayın.” (Bakara Sûresi / 152)

    “Allah’ı çok zikret ve gece gündüz onu tesbih et.” (Âl-i İmran Sûresi / 41)

    “Allah’ı nefsinde, içinde huşû ve korku ile an, gece gündüz açık gizli onu zikret, sakın gâfillerden olma.” (Â’râf Sûresi / 205)

    “…Kalpleri, Allâh’ı zikretmek husûsunda katılaşmış olanlara yazıklar olsun; işte bunlar apaçık dalâlettedirler.” (ez-Zümer, 22)

    “İman edenlerin kalbleri ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur. Kalbler ancak Cenâb-ı Hakkı anmakla mutmain olurlar.” (Ra’d Sûresi / 28)

    “Namaz kılınız, muhakkak ki namaz, insanları kötülüklerden ve inkara sapmaktan korur. Allah’ı anmak en büyük ibâdettir.” (Ankebût Sûresi / 45)

    “Allah’ın azabından korkarak, Rabbının rahmetini umarak gecenin (ilerleyen) saatlerinde secdeye kapananlar, ayakta durur hâlde tâat ve ibâdet eden kimseler, Allah’ın rahmet ve mağfiretine nâil olurlar.” (Zümer Sûresi / 9)

    "Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin, bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 191)

    "Namazı bitirdiğinizde, Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. Artık 'güvenliğe kavuşursanız' namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır." (Nisa Suresi, 103)

    "Ey iman edenler, bir toplulukla karşı karşıya geldiğiniz zaman, dayanıklılık gösterin ve Allah'ı çokça zikredin. Ki kurtuluş (felah) bulasınız." (Enfal Suresi, 45)

    "Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır." (Ahzab Suresi, 21)

    "Ey iman edenler, Allah'ı çokça zikredin." (Ahzab Suresi, 41.)

    "Allah, kimin göğsünü İslam'a açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi? Fakat Allah'ın zikrinden (yana) kalpleri katılaşmış olanların vay haline. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler." (Zümer Suresi, 22)

    "Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?" (Kamer Suresi, 32)

    "Rabbinin ismini zikret ve herşeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel." (Müzzemmil Suresi, 8.)

    "Ve sabah, akşam Rabbinin adını zikret." (İnsan Suresi, 25. ayet)

    “Ey îmân edenler! Sakın mallarınız ve evlâtlarınız, sizi Allâh’ı zikretmekten alıkoymasın! Kim böyle yaparsa, işte onlar hüsrâna uğrayanların ta kendileridir.” (el-Münâfikûn, 9)

    “Öyle erler vardır ki, onları ne ticaret ne de alışveriş Allâh’ı zikretmekten, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin (dehşetten) allak bullak olduğu bir günden (kıyâmetten) korkarlar.” (en-Nûr, 37)

    “(Rasûlüm!) Sana vahyedilen Kitab’ı oku ve namazı kıl! Muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allâh’ı zikretmek, şüphesiz en büyük iştir. Allah yaptıklarınızı bilir.” (el-Ankebût, 45)

    Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki:

    Allah (Azze ve Celle) : "Ben kulumun her zaman yanındayım. Beni zik­rederken de onunla beraberim. O beni gönlünden zikrederse, ben de onu nefsimde zikrederim. Beni bir cemaat içinde zikrederse; ben onu o cema­attan daha hayırlı bir cemaat içinde zikrederim. Bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım; bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak gelirim, buyuruyor.” (Muslim 48/21)

    Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Mekke'den Medine'ye hicret eden Müslümanların fakirleri Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e gelerek şöyle dediler:

    – Varlıklı Müslümanlar cennetin en yüksek derecelerini ve ebedî nimetleri alıp götürdüler. Bizim kıldığımız namazları onlar da kılıyorlar. Tuttuğumuz oruçları onlar da tutuyorlar. Fazla malları olduğu için hac ve umre yapıyorlar, cihad ediyorlar ve sadaka veriyorlar, biz veremiyoruz.

    Bunun üzerine Resûl–i Ekrem onlara:

    "Sizden önde gidenlere yetişebileceğiniz, sizden sonra gelenleri geçebileceğiniz, sizin yaptığınızı yapanlar dışında herkesten üstün olacağınız bir şeyi haber vereyim mi?" diye sordu.

    "Evet, söyle yâ Resûlallah!" dediler.

    Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    "Her namazın ardından otuz üçer defa Allah’ı tesbih eder, O’na hamdeder ve tekbir getirirsiniz.”

    Hadisi Ebû Hüreyre’den rivayet eden Ebû Sâlih’in söylediğine göre, sahâbîler bu zikirleri nasıl okuyacaklarını sorunca Resûl–i Ekrem şöyle buyurdu:

    “Her birinden otuz üçer defa olmak üzere sübhânallah, elhamdülillah, Allâhü ekber, dersiniz."[14]

    Müslim’in bir rivayetinde şu ilâve vardır:

    Birkaç gün sonra fakir muhâcirler Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e tekrar gelerek:

    "Zengin kardeşlerimiz bizim yaptığımız zikirleri duymuşlar. Aynını onlar da yapıyorlar." dediler.

    Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    "Ne yapalım! Artık bu Allah'ın bir lütfudur, Allah lütfunu dilediğine verir." (Müslim, Mesâcid 142.)

    En Hayırlı En Değerli En Kazançlı Amel
    Ebü’d–Derdâ radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashâbına:

    “Size en hayırlı, Allah katında en değerli, derecenizi en fazla yükseltecek, sizin için sadaka olarak altın ve gümüş dağıtmaktan daha kazançlı, düşmanla karşılaşıp da sizin onların boynunu vurmanızdan, onların da sizi öldürmesinden daha çok sevap getirecek amelin ne olduğunu haber vereyim mi?” diye sordu. Onlar da:

    "Evet, söyle." dediler. Resûl–i Ekrem de:

    “Allah Teâlâ’yı zikretmektir.” buyurdu. (Tirmizî, Daavât 6. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 53.)

    Peygamberimizin Sahabiye Tavsiyesi
    Abdullah İbni Büsr radıyallahu anh şöyle dedi:

    Bir adam Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’e hitâben:

    "Yâ Resûlallah! İslâmiyet’in emirleri çoğaldı. Bana sıkı sıkıya yapışacağım bir şey söyle." dedi. O da:

    “Dilin hep Allah’ı zikretsin!” buyurdu. (Tirmizî, Daavât 4. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 53.)

    Kulun Allah'a En Yakın Olduğu Yer
    Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    “Kulun Rabbine en yakın olduğu hal secde halidir. İşte bu sebeple secdede çok dua etmeye bakın!” (Müslim, Salât 215. Ebû Dâvûd, Salât 148;)

    Rabbini Zikreden Ve Etmeyenin Farkı
    Ebû Mûsâ el–Eş‘arî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    “Rabbini zikredenle etmeyenin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir.” (Buhârî, Daavât 66.)

    Müslim ise bu hadisi şöyle rivayet etmiştir:

    “İçinde Allah’ın anıldığı ev ile Allah’ın anılmadığı evin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir." (Müslim, Müsâfirîn 211.)

    Zikreden Bir Kul Olmak İçin Okunacak Dualar
    “Ey Allahım! Bana seni zikretme, sana şükür ve güzelce ibadet etme konusunda yardımcı ol.” Hz. Peygamber (s.a.s) Muaz İbn Cebel’e her namazda veya her namazın sonunda bu duayı yapmasını tavsiye etmiştir. (A. İbn Hanbel, V, 247.)

    “Rabbim! Beni sana çokça şükreden, seni çokça zikreden, senin azabından çekinen, sana hakkıyla itaat eden, sadece senin için eğilen, daima sana yalvarıp yönelen bir kişi eyle! (İbn Mâce, Duâ, 2.)

    Namazda Allah'ı (c.c) Zikretmektir
    "Sizden biri uyku sebebiyle veya unutma yüzünden bir farz namazı kılmazsa, hatırladığı zaman onu hemen kılsın. Çünkü Allah Teâlâ; "Beni zikretmek için namaz kıl (Tâhâ, 20/14.)”, buyurmuştur.” (Müslim, Mesâcid, 316Tirmîzî, Salât, 16, Mâce, Salât, 10.)

    Melekler Zikir Meclislerinde Ne Yapıyorlar
    Peygamber (s.a.v)' naklen rivayet etti. Şöyle buyurmuşlar :

    Şüphesiz ki : Allah Tebareke ve Teâla'ntn bir takım seyyar fazla me­lekleri vardır. Bunlar zikir meclislerini araştırırlar. İçerisinde zikir olan bir meclis buldular mı onlarla beraber otururlar. Ve kanatlarıyla birbirlerini kuşatırlar. Ta ki kendileriyle alt semanın arası dolar. Cemaat dağıldıkları vakit yükselir ve gökyüzüne çıkarlar.

    Allah (Azze ve Ce'le) onları bildiği halde kendilerine : "Nereden geldiniz?" diye sorar.

    Onlar da : Senin yer­yüzündeki bazı kullarının yanından (geldik), onlar sana teşbih ediyor, tek­bîr, tehlilde bulunuyor, sana hamdediyor ve senden istiyorlar, cevabını ve­rirler.

    Teâla Hazretleri : Benden ne istiyorlar? diye sorar : "Senden cenne­tini istiyorlar, derler. Onlar benim cennetimi gördü mü? der. Hayır yâ Rab-bî! cevabını verirler. Acaba cennetimi görmüş olsalar ne yaparlar? der.

    Melekler : Senden eman dilerler, derler. Benden neden eman dilerler? Diye sorar. Senin cehenneminden yâ Rabbi! diye cevap verirler. Onlar benim cehennemimi görmüşler mi? der. Hayır! cevabını verirler. Acaba cehennerıimi görmüş olsalar ne yaparlar? der. Senden mağfiret dilerler, derler. O da : Ben onları mağfiret ettim, ne diledilerse kendilerine verdim. Ve on­ları eman diledikleri şeyden kurtardım, buyurur.

    Bunun üzerine melekler : Ya Rabbİ! İçlerinde filân var, günahı çok bir kul. O ancak oradan geçer­ken onlarla beraber oturdu, derler.

    Teâla Hazretleri : Onu da affettim. On­lar öyle bîr cemaat ki, onlarla düşüp kalkan şakı'olmaz, buyurur.»(Müslim 2689/25)

    Peygamberimiz (s.a.v) Hutbede Sesleniyor!
    “Ey insanlar!

    Ölmeden önce tevbe edin; fırsat elde iken sâlih ameller işlemeye bakın! Gizli-açık bolca sadaka vermek ve Allâh’ı çok çok zikretmekle Rabbinizle aranızı düzeltin! Böyle yaparsanız, rızıklandırılır, yardım görür ve kaçırmış olduğunuz şeyleri elde edersiniz." (İbn-i Hişâm, I, 118-119, Beyhakî,Delâil, II, 524)

    Tüm Mahlûkat Allah'ı (c.c) Zikrediyor
    “Hayvanlarınıza, onları yormadan güzelce binin ve (kullanmadığınız zaman da) güzel bir şekilde istirahat ettirin. Onları yollardaki ve sokaklardaki konuşmalarınız için kürsü edinmeyin (sırtlarında durarak sohbet etmeyin). Nice binilen hayvan vardır ki, sırtına binenden daha hayırlıdır ve Allah Tebâreke ve Teâlâ’yı ondan daha çok zikretmektedir.” buyurdu. (Ahmed, III,439)

    Kalplerin Cilâsı Nedir?
    Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz:

    “–Kalpler, demirin paslandığı gibi paslanır.” buyurmuştu.

    Sahâbe-i kirâm:

    “–Onun cilâsı nedir ey Allâh’ın Rasûlü?” diye sordular.

    Allah Rasûlü (s.a.v):

    “–Allâh’ın kitâbını çokça tilâvet etmek ve Allâh’ı çok çok zikretmektir.” cevâbını verdi. (Ali el-Müttakî, II, 241)

    Cennet Ehli Dünyada Neye Hasret Duyar?
    Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, vefât etmiş olan sâlih mü’minlerin duyduğu hasret ve pişmanlığı şöyle ifâde buyururlar:

    “Cennet ehli, başka hiçbir şeye değil, sâdece, dünyâda Allâh’ı zikretmeksizin geçirmiş oldukları anlara hasret ve nedâmet duyarlar!” (Heysemî, X, 73- 74)

    Allah (c.c) İçin Biraraya Gelenlerin Mükafatı
    “Bir topluluk Allâh’ı zikretmek üzere bir araya gelirse, melekler onların etrafını kuşatır. Allâh’ın rahmeti onları kaplar, üzerlerine sekînet iner ve Allâh Tealâ onları yanında bulunanlar arasında zikreder.” (Müslim, Zikir,39)

    Allah'ı (c.c) Sevmenin Alameti

    Allah Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurur:

    “Allâh’ı sevmenin alâmeti, Allâh’ı zikretmeyi sevmektir.” (Süyûtî, II, 52)

    Dünyada Kıymetli Olan Üç Şey
    Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

    “Dünya ve onun içinde olan şeyler değersizdir. Sadece Allâh’ı zikretmek ve O’na yaklaştıran şeylerle, ilim öğreten âlim ve öğrenmek isteyen talebe bundan müstesnâdır.” (Tirmizî, Zühd, 14)

    Her İbadetten Daha Üstündür
    "Allâh’ı zikir, zikirsiz olan her ibadetten üstündür.” (İhyâ, I, 847)

    Sırf dil ile zikretmek kolaydır. Lâkin Rabbimiz’in biz kullarından asıl murâdı; zikrin feyziyle dolarak dâimâ Allah ile beraberliğin şuur ve idrâki içinde bulunan, rakik, hassas ve ârif bir kalptir.

    1- Allah: Her ismin vasfını ihtiva eden öz adı. Kendinden başka ilah bulunmayan tek Allah.

    2- Er-Rahmân: Dünyada bütün mahlûkata merhamet eden, şefkat gösteren, ihsan eden.

    3- Er-Rahîm: Ahirette, sadece müminlere acıyan, merhamet eden.

    4- El-Melik: Mülkün, kâinatın sahibi, mülk ve saltanatı devamlı olan.

    5- El-Kuddûs: Her noksanlıktan uzak ve her türlü takdîse lâyık olan.

    6- Es-Selâm: Her türlü tehlikelerden selamete çıkaran. Cennetteki bahtiyar kullarına selâm eden.

    7- El-Mü’min: Güven veren, emin kılan, koruyan, iman nurunu veren.

    8- El-Müheymin: Her şeyi görüp gözeten, her varlığın yaptıklarından haberdar olan.

    9- El-Azîz: İzzet sahibi, her şeye galip olan, karşı gelinemeyen.

    10- El-Cebbâr: Azamet ve kudret sahibi. Dilediğini yapan ve yaptıran. Hükmüne karşı gelinemeyen.

    11- El-Mütekebbir: Büyüklükte eşi, benzeri yok.

    12- El-Hâlık: Yaratan, yoktan var eden. Varlıkların geçireceği halleri takdir eden.

    13- El-Bâri: Her şeyi kusursuz ve mütenasip yaratan.

    14- El-Musavvir: Varlıklara şekil veren ve onları birbirinden farklı özellikte yaratan.

    15- El-Gaffâr: Günahları örten ve çok mağfiret eden. Dilediğini günah işlemekten koruyan.

    16- El-Kahhâr: Her istediğini yapacak güçte olan, galip ve hâkim.

    17- El-Vehhâb: Karşılıksız nimetler veren, çok fazla ihsan eden.

    18- Er-Razzâk: Her varlığın rızkını veren ve ihtiyacını karşılayan.

    19- El-Fettâh: Her türlü sıkıntıları gideren.

    20- El-Alîm: Gizli açık, geçmiş, gelecek, her şeyi, ezeli ve ebedi ilmi ile en mükemmel bilen.

    21- El-Kâbıd: Dilediğinin rızkını daraltan, ruhları alan.

    22- El-Bâsıt: Dilediğinin rızkını genişleten, ruhları veren.

    23- El-Hâfıd: Kâfir ve facirleri alçaltan.

    24- Er-Râfi: Şeref verip yükselten.

    25- El-Mu’ız: Dilediğini aziz eden.

    26- El-Müzil: Dilediğini zillete düşüren, hor ve hakir eden.

    27- Es-Semi: Her şeyi en iyi işiten, duaları kabul eden.

    28- El-Basîr: Gizli açık, her şeyi en iyi gören.

    29- El-Hakem: Mutlak hakim, hakkı bâtıldan ayıran. Hikmet sahibi.

    30- El-Adl: Mutlak adil, yerli yerinde yapan.

    31- El-Latîf: Her şeye vakıf, lütuf ve ihsan sahibi olan.

    32- El-Habîr: Her şeyden haberdar. Her şeyin gizli taraflarından haberi olan.

    33- El-Halîm: Cezada, acele etmeyen, yumuşak davranan, hilm sahibi.

    34- El-Azîm: Büyüklükte benzeri yok. Pek yüce.

    35- El-Gafûr: Affı, mağfireti bol.

    36- Eş-Şekûr: Az amele, çok sevap veren.

    37- El-Aliyy: Yüceler yücesi, çok yüce.

    38- El-Kebîr: Büyüklükte benzeri yok, pek büyük.

    39- El-Hafîz: Her şeyi koruyucu olan.

    40- El-Mukît: Rızıkları yaratan.

    41- El-Hasîb: Kulların hesabını en iyi gören.

    42- El-Celîl: Celal ve azamet sahibi olan.

    43- El-Kerîm: Keremi, lütuf ve ihsânı bol, karşılıksız veren, çok ikram eden.

    44- Er-Rakîb: Her varlığı, her işi her an gözeten. Bütün işleri murakabesi altında bulunduran.

    45- El-Mucîb: Duaları, istekleri kabul eden.

    46- El-Vâsi: Rahmet ve kudret sahibi, ilmi ile her şeyi ihata eden.

    47- El-Hakîm: Her işi hikmetli, her şeyi hikmetle yaratan.

    48- El-Vedûd: İyiliği seven, iyilik edene ihsan eden. Sevgiye layık olan.

    49- El-Mecîd: Nimeti, ihsanı sonsuz, şerefi çok üstün, her türlü övgüye layık bulunan.

    50- El-Bâis: Mahşerde ölüleri dirilten, Peygamber gönderen.

    51- Eş-Şehîd: Zamansız, mekansız hiçbir yerde olmayarak her zaman her yerde hazır ve nazır olan.

    52- El-Hak: Varlığı hiç değişmeden duran. Var olan, hakkı ortaya çıkaran.

    53- El-Vekîl: Kulların işlerini bitiren. Kendisine tevekkül edenlerin işlerini en iyi neticeye ulaştıran.

    54- El-Kaviyy: Kudreti en üstün ve hiç azalmaz.

    55- El-Metîn: Kuvvet ve kudret menbaı, pek güçlü.

    56- El-Veliyy: Müslümanların dostu, onları sevip yardım eden.

    57- El-Hamîd: Her türlü hamd ve senaya layık olan.

    58- El-Muhsî: Yarattığı ve yaratacağı bütün varlıkların sayısını bilen.

    59- El-Mübdi: Maddesiz, örneksiz yaratan.

    60- El-Muîd: Yarattıklarını yok edip, sonra tekrar diriltecek olan.

    61- El-Muhyî: İhya eden, yarattıklarına can veren.

    62- El-Mümît: Her canlıya ölümü tattıran.

    63- El-Hayy: Ezeli ve ebedi bir hayat ile diri olan.

    64- El-Kayyûm: Mahlukları varlıkta durduran, zatı ile kaim olan.

    65- El-Vâcid: Kendisinden hiçbir şey gizli kalmayan, hiçbir şeye muhtaç olmayan.

    66- El-Mâcid: Kadri ve şânı büyük, keremi, ihsanı bol olan.

    67- El-Vâhid: Zat, sıfat ve fiillerinde benzeri ve ortağı olmayan, tek olan.

    68- Es-Samed: Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, herkesin muhtaç olduğu merci.

    69- El-Kâdir: Dilediğini dilediği gibi yaratmaya muktedir olan.

    70- El-Muktedir: Dilediği gibi tasarruf eden, her şeyi kolayca yaratan kudret sahibi.

    71- El-Mukaddim: Dilediğini yükselten, öne geçiren, öne alan.

    72- El-Muahhir: Dilediğini alçaltan, sona, geriye bırakan.

    73- El-Evvel: Ezeli olan, varlığının başlangıcı olmayan.

    74- El-Âhir: Ebedi olan, varlığının sonu olmayan.

    75- Ez-Zâhir: Yarattıkları ile varlığı açık, aşikâr olan, kesin delillerle bilinen.

    76- El-Bâtın: Aklın tasavvurundan gizli olan.

    77- El-Vâlî: Bütün kâinatı idare eden, onların işlerini yoluna koyan.

    78- El-Müteâlî: Son derece yüce olan.

    79- El-Berr: İyilik ve ihsanı bol olan.

    80- Et-Tevvâb: Tevbeleri kabul edip, günahları bağışlayan.

    81- El-Müntekım: Asilerin, zalimlerin cezasını veren.

    82- El-Afüvv: Affı çok olan, günahları mağfiret eden.

    83- Er-Raûf: Çok merhametli, pek şefkatli.

    84- Mâlik-ül Mülk: Mülkün, her varlığın sahibi.

    85- Zül-Celâli vel İkrâm: Celal, azamet, şeref, kemal ve ikram sahibi.

    86- El-Muksit: Mazlumların hakkını alan, adaletle hükmeden, her işi birbirine uygun yapan.

    87- El-Câmi: İki zıttı bir arada bulunduran. Kıyamette her mahlûkatı bir araya toplayan.

    88- El-Ganiyy: İhtiyaçsız, muhtaç olmayan, her şey Ona muhtaç olan.

    89- El-Mugnî: Müstağni kılan. İhtiyaç gideren, zengin eden.

    90- El-Mâni: Dilemediği şeye mani olan, engelleyen.

    91- Ed-Dârr: Elem, zarar verenleri yaratan.

    92- En-Nâfi: Fayda veren şeyleri yaratan.

    93- En-Nûr: Âlemleri nurlandıran, dilediğine nur veren.

    94- El-Hâdî: Hidayet veren.

    95- El-Bedî: Misalsiz, örneksiz harikalar yaratan. (Eşi ve benzeri olmayan).

    96- El-Bâkî: Varlığının sonu olmayan, ebedi olan.

    97- El-Vâris: Her şeyin asıl sahibi olan.

    98- Er-Reşîd: İrşada muhtaç olmayan, doğru yolu gösteren.

    99- Es-Sabûr: Ceza vermede, acele etmeyen.
  • 49- El-Mecîd: "Her türlü övgüye layık bulunan."
    50- El-Bâis: "Ölüleri dirilten."
    51- Eş-Şehîd: "Her zaman her yerde hazır ve nazır olan."
    52- El-Hakk: "Varlığı hiç değişmeden duran. Var olan, hakkı ortaya çıkaran."
    53- El-Vekîl: "Kendisine tevekkül edenlerin işlerini en iyi neticeye ulaştıran."
    54- El-Kaviyy: "Kudreti en üstün ve hiç azalmaz."
    55- El-Metîn: "Kuvvet ve kudret kaynağı, pek güçlü."
    56- El-Veliyy: "İnananların dostu, onları sevip yardım eden."
    57- El-Hamîd: "Her türlü hamd ve senaya layık olan."
    58- El-Muhsî: "Yarattığı ve yaratacağı bütün varlıkların sayısını bilen."
    59- El-Mübdi: "Maddesiz, örneksiz yaratan."
    60- El-Muîd: ''Yarattıklarını yok edip, sonra tekrar diriltecek olan."
    61- El-Muhyî: "İhya eden, dirilten, can veren."
    62- El-Mümît: "Her canlıya ölümü tattıran."
    63- El-Hayy: "Ezeli ve ebedi hayat sahibi."
    64- El-Kayyûm: 'Varlıkları diri tutan, zatı ile kaim olan."
    65- El-Vâcid: "Kendisinden hiçbir şey gizli kalmayan, istediğini, istediği vakit bulan."
    66- El-Macîd: "Kadri ve şanı büyük, keremi, ihsanı bol olan."
    67- El-Vâhid: "Zat, sıfat ve fiillerinde benzeri ve ortağı olmayan, tek olan."
    68- Es-Samed: "Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, herkesin muhtaç olduğu."
    69- El-Kâdir: "Dilediğini dilediği gibi yaratmaya muktedir olan."
    70- El-Muktedir: "Dilediği gibi tasarruf eden, her şeyi kolayca yaratan kudret sahibi."
  • 1- Allah(C.C.): "Eşi benzeri olmayan, bütün noksan sıfatlardan münezzeh tek ilah, Her biri sonsuz bir hazine olan bütün isimlerini kuşatan özel ismi. İsimlerin sultanı."
    2- Er-Rahmân: "Dünyada bütün mahlükata merhamet eden, şefkat gösteren, ihsan eden."
    3- Er-Rahîm: "Ahirette, müminlere sonsuz ikram, lütuf ve ihsanda bulunan."
    4- El-Melik: "Mülkün, kainatın sahibi, mülk ve saltanatı devamlı olan."
    5- El-Kuddûs: "Her noksanlıktan uzak ve her türlü takdıse layık olan."
    6- Es-Selâm: "Her türlü tehlikelerden selamete çıkaran."
    7- El-Mü'min: "Güven veren, emin kılan, koruyan."
    8- El-Müheymin: "Her şeyi görüp gözeten."
    9- El-Azîz: "İzzet sahibi, her şeye galip olan."
    10- El-Cebbâr: "Azamet ve kudret sahibi. Dilediğini yapan ve yaptıran."
    11- El-Mütekebbir: "Büyüklükte eşi, benzeri olmayan."
    12- El-Hâlık: "Yaratan, yoktan var eden."
    13- El-Bâri: "Her şeyi kusursuz ve uyumlu yaratan."
    14- El-Musavvir: ''Varlıklara şekil veren."
    15- El-Gaffâr: "Günahları örten ve çok mağfiret eden."
    16- El-Kahhâr: "Her şeye, her istediğini yapacak surette, galip ve hakim olan."
    17- El-Vehhâb: "Karşılıksız hibeler veren, çok fazla ihsan eden."
    18- Er-Rezzâk: "Bütün mahlükatın rızkını veren ve ihtiyacını karşılayan."
    19- El-Fettâh: "Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran, darlıktan kurtaran. "
    20- El-Alîm: "Gizli açık, geçmiş, gelecek, her şeyi en ince detaylarına kadar bilen."
    21- El-Kâbıd: "Dilediğine darlık veren, sıkan, daraltan."
    22- El-Bâsıt: "Dilediğine bolluk veren, açan, genişleten."
    23- El-Hâfıd: "Dereceleri alçaltan"
    24- Er-Râfi: "Şeref verip yükselten."
    25- El-Mu'ız: "Dilediğini aziz eden, izzet veren."
    26- El-Müzil: "Dilediğini zillete düşüren."
    27- Es-Semi: "Her şeyi en iyi işiten."
    28- El-Basîr: "Gizli açık, her şeyi en iyi gören."
    29- El-Hakem: "Mutlak hakim, hakkı batıldan ayıran. Hikmetle hükmeden."
    30- El-Adl: "Mutlak adil, çok adaletli."
    31- El-Latîf: "Lütuf ve ihsan sahibi olan. Bütün incelikleri bilen."
    32- El-Habîr: "Olmuş olacak her şeyden haberdar."
    33- El-Halîm: "Cezada, acele etmeyen, yumuşak davranan."
    34- El-Azîm: "Büyüklükte benzeri yok. Pek yüce."
    35- El-Gafûr: "Affı, mağfireti bol."
    36- Eş-Şekûr: "Az amele, çok sevap veren."
    37- El-Aliyy: "Yüceler yücesi, çok yüce."
    38- El-Kebîr: "Büyüklükte benzeri yok, pek büyük."
    39- El-Hafîz: "Her şeyi koruyucu olan."
    40- El-Mukît: "Her yaratılmışın rızkını, gıdasını veren, tayin eden."
    41- El-Hasîb: "Kulların hesabını en iyi gören."
    42- El-Celîl: "Celal ve azamet sahibi olan."
    43- El-Kerîm: "Keremi, lütuf ve ihsanı bol, karşılıksız veren, çok ikram eden."
    44- Er-Rakîb: "Her varlığı, her işi her an görüp, gözeten, kontrolü altında tutan."
    45- El-Mucîb: "Duaları, istekleri kabul eden".Allahın 99 İsmi Ve Türkçe Anlamları(EsmaÜl Hüsna )
    46- El-Vâsi: "Rahmet, kudret ve ilmi ile her şeyi ihata eden'"
    47- El-Hakîm: "Her işi hikmetli, her şeyi hikmetle yaratan."
    48- El-Vedûd: "Kullarını en fazla seven, sevilmeye en layık olan."
    49- El-Mecîd: "Her türlü övgüye layık bulunan."
    50- El-Bâis: "Ölüleri dirilten."
    51- Eş-Şehîd: "Her zaman her yerde hazır ve nazır olan."
    52- El-Hakk: "Varlığı hiç değişmeden duran. Var olan, hakkı ortaya çıkaran."
    53- El-Vekîl: "Kendisine tevekkül edenlerin işlerini en iyi neticeye ulaştıran."
    54- El-Kaviyy: "Kudreti en üstün ve hiç azalmaz."
    55- El-Metîn: "Kuvvet ve kudret kaynağı, pek güçlü."
    56- El-Veliyy: "İnananların dostu, onları sevip yardım eden."
    57- El-Hamîd: "Her türlü hamd ve senaya layık olan."
    58- El-Muhsî: "Yarattığı ve yaratacağı bütün varlıkların sayısını bilen."
    59- El-Mübdi: "Maddesiz, örneksiz yaratan."
    60- El-Muîd: ''Yarattıklarını yok edip, sonra tekrar diriltecek olan."
    61- El-Muhyî: "İhya eden, dirilten, can veren."
    62- El-Mümît: "Her canlıya ölümü tattıran."
    63- El-Hayy: "Ezeli ve ebedi hayat sahibi."
    64- El-Kayyûm: 'Varlıkları diri tutan, zatı ile kaim olan."
    65- El-Vâcid: "Kendisinden hiçbir şey gizli kalmayan, istediğini, istediği vakit bulan."
    66- El-Macîd: "Kadri ve şanı büyük, keremi, ihsanı bol olan."
    67- El-Vâhid: "Zat, sıfat ve fiillerinde benzeri ve ortağı olmayan, tek olan."
    68- Es-Samed: "Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, herkesin muhtaç olduğu."
    69- El-Kâdir: "Dilediğini dilediği gibi yaratmaya muktedir olan."
    70- El-Muktedir: "Dilediği gibi tasarruf eden, her şeyi kolayca yaratan kudret sahibi."
    71- El-Mukaddim: "Dilediğini, öne alan, yükselten."
    72- El-Muahhir: "Dilediğini sona alan, erteleyen, alçaltan."
    73- El-Evvel: "Ezeli olan, varlığının başlangıcı olmayan."
    74- El-Âhir: "Ebedi olan, varlığının sonu olmayan."
    75- El-Zâhir: "Varlığı açık, aşikar olan, kesin delillerle bilinen. "
    76- El-Bâtın: "Akılların idrak edemeyeceği, yüceliği gizli olan. "
    77- El-Vâlî: "Bütün kainatı idare eden."
    78- El-Müteâlî: "Son derece yüce olan."
    79- El-Berr: "İyilik ve ihsanı bol, iyilik ve ihsan kaynağı."
    80- Et-Tevvâb: "Tevbeleri kabul edip, günahları bağışlayan."
    81- El-Müntekim: "Zalimlerin cezasını veren, intikam alan."
    82- El-Afüvv: "Affı çok olan, günahları affetmeyi seven."
    83- Er-Raûf: "Çok merhametli, pek şefkatli."
    84- Mâlik-ül Mülk: "Mülkün, her varlığın sahibi."
    85- Zül-Celâli vel ikrâm: "Celal, azamet ve pek büyük ikram sahibi."
    86- El-Muksit: "Her işi birbirine uygun yapan."
    87- El-Câmi: "Mahşerde her mahlükatı bir araya toplayan."
    88- El-Ganiyy: "Her türlü zenginlik sahibi, ihtiyacı olmayan."
    89- El-Mugnî: "Müstağni kılan. ihtiyaç gideren, zengin eden."
    90- El-Mâni: "Dilemediği şeye mani olan, engelleyen."
    91- Ed-Dârr: "Elem, zarar verenleri yaratan."
    92- En-Nâfi: "Fayda veren şeyleri yaratan."
    93- En-Nûr: "Alemleri nurlandıran, dilediğine nur veren."
    94- El-Hâdî: "Hidayet veren."
    95- El-Bedî: "Eşi ve benzeri olmayan güzellik sahibi, eşsiz yaratan."
    96- El-Bâkî: ''Varlığının sonu olmayan, ebedi olan."
    97- El-Vâris: "Her şeyin asıl sahibi olan."
    98- Er-Reşîd: "İrşada muhtaç olmayan, doğru yolu gösteren. "
    99- Es-Sabûr: "Ceza vermede acele etmeyen."
  • Allah,
    er-Rahmân, er-Rahîm,
    el-Melik, el-Kuddûs, es-Selâm,
    el-Mü'min, el-Müheymin, el-Azîz, el-Cebbâr,
    el-Mütekebbir, el-Hâlık, el-Bâri', el-Musavvir, el-Gaffâr,
    el-Kahhâr, el-Vehhâb, er-Rezzâk, el-Fettâh, el-Alîm, el-Kâbıd,
    el-Bâsıt, el-Hâfıd, er-Râfi, el-Muiz, el-Müzill, es-Semi', el-Basîr,
    el-Hakem, el-Adl, el-Lâtîf, el-Habîr, el-Halîm, el-Azîm, el-Gafûr,
    eş-Şekûr, el-Aliyy, el-Kebîr, el-Hafîz, el-Mukît, el-Hasîb, el-Celîl,
    el-Kerîm, er-Rakîb, el-Mücîb, el-Vâsi', el-Hakîm, el-Vedûd, el-Mecîd,
    el-Bâis, eş-Şehîd, el-Hakk, el-Vekîl, el-Kaviyy, el-Metîn, el-Veliyy,
    el-Hamîd, el-Muhsî, el-Mübdî, el-Muîd, el-Muhyî, el-Mümît, el-Hayy,
    el-Kayyûm, el-Vâcid, el-Mâcid, el-Vâhid, es-Samed, el-Kâdir, el-Muktedir,
    el-Mukaddim, el-Muahhir, el-Evvel, el-Âhir, ez-Zâhir, el-Bâtın, el-Vâli,
    el-Müteâlî, el-Berr, et-Tevvâb, el-Müntakim, el-Afüvv, er-Raûf,
    Mâlikü'l-Mülk, Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm, el-Muksit, el-Câmi',
    el-Ganiyy, el-Muğni, el-Mâni', ed-Dârr, en-Nâfi',
    en-Nûr, el-Hâdi, el-Bedî', el-Bâkî,
    el-Vâris, er-Reşîd,
    es-Sabûr.
  • 1- Allah(C.C.): "Eşi benzeri olmayan, bütün noksan sıfatlardan münezzeh tek ilah, Her biri sonsuz bir hazine olan bütün isimlerini kuşatan özel ismi. İsimlerin sultanı."
    2- Er-Rahmân: "Dünyada bütün mahlükata merhamet eden, şefkat gösteren, ihsan eden."
    3- Er-Rahîm: "Ahirette, müminlere sonsuz ikram, lütuf ve ihsanda bulunan."
    4- El-Melik: "Mülkün, kainatın sahibi, mülk ve saltanatı devamlı olan."
    5- El-Kuddûs: "Her noksanlıktan uzak ve her türlü takdıse layık olan."
    6- Es-Selâm: "Her türlü tehlikelerden selamete çıkaran."
    7- El-Mü'min: "Güven veren, emin kılan, koruyan."
    8- El-Müheymin: "Her şeyi görüp gözeten."
    9- El-Azîz: "İzzet sahibi, her şeye galip olan."
    10- El-Cebbâr: "Azamet ve kudret sahibi. Dilediğini yapan ve yaptıran."
    11- El-Mütekebbir: "Büyüklükte eşi, benzeri olmayan."
    12- El-Hâlık: "Yaratan, yoktan var eden."
    13- El-Bâri: "Her şeyi kusursuz ve uyumlu yaratan."
    14- El-Musavvir: ''Varlıklara şekil veren."
    15- El-Gaffâr: "Günahları örten ve çok mağfiret eden."
    16- El-Kahhâr: "Her şeye, her istediğini yapacak surette, galip ve hakim olan."
    17- El-Vehhâb: "Karşılıksız hibeler veren, çok fazla ihsan eden."
    18- Er-Rezzâk: "Bütün mahlükatın rızkını veren ve ihtiyacını karşılayan."
    19- El-Fettâh: "Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran, darlıktan kurtaran. "
    20- El-Alîm: "Gizli açık, geçmiş, gelecek, her şeyi en ince detaylarına kadar bilen."
    21- El-Kâbıd: "Dilediğine darlık veren, sıkan, daraltan."
    22- El-Bâsıt: "Dilediğine bolluk veren, açan, genişleten."
    23- El-Hâfıd: "Dereceleri alçaltan"
    24- Er-Râfi: "Şeref verip yükselten."
    25- El-Mu'ız: "Dilediğini aziz eden, izzet veren."
    26- El-Müzil: "Dilediğini zillete düşüren."
    27- Es-Semi: "Her şeyi en iyi işiten."
    28- El-Basîr: "Gizli açık, her şeyi en iyi gören."
    29- El-Hakem: "Mutlak hakim, hakkı batıldan ayıran. Hikmetle hükmeden."
    30- El-Adl: "Mutlak adil, çok adaletli."
    31- El-Latîf: "Lütuf ve ihsan sahibi olan. Bütün incelikleri bilen."
    32- El-Habîr: "Olmuş olacak her şeyden haberdar."
    33- El-Halîm: "Cezada, acele etmeyen, yumuşak davranan."
    34- El-Azîm: "Büyüklükte benzeri yok. Pek yüce."
    35- El-Gafûr: "Affı, mağfireti bol."
    36- Eş-Şekûr: "Az amele, çok sevap veren."
    37- El-Aliyy: "Yüceler yücesi, çok yüce."
    38- El-Kebîr: "Büyüklükte benzeri yok, pek büyük."
    39- El-Hafîz: "Her şeyi koruyucu olan."
    40- El-Mukît: "Her yaratılmışın rızkını, gıdasını veren, tayin eden."
    41- El-Hasîb: "Kulların hesabını en iyi gören."
    42- El-Celîl: "Celal ve azamet sahibi olan."
    43- El-Kerîm: "Keremi, lütuf ve ihsanı bol, karşılıksız veren, çok ikram eden."
    44- Er-Rakîb: "Her varlığı, her işi her an görüp, gözeten, kontrolü altında tutan."
    45- El-Mucîb: "Duaları, istekleri kabul eden".Allahın 99 İsmi Ve Türkçe Anlamları(EsmaÜl Hüsna )
    46- El-Vâsi: "Rahmet, kudret ve ilmi ile her şeyi ihata eden'"
    47- El-Hakîm: "Her işi hikmetli, her şeyi hikmetle yaratan."
    48- El-Vedûd: "Kullarını en fazla seven, sevilmeye en layık olan."
    49- El-Mecîd: "Her türlü övgüye layık bulunan."
    50- El-Bâis: "Ölüleri dirilten."
    51- Eş-Şehîd: "Her zaman her yerde hazır ve nazır olan."
    52- El-Hakk: "Varlığı hiç değişmeden duran. Var olan, hakkı ortaya çıkaran."
    53- El-Vekîl: "Kendisine tevekkül edenlerin işlerini en iyi neticeye ulaştıran."
    54- El-Kaviyy: "Kudreti en üstün ve hiç azalmaz."
    55- El-Metîn: "Kuvvet ve kudret kaynağı, pek güçlü."
    56- El-Veliyy: "İnananların dostu, onları sevip yardım eden."
    57- El-Hamîd: "Her türlü hamd ve senaya layık olan."
    58- El-Muhsî: "Yarattığı ve yaratacağı bütün varlıkların sayısını bilen."
    59- El-Mübdi: "Maddesiz, örneksiz yaratan."
    60- El-Muîd: ''Yarattıklarını yok edip, sonra tekrar diriltecek olan."
    61- El-Muhyî: "İhya eden, dirilten, can veren."
    62- El-Mümît: "Her canlıya ölümü tattıran."
    63- El-Hayy: "Ezeli ve ebedi hayat sahibi."
    64- El-Kayyûm: 'Varlıkları diri tutan, zatı ile kaim olan."
    65- El-Vâcid: "Kendisinden hiçbir şey gizli kalmayan, istediğini, istediği vakit bulan."
    66- El-Macîd: "Kadri ve şanı büyük, keremi, ihsanı bol olan."
    67- El-Vâhid: "Zat, sıfat ve fiillerinde benzeri ve ortağı olmayan, tek olan."
    68- Es-Samed: "Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, herkesin muhtaç olduğu."
    69- El-Kâdir: "Dilediğini dilediği gibi yaratmaya muktedir olan."
    70- El-Muktedir: "Dilediği gibi tasarruf eden, her şeyi kolayca yaratan kudret sahibi."
    71- El-Mukaddim: "Dilediğini, öne alan, yükselten."
    72- El-Muahhir: "Dilediğini sona alan, erteleyen, alçaltan."
    73- El-Evvel: "Ezeli olan, varlığının başlangıcı olmayan."
    74- El-Âhir: "Ebedi olan, varlığının sonu olmayan."
    75- El-Zâhir: "Varlığı açık, aşikar olan, kesin delillerle bilinen. "
    76- El-Bâtın: "Akılların idrak edemeyeceği, yüceliği gizli olan. "
    77- El-Vâlî: "Bütün kainatı idare eden."
    78- El-Müteâlî: "Son derece yüce olan."
    79- El-Berr: "İyilik ve ihsanı bol, iyilik ve ihsan kaynağı."
    80- Et-Tevvâb: "Tevbeleri kabul edip, günahları bağışlayan."
    81- El-Müntekim: "Zalimlerin cezasını veren, intikam alan."
    82- El-Afüvv: "Affı çok olan, günahları affetmeyi seven."
    83- Er-Raûf: "Çok merhametli, pek şefkatli."
    84- Mâlik-ül Mülk: "Mülkün, her varlığın sahibi."
    85- Zül-Celâli vel ikrâm: "Celal, azamet ve pek büyük ikram sahibi."
    86- El-Muksit: "Her işi birbirine uygun yapan."
    87- El-Câmi: "Mahşerde her mahlükatı bir araya toplayan."
    88- El-Ganiyy: "Her türlü zenginlik sahibi, ihtiyacı olmayan."
    89- El-Mugnî: "Müstağni kılan. ihtiyaç gideren, zengin eden."
    90- El-Mâni: "Dilemediği şeye mani olan, engelleyen."
    91- Ed-Dârr: "Elem, zarar verenleri yaratan."
    92- En-Nâfi: "Fayda veren şeyleri yaratan."
    93- En-Nûr: "Alemleri nurlandıran, dilediğine nur veren."
    94- El-Hâdî: "Hidayet veren."
    95- El-Bedî: "Eşi ve benzeri olmayan güzellik sahibi, eşsiz yaratan."
    96- El-Bâkî: ''Varlığının sonu olmayan, ebedi olan."
    97- El-Vâris: "Her şeyin asıl sahibi olan."
    98- Er-Reşîd: "İrşada muhtaç olmayan, doğru yolu gösteren. "
    99- Es-Sabûr: "Ceza vermede acele etmeyen."
  • Allah Teâlâ'nın isimleri doksan dokuz isimden ibaret değildir. O'nun ayet ve hadislerde geçen başka isimleri de vardır. Yalnız Tirmizî ve İbn Mâce'de geçen bir hadiste bu doksan dokuz isim teker teker sayılmıştır. Bu isimler şunlardır:

    1) ALLAH: Tüm isim ve sıfatlan kendinde toplayan yüce Allah'ın zatının, başka hiçbir varlığa verilemeyen ismidir.

    2) RABB: Terbiye eden, yaratan, besleyen, mâlik, en mükemmel, sahip tutan ve idare eden anlamlarına gelir. Rabb ismi, yüce Allah'ın umûmî isimlerindendir. Âlemlerin devamını sağlayan yüce Allah, onların Rabbi'dir. Allah'ın her türlü eksiklikten münezzeh olan rubûbiyeti ve O'nun neticesi olan terbiyesi, besleyip büyütmesi olmasaydı, kainatta ne varlıktan, ne de tekâmül'den hiçbir eser bulunmazdı. Eğer bir kemâlimiz, bir terbiyemiz, ölçülü bir şekilde doğmamız, büyümemiz, yaşamamız ve ölmemiz varsa, bunlarda yüce Allah'ın Rab sıfatının yansımasını görmemek mümkün değildir. Bu âlemde görülen ve bilinen her şeyde yüce Allah'ın sıfatlarının belirtisi vardır.

    3) RAHMAN: Allah'ın pek merhametli, çok rahmet sahibi olması anlamlarına gelen bir sıfat ismidir. Sıfat ismi olmakla beraber, bu ismin Allah'tan başkasına verilmesi uygun görülmez. "Çok rahmet sahibi, gayet merhametli ve sonsuz rahmeti bulunan" diye tefsir edilip açıklanabilirse de, yalnız yüce Allah'ın özel bir ismi olduğundan dolayı tam anlamıyla tercüme edilemez. Dilimizde onun tam karşılığı olan bir kelime yoktur. "Esirgeyici" olarak tercüme edilmesi de doğru değildir. Dolayısıyla bu anlam Rahman isminin tercümesi olamaz. "Acıyan" diye tercüme edilmesi de onun tam anlamını vermekten uzaktır. Çünkü kuru bir acıma merhamet değildir. Bilindiği gibi, merhamet acıyı giderip yerine sevinç ve iyiliği getirmektir. Bu itibarla merhametli sözcüğünden anladığımız anlamı, diğerlerinden anlayamayız.

    Rahman, "pek merhametli" şeklinde eksik olarak tefsir edilebilirse de tercüme edilemez. Yüce Allah'ın rahmeti, sadece bir iyilik duygusundan ibâret değildir. O'nun rahmeti, insanlara iyilik dilemesi ve sayılamayacak kadar nimetler vermesidir. O halde "Rahman" ismini böylece bilmek ve anlamak gerekir. Her gün karşılaştığımız ve içinde bulunduğumuz nimetler, aslında bize Rahman'ın en güzel açıklamasıdır.

    4) RAHÎM: "Çok merhamet edici' anlamında bir isimdir. Allah'ın sıfat ismi olmayıp, Allah'tan başka varlıklara da verilebilen bir isimdir. Bu iki sıfat "rahmet" mastarından türemiş olmakla beraber, aralarında ifade ettikleri anlam bakımından farklar vardır. Rahman ve Rahîm arasındaki bu farklar şöylece belirtmek mümkündür:

    a) Rahman sıfatı; daha ziyâde ezelle; Rahîm sıfatı ise daha çok ebedle ilgilidir. Bu nedenle hadislerde yüce Allah'ın hakkında "Dünyanın Rahman'ı ahiretin Rahîm'i" ifadelerinin kullanıldığını görüyoruz. Rahman sıfatı bütün insanları; Rahîm sıfatı ise yalnız müminleri kapsar.

    b) Rahman sıfatı; hiçbir kayıt ve şarta bağlı olmaksızın varlıkları yaratmak, meydana getirmek, onların çalışıp çalışmadıklarına bakmadan sayısız nimetlerle nimetlendirmek anlamına gelirken; Rahîm sıfatı Allah'ın emirleri doğrultusunda çalışanlara, çalıştıklarının karşılığını vermek anlamına gelmektedir.

    c) Rahman sıfatı; ümitsizliğe, karamsarlığa imkan bırakmayan kesin bir ümit ve ezelî bir yardım ifade eder. Rahîm sıfatı ise, yaptığımız işlerimizin Allah tarafından mükâfatlandırılacağını ifade etmektedir. Bu nedenle Rahman sıfatının ifade ettiği mânâda mü'min ve kâfir eşit tutulup ayırım yapılmamış; Rahîm sıfatının belirttiği manada ise, mü'min ve kâfir açık bir farkla ayrılmışlardır.

    5) el-MELİK: Yüce Allah Melik'tir. Yani mülk sahibi, bütün eşyanın ve yaratılanların tek mâlikidir. Bütün varlıklar üzerinde emretme, istediği gibi tasarruf etme, hiçbir şarta bağlı olmaksızın sahip olma O'na mahsustur. Yarattıklarına emretme, sakındırma, cezalandırma, istediğini zelil, dilediğini de aziz etme kudretine sahip olan yalnız yüce Allah'tır. O yarattığı mülkünde ve orada olanların hepsinde yegane hükümdardır. Sonsuz kudretiyle onları idaresi altında tutan Allah'tır...

    6) el-KUDDÛS: Her türlü hata, gaflet ve acizlikten uzak, eksiklikten beri, mutlak kemâl sahibi anlamında. Allah, sonradan olma ve hiçbir tasvir kayıtlarına sığmayan, hakkında hiçbir eksiklik düşünülemeyen en mukaddes olan en yüce varlıktır (Haşr, 59/23; Cum'a, 62/1).

    7) es-SELÂM: Allah, her türlü eminliğin, salimliğin aslı olup, ayıptan kusurdan ve her çeşit eksikliklerden uzak olan yüce yaratıcı anlamındadır. Allah, yok olmaktan ve hatıra gelen her türlü eksikliklerden uzaktır. Buna göre dünyadan ve ahiretten emin olmak isteyenleri ve kurtuluşa ermek dileğinde bulunanları, kurtuluşa erdirecek olan da yalnız Allah'tır (Haşr, 59/23).

    8) el-MÜMİN: Allah'ın, iman ve güven veren, her türlü şüphe ve tereddütleri kaldıran anlamında bir ismidir. Allah, korku içinde olanlara emniyet ve güven verendir. Bu bakımdan her türlü korkudan emin olmak için Allah'a iltica edilmeli, O'na sığınılmalıdır.

    9) el-MÜHEYMİN: Allah'ın, görüp gözeten, her şeye şahit olan, her şeyi koruması altına alan, onları muhâfaza edip saklayan olduğu anlamına gelir.

    10) el-AZİZ: Allah'ın, hiçbir yönden mağlup edilemeyen, her işinde mutlak gâlip gelen, son derece izzetli ve yüce olduğu manasına gelir. Hiçbir yönden benzeri olmayan dilediğini yapan ve buna güç yetiren, yüce varlığını ve kudretini hiçbir gücün mağlup edemediği tek yaratıcı Allah'tır.

    11) el-CEBBAR: Allah'ın, yarattığı tüm varlıklarının ihtiyaçlarını karşılayan, her konuda çok güçlü ve kudretli olduğu anlamındadır. Ayrıca Allah'ın yarattıklarının tümünü kendi iradesine mecbur eden, dilediğini de zorla yaptırmaya gücü yeten, kesin hükmüne karşı gelinemeyen yaratıcı olduğu anlamına da gelir.

    Yüce Allah'ın "Cebbâr" sıfatı sebebiyle insanların, işlerine kendi iradeleri ve serbestlikleri olmadığı sanılmamalıdır. Çünkü Allah, bildirdiği emir ve yasaklarına uyup uymama konusunda insanları kendi iradelerinde serbest bırakmıştır. Şüphesiz insanların, Allah tarafından akıllı ve iradeli yaratılmalarının bir anlamı vardır. Allah, insanı O'nun hükümlerini tanıyıp bilmesi için akıllı, kendi irade ve istekleri ile O'nun emrine uymaları ve gösterdiği bu yolda yürümeleri için de serbest iradeli yaratmıştır.

    Ancak Allah'ın, insanlara işlerinde serbestlik tanımış olması, onların bütün isteklerini yerine getirmeye mecbur olduğu anlamına gelmez. Örneğin Allah'ın emirlerini dinlemeyip O'na karşı gelen asiler, günahkârlar cezaya yanaşmak istemeseler de vakti gelince cezalarını çekmeye mecbur olacaklardır. Allah'ın mutlak iradesi ve kudreti altına girmeyen hiçbir varlık düşünülemez.

    "Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde olanların hepsi, ister istemez O'na teslim olmuştur ve O'na döndürülüp götürüleceklerdir." (Âli İmrân, 3/83).

    12) el-MÜTEKEBBİR: Allah'ın, her hususta çok büyük ve azamet sahibi ulu bir yaratıcı olduğu anlamındadır. Büyüklük O'nun hakkıdır. Yaratılmışların hiçbirinin böyle bir hakkı yoktur. Allah, zatında sıfatlarında ve işlerinde, mutlak manada büyüklüğün tek sahibidir. Hiçbir insan için bu mânâda bir büyüklükten söz edilemez. Kendilerini büyük sanan nicelerinin, Allah'ın sonsuz kudreti ve büyüklüğü karşısında ne kadar küçüldükleri, inkârı imkânsız olan bir gerçektir. Büyüklük sevdasına kapılanların yok olmalarına, bazen küçücük bir olay hattâ çok küçük bir yaratık, bir mikrop bile yetmiştir. Bu gerçek karşısında insanlar hangi büyüklükten söz edebilirler?..

    13) el-HÂLİK: Allah'ın, yaratıcı olduğunu belirten bir sıfattır. Yaratmak ise bir şeyi var etmek, hiç benzeri olmayan bir şeyi meydana getirmek demektir. Bu manada Allah'tan başka hiçbir yaratıcı yoktur. Her şeyi yaratan O'dur. İnsanların ortaya koydukları şeyler yaratma değildir; var olanlardan yeni bir şey elde etmektir. Allah, yaratandır; O'nun dışındaki tüm varlıklar ise yaratılmıştır.

    14) el-BÂRÎ: Allah'ın, yarattıklarını temiz ve sağlam bir nizâm üzere yaratması, olgunlaştırarak birbirinden farklı niteliklerde meydana getirmesi mânâsındadır. Şüphesiz varlıkları seçip, düzenleyip olgunlaştırarak her birini ayrı bir özellikte yaratan Allah'tır.

    15) el-MUSAVVİR: Allah'ın, yaratmış olduğu varlıkların şekil ve durumlarını takdir edip, dilediği şekilde meydana getirmesi, şekillendirmesi anlamına gelir.

    16) el-GAFFÂR: Kullarının günâhlarını affeden ve çok bağışlayan yüce varlık anlamına gelir. Günâh işlemek insanların özelliği olduğu gibi, onların günâhlarını örtmek ve bağışlamak da yüce Allah'ın ayrılmaz sıfatlarındandır.

    17) el-KAHHÂR: Allah'ın, ziyadesi ile kahredici, yok edici yüce bir varlık olduğu manasına gelir. Sonsuz kudretinin karşısında hiçbir kimsenin gücü ve kudreti olamaz. Ama serbest iradeleriyle O'nun karşısına çıkma cüretini gösterenlere de lâyık oldukları cezaları tam olarak verecektir. Allah'ın kayıtsız üstünlüğüne sınır koyacak hiçbir varlık yoktur.

    18) el-VEHHÂB: Allah'ın, çok hibe eden, çok fazla bağışlayan olduğu anlamına gelir. Hak sahibi olmadıkları halde yarattıklarına çok çok verendir.

    19) er-REZZÂK: Allah'ın, bütün yaratıkların rızıklarını veren olduğunu ifade eder. Her canlı için gerekli gıdayı bahşedip yaratan ve bol bol veren Allah'tır.

    20) el-FETTAH: Kulların, her türlü güçlük ve sıkıntılarını açan ve kolaylaştıran manasına gelir. Faydalı ilimlere karşı insanların kalbini açarak, onların işlerini kolaylaştıran, bütün zorluklarını ortadan kaldıran yüce Allah'tır. Her işinde üstün gelen O'dur.

    21) el-ÂLİM: Allah'ın, çok bilen, bilgisi ezelî ve ebedî olan, her şeyi her yönüyle bilen tek yaratıcı olduğu manasını ifade eder.

    22) el-KÂBID: Allah'ın, her şeyi sonsuz kudreti altına alan, bu kudretiyle kuşatıp kavrayan, her şeyi emri altına alıp tutan en yüce varlık olduğu anlamına gelir.

    23) el-BÂSIT: Allah'ın, her hayrı veren, lütuf ve rahmetini kullarına yayan yüce yaratıcı olduğunu ifade eder. Allah, insanlara rızık, neşe, rahatlık ve bolluk vererek onlara lütuf ve rahmetiyle muâmele etmektedir.

    24) el-HÂFID: Allah'ın, emirlerini dinlemeyen, başkalarını beğenmeyen, büyüklenip hak ve hukuk tanımaz zorbaları rezil, perişan eden anlamına gelen bir ismidir.

    25) er-RÂFİ: Kaldıran, yükselten ve yüksek olan anlamlarına gelir. Gönülleri iman ve irfan ışığıyla parlatan, yüksek gerçeklerden haberdar eden yüce Allah'tır. Her yönüyle yüce ve yüksek olan O'dur.

    26) el-MU'İZZ: İzzet ve ikrâm edici, şeref sahibi anlamına gelir. Yalancılığa, samimiyetsizliğe itibar etmez.

    27) el-MÜZİLL: Yüce Allah'ın, lâyık olanları zillete düşüren, zelil kılan, onları hor ve hakir eden anlamına gelen bir sıfat isimdir.

    28) es-SEMI': İşiten, işitme kuvvetine sahip olan ve işitme gücünü verendir. O, hiçbir şartla ve kayda bağlı olmaksızın işitir.

    29) el-BASÎR: Her şeyi her yönüyle eksiksiz gören, yaratıklarına da görme duyusunu veren anlamını taşır.

    30) el-HAKEM: Hüküm koyan, emir veren, varlıklar hakkında hükmünü tamamen icra eden anlamına gelir.

    31) el-ADL: Allah'ın herkese hakkını veren, koyduğu âdil hükümleriyle zulme razı olmayan, zulmü ve zâlimi sevmeyen anlamına gelen sıfatının ismidir. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır (A 'raf, 7/85; Yûnus, 10/109; Yûsuf, 12/80).

    32) el-LATÎF: En ince işlerin bile bütün inceliklerini bilen, nasıl yapıldığına nüfuz edilemeyen en ince şeyleri de yapan, seçilmez yollardan da kullarına çeşitli faydalar ulaştırandır (En'âm, 6/103).

    33) el-HABÎR: Her şeyden haberdar olan, her şeyin iç yüzünden ve gizli tarafından her yönüyle haber sahibi bulunan.

    34) el-HALİM: Acele etmeyen, günahkârların cezasını vermeye güç yetirdiği halde bunu acele yapmayıp, onlara yumuşak davranarak cezalarını geriye bırakandır.

    35) el-AZİM: Çok yüce ve çok büyük olan; sınırsız ve kayıtsız büyüklük, üstünlük de yalnız O'ndadır.

    36) el-GAFÛR: Mağfiret eden, yargılayan, suçları bağışlayan, affeden, insanların beğenilmeyen taraflarını gizleyendir.

    37) eş-ŞEKÛR: Çok şükre lâyık olan, kendi rızası için şükredilen, şükür olarak yapılan iyi işlerin daha fazlasıyla karşılığını veren, insanlara nimetlerini artırarak şükür muamelesi yapandır.

    38) el-ALİYY: Yüksek, büyük ve yüce olan; kudrette, bilgide, hükümde, irâdede ve diğer bütün kemâl sıfatlarında üstün olandır. Her şey O'nun hükmü ve emri altındâdır.

    39) el-KEBİR: Büyük, yüce anlamında olup, Allah'ın kâinatı ve ondâkileri hüküm ve kudretiyle idâre eden, her şeyi hükmü altına alan sıfatının ismidir.

    40) el-HAFIZ: Muhafaza eden, koruyup saklayan. Yapılan işleri bütün ayrıntılarıyla saklayıp, her şeyi belli vaktinde afet ve belâlardan koruyandır.

    41) el-MUKÎT: Her şeyi lâyıkıyla bilip gözeten ve her şeye kudreti yeten. Amelleri zayi etmeyip koruyan. Rızıkları yaratıcıdır.

    42) el-HASÎB: Herkesin yaptıklarını takdir eden, yapılanları bütün ayrıntılarıyla bilip her insanı hesaba çekerek yaptığının karşılığını verendir (Ahzâb, 33/39).

    43) el-CELÎL: Büyüklük ve ululuğu pek yüce olandır. Sıfat ve isimleriyle her türlü büyüklük kendine ait olandır.

    44) el-KERÎM: Cömert, kerem sahibi; muktedir iken affeden, cömertlik duygusunu veren, va'dini yerine getirendir.

    45) er-RAKÎB: Görüp gözeten, murâkebe eden, bütün varlıklar üzerine gözcü olup bütün işlerini kontrol altına alandır (Nisâ, 4/1).

    46) el-MUCÎB: İcâbet eden, isteyene karşılık veren, teklifleri bilen ve O'na yalvaranların isteklerine icâbet eden ve karşılık verendir (Bakara, 2/186).

    47) el-VASİ': Bağışlaması bol ve rahmeti çok olandır. Yarattıklarına maddi ve manevi genişlik verendir (Bakara, 2/247).

    48) el-HAKIM: Her şeyi inceliğiyle bilen, bu bilgisine göre emir ve yasakları vâzeden, buyrukları ve bütün işleri yerli yerinde olandır.

    49) el-VEDÛD: Çok şefkatli, muhabbetli, salih kullarını çok seven ve onlarca çok sevilen, onları rahmet ve rızasına erdiren; sevilmeye ve dostluğu kazanılmaya yegane lâyık olandır. Sevgi ve dostluk hissini yaratandır (Hud, 11/90).

    50) el-MECÎD: Şan, şeref, büyüklük ve kudretinden dolayı yüce olan ve güzel işlerinden dolayı da sevilip övülendir. Şeref, ancak kendi emir ve yasaklarına uymakla elde edilebilir (Hud, 11/73).

    51) el-BAİS: Sebepleri yaratan ve ölüleri diriltendir. İhtiyaçlarıa göre insanlara peygamberler gönderendir.

    52) eş-ŞEHÎD: Her şeye şahit olan, her şeyi hakkıyla gören, bilen ve muamelesini de buna göre yapandır.

    53) el-HAKK: Varlığı hiç değişmeyen, hiç yok olmayan ve gerçek olandır (Hacc, 22/6).

    54) el-VEKİL: Hayatını, O'na tevekkül ederek düzenleyen ve böylece O'na sığınanların işlerinde kendilerine yardım edendir. İdaresinde hiçbir kayda ve şarta bağlı olmayandır.

    55) el-KAVÎ: Kudretli, güçlü ve sınırsız kuvvet sahibi olandır. Her şey O'nun kudret ve kuvveti karşısında güçsüzdür; O'na boyun eğmek zorundadır.

    56) el-METİN: Metânetli, kuvveti çok şiddetli olup hiçbir iş O'na zor değildir.

    57) el-VELÎ: Emir sahibi ve iyi insanların yani müminlerin dostu (velisi) olup onlara yardım ederek işlerini yönetendir.

    58) el-HAMÎD: Çok övülen, övgüyle değer sıfatlarıyla hamd edilendir. Bütün varlığın diliyle övülmeye lâyık ve her an hamd edilen tek yüce varlıktır.

    59) el-MUHSÎÎ: Allah, çokça veren, sonsuz düşünülse bile her şeyin sayısını her yönüyle bilendir.

    60) el-MÜBDÎ: Hiç yoktan ortaya koyan, vareden, yaratandır. O'ndan başka yaratıcı yoktur.

    61) el-MU'ÎD: Yaratılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratandır. O'ndan başka yaratıcı olamaz.

    62) el-MUHYÎ: Dirilten, canlandıran ve hayat verendir. O'nun öldürdüğüne kimse hayat veremez (Fussilet, 41/39)

    63) el-MÜMÎT: Öldüren, ölümü her canlıya takdir edip bunu uygulayandır.

    64) el-HAYY: Diri, canlı hiç ölmeyen, hayatı ezeli ve ebedi olandır.

    65) el-KAYYÛM: Baki ve ebedi olan; her şeyin O'nun kudret ve iradesiyle varlığını sürdürebildiği tek varlıktır (Bakara, 2/250; Âli İmrân, 3/1).

    66) el-VÂCİD: Var olan ve her şeyi vareden, icad eyleyen; varlığı kendinden olan; dilediğini istediği anda var edip yaratandır. O'na karşı hiçbir şey kendini gizleyemez.

    67) el-VAHİD: Tek, bir olmak, Allah ikincisi olmayan tek birdir. Zatında, sıfatlarında, işlerinde ve hükümlerinde asla ortağı, dengi ve benzeri bulunmayandır.

    68) es-SAMED: Hiçbir şeye muhtaç olmayan, tüm yaratıkların ihtiyacını gideren ve her türlü istekte doğrudan kendisine başvurulandır.

    69) el-KADÎR: Kudret sahibi, tükenmez kudreti olan, istediğini dilediği gibi yapmaya muktedir olandır. Her türlü güç ve kuvvet de O'ndandır (Bakara, 2/20).

    70) el-MUKTEDİR: Gücü her şeye yeten, her şeyi dilediği duruma getiren, kuvvet sahipleri üzerinde istediği gibi tasarruf edendir.

    71) el-MUKADDİM: Her şeyden önce olan, dilediğini öne alan; dilediğine maddi ve manevi nimetler verip yükselten, öne geçiren, ilerlemelerini sağlayandır.

    72) el-MUAHHİR: Her şeyden sonra yine var olan; emir ve yasaklarına uymayanları zelil edip arkaya bırakan, istediğini geri koyandır. Sonunda yine sadece O var (olarak) kalacaktır.

    73) el-EVVEL: Her şeyden önce, öncelerin öncesi, başlangıçların yaratıcısı ve varlığının öncesi olmayandır.

    74) el-AHİR: Her şey son bulunca O, var olarak kalacaktır. Varlığının sonu yoktur.

    75) ez-ZÂHİR: Görünen, varlığında hiç şüphe olmayan, varlığı her şeyden aşikâr olandır. Her yaratık yaratanının görülen bir şâhididir.

    76) el-BATIN: Gizli, cisim olarak görülmeyen, varlığı gizli olan, ancak varlığı da kesin olarak bilinendir. (Hayal, duygu, akıl ve düşüncenin de görülmeyip eserle varlıklarının kesin olarak bilinmesi gibi).

    77) el-VALÎ: İdare eden, bu büyük kâinatı ve onda her an olup bitenleri idare edip yönetendir. İdare etme yeteneği O'nundur.

    78- el-MUTE'AL: Yüksek ve yüce varlık... Bilinenlerin ve bilinmeyenlerin en üstün olanı... Akım yaratılmışlarda mümkün gördüğü her şeyden çok yüce olandır.

    79) el-BİRR: İyilik ve güzellik, bağışta bulunma, kullarına yardımcı olma anlamlarında Yüce Allah'ın bir sıfat ismidir. İyiliği ve ihsânı çoktur. İyilik ve ihsan gibi hisler de sadece ondadır (Tûr, 52/28).

    80) et-TEVVÂB: Tövbeleri çok kabul eden, tövbe kapısını açık tutarak tövbe etme imkânı verendir. Samimi olarak günahlardan dönüp tövbe edenleri bağışlayandır.

    81) el-MÜNTEKİM: İntikam alan, günahkârları, adaletiyle yargılayarak lâyık oldukları cezaya çarptıran demektir.

    82) el-AFÜV: Merhametli, daima affeden, günâhlardan dilediğini affedip suçları bağışlayandır.

    83) er-RAÛF: Çok merhamet eden, insanları yükümlü tutmada pek müsâmahalı ve yumuşak davranandır.

    84) MALİKÜ'L-MÜLK: Her şeyin tek sahibi, her ne varsa O'nundur. Her şey üzerinde mutlak tasarruf yetkisi sadece O'na aittir. O halde Ondan başkasına kulluk edilmez.

    85) ZÜLCELÂL-İ VE'L-İKRÂM: Celâl ve ululuk sahibidir. İkrâm ve ihsân edicidir. Hürmet ve saygıya yegane lâyık ve tüm büyüklüklere sahip olandır.

    86) el-MUKSİT: Doğru hareket eden, bütün işlerini birbirine uygun ve yerli yerinde yapandır.

    87) el-CÂMİ: Derleyen, toplayan, her şeyi kudreti içinde bulundurup dilediğini istediği anda ve istediği yerde toplayandır.

    88) GANÎ: Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, hakkında noksanlık ve ihtiyaçtan sözedilemeyendir.

    89) el-MACİD: Kerem ve müsâmahası sınırsız olandır. İnsanlara iyilikle muamele edip onları himâye etme lütfunda bulunan, her türlü sıkıntılarını giderendir.

    90) el-MÂNİ': Her şey O'nun emir ve korumasına bağlıdır. O'nun emri olmadıkça hiçbir şey olamaz. İstemediği şeyin, yani takdir etmediğinin olmasına imkân yoktur.

    91) en-NÛR: Alemleri, bütün kâinâtı nurlandıran, aydınlatan; istediği simalara, zihinlere ve gönüllere nur, aydınlık ihsan edendir.

    92) el-HADÎ: Hidâyet eden, doğru yolu gösteren; hidayet yaratan; istediğini iyi işlerde başarıya ulaştıran, kullarına doğru yolu gösterendir.

    93) el-BEDÎ: Eşi ve benzeri olmayan, bir şeyi en mükemmel yapan, yaratan, eşsiz ve görülmemiş şeyleri varedendir. Varlıklar âleminde O'nun eşi ve benzeri yoktur. Hayret verici âlemleri yoktan var eden, icad eden O'dur.

    94) el-BÂKÎ: Sürekli var olan ve var olacak olandır. Sonu olmayandır. Allah'ın varlığının sonu yoktur.

    95) el-VARİS: Tüm varlıkların gerçek sahibi, varisidir. Servetlerin geçici sahipleri yok olduktan sonra da varlığı devam eden ve o servetlerin sahibi olandır.

    96) er-REŞÎD: Doğru yolu gösteren. İnsanları, peygamberlerin getirdiği ve tebliğ ettiği kitaplar vasıtasıyla doğru yola iletendir. Allah, bütün işleri ezeli takdirine göre yönetip, dosdoğru bir düzen içinde sonuca ulaştırandır.

    97) es-SABÛR: Çok sabırlı, hiçbir şeyde acele etmeyen; kendine isyan edenleri cezalandırmada acele etmeyip, onlara süre verendir.

    98) ed-DAR: Elem ve zarar verici şeyleri hikmetinin gereği olarak yaratandır. Yüce Allah, zarar veren şeyleri yaratmıştır. Fakat onlardan zarar görmemizi değil, aksine maddi-manevi bütün zararlardan sakınarak korunmamızı emretmiştir.

    99) en-NAFİ: Hayır ve fayda verici şeyleri yaratandır. Bütün olaylar sebepleriyle meydana geliyorsa da, sebepler yoku var edemez. Onlar ancak insanların elinde birer vesîle ve Hakk'tan isteme vâsıtası olmak üzere yaratılmışlardır.

    Allah'ın zâtı, bir, güzel isimleri (esmâü'l-hüsnâ / esmâ-i hüsnâ) ise çoktur. Allah'ın doksan dokuz ismi hadis-i şeriflerde de bildirilmiştir. İbn Kesir, tefsirinde, Buhâri ve Müslim'in Ebû Hureyre (r.a.)'den naklettikleri bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (asm)'den şöyle buyurduğu rivâyet ediliyor:

    "Yüce Allah'ın bir eksiğiyle yüz ismi vardır. (yani doksan dokuz). Kim onları sayarsa cennete girer. O tektir, tek 'i sever."
  • Allah,
    er-Rahmân, er-Rahîm,
    el-Melik, el-Kuddûs, es-Selâm,
    el-Mü'min, el-Müheymin, el-Azîz, el-Cebbâr,
    el-Mütekebbir, el-Hâlık, el-Bâri', el-Musavvir, el-Gaffâr,
    el-Kahhâr, el-Vehhâb, er-Rezzâk, el-Fettâh, el-Alîm, el-Kâbıd,
    el-Bâsıt, el-Hâfıd, er-Râfi, el-Muiz, el-Müzill, es-Semi', el-Basîr,
    el-Hakem, el-Adl, el-Lâtîf, el-Habîr, el-Halîm, el-Azîm, el-Gafûr,
    eş-Şekûr, el-Aliyy, el-Kebîr, el-Hafîz, el-Mukît, el-Hasîb, el-Celîl,
    el-Kerîm, er-Rakîb, el-Mücîb, el-Vâsi', el-Hakîm, el-Vedûd, el-Mecîd,
    el-Bâis, eş-Şehîd, el-Hakk, el-Vekîl, el-Kaviyy, el-Metîn, el-Veliyy,
    el-Hamîd, el-Muhsî, el-Mübdî, el-Muîd, el-Muhyî, el-Mümît, el-Hayy,
    el-Kayyûm, el-Vâcid, el-Mâcid, el-Vâhid, es-Samed, el-Kâdir, el-Muktedir,
    el-Mukaddim, el-Muahhir, el-Evvel, el-Âhir, ez-Zâhir, el-Bâtın, el-Vâli,
    el-Müteâlî, el-Berr, et-Tevvâb, el-Müntakim, el-Afüvv, er-Raûf,
    Mâlikü'l-Mülk, Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm, el-Muksit, el-Câmi',
    el-Ganiyy, el-Muğni, el-Mâni', ed-Dârr, en-Nâfi',
    en-Nûr, el-Hâdi, el-Bedî', el-Bâkî,
    el-Vâris, er-Reşîd,
    es-Sabûr.