• 93 syf.
    40 senedir tanırdım Esma Teyzeyi. Erzurumlu babayiğit çok da güzel bir kadındı. Senelerdir aynı mahallede yaşanmışlıklarımız vardı. Çocukluğumun, gençliğimin orta yaşımın teyzesi. Hiç sıradan yaşlı teyzeler gibi değildi . Ninem başım çok ağrıdığında dualar okur, başımdan tuz ve ekmek çevirerek beni ona gönderir dul kadın sevaptır duası kabul olur derdi.
    Mahalledeki tek dul kadın Esma teyze idi. Elimde okunmuş tuz ve ekmek kapısını çalardım Esma teyzenin, O da bana hep akide şekeri verirdi. O şekerin tadını hiç unutmadım. Ve hep o yanlış, bu yanlış, bunu böyle yap, şunu böyle yap diye bizi bunaltmadan doğruyu öğretirdi .Beni ve mahallenin tüm çocuklarını çok severdi. Çocuk sahibi olmamasına rağmen.
    Yaşayamadığı hayatın hesabını sormadan.
    Çoluk çocuk olmayınca ( hoş olanlar için bazen aynı durum oluyor ama) huzur evine yerleştirildi. Kimsesizliğinin en derinine.
    Çalıştığım dönemlerde çok sık fırsatım olmasa da ziyaret etmeyi hiç ihmal etmedim.
    En son on beş gün kadar önce gittim Esma teyzeme. Yine çocukluğumdaki gibi elinde akide şekerleri, dilinde dua. Mutlu oldun mu hayattan dedim ? ''Yaşamak çok basit kızım bilmeyi öğrenip bileceksin, sevmeyi öğrenip seveceksin, incinmeyecek incitmeyecek dikkat edeceksin al sana mutluluk '' dedi.
    Bu sabah ziyaretine gittiğimde odasında yoktu, görevliler rahatsızlandığı için bir kaç gün önce hastaneye kaldırıldığını anlattı. Elimde onun hepsini yemeyecek olsun tadına da baksa yeterli diye götürdüğüm yiyecekleri başkalarına vermeleri için görevliye rica ederken ilk defa akide şekersiz ayrıldım oradan.
    Hastaneye yetişir miyim görür müyüm telaşı ve umuduyla koşarak ulaştım. Esma Teyzem yoğun bakımda bilinci kapalı ne kimseyi tanıyor ne de tek kelime edebiliyordu. İzledim onu saatlerce;
    Tüm varlığı ile size bu kadar benzeyen ve sizi dünyada hâlâ dostluğun , arkadaşlığın kan bağından olanlardan bile daha baki olduğuna inandıran bir minik tebessüm gelir konar yanaklarınıza. Karıncanın " bile'den " kırılan kalbinden tutun da, tüm olumsuzluklara üzülüp kederlenebilen biri. İyi olmanın, iyilik yapmanın saflık olmadığına inanan, aldığı her nefesi şükür sebebi sayıp, tüm sevdiklerini anne olamasa da anne gibi bütün kalbiyle kucaklayan, gülünce dünyamı aydınlatan oğullarım için teyze, benim için dost, kardeş sırdaş, ağlama duvarım olan olan, her davranışı ile gururlandığım, sesini duymadan duramadığım , ne kadar anlatmaya çalışsam da kelimelere sığmayanım, yeryüzünde sahip olduğum kanatsız meleğim Esma teyzem , geç kaldım sana kaç gün hem de kaç gün alacaklısın benden diye ağladım.
    Az evvel vefat haberi geldi Esma teyzemin .Elbet bir gün tebessümle el sallayacağız hayata ama sanki vedaya hazır değildi kalbi daha. Yarın sabah namazı sonrası ise verilecek selası.
    Birisi gelse de beni ziyaret diye pencere önünde bekleyen Esma teyze artık, kabrinde bekleyenlerden oldu gelecekleri. İnsan ömrü nedir ki, mezar taşına yazılmış doğum tarihi ölüm tarihi ve bir kısa çizgiden ibaret işte iki nefes arası yaşam.
    Mekanın cennet olsun Esma Teyze nurlar içinde uyu ,Seni özleyeceğim ..
    Hayatın hiç bir acısı kitaplarda yazılanlar kadar anında geçmiyor, sayfaları çevirip okuyoruz hatta tekrar bir daha baştan okuyalım diyoruz ama yitirdiklerimize baştan sahip olamıyoruz.
    Fırsatınız oldukça hatta götürecek hiç bir şeye gerek kalmadan ne olur ziyaret edin gözleri yollarda gelenleri bekleyen ama göz göze gelmeye bile çekinen teyzeleri, amcaları. Onlara verilebilecek en değerli şeyler muhabbetiniz ve sevginiz.https://www.youtube.com/watch?v=haibIAXpkz8
    Keyifli okumalar.
  • - ”Oğlum” deyə sözə başladı. Həyata qədəm basdığın bu anda mən sənə müsəlmanlığın vəzifələrini bir daha xatırlatmaq istəyirəm. Biz allaha inamın olmadığı bir Məmləkətdə yaşayırıq. Məhv olmamaq və
    ayaq altında qalmamaq üçün biz, qədim ənənələrimizi və köhnə həyat tərzimizi mütləq qorumalıyıq.
    Oğlum ibadəti unutma, içki içmə, tanımadığın qadınlarla durub oturma, yoxsullara və zəiflərə
    mərhəmət göstər. Haqq din uğrunda da daima qılıncını sıyırmağa hazır ol. Döyüş meydanında can
    versən, bu mən qocanı ağrıdacaq, amma şərəfsiz bir yol seçsən, mən qoca kişi xəcalət çəkəcəyəm.
    Düşmənlərini heç bir zaman bağışlama, oğlum, biz xristian deyilik. Sabahın qayğısını düşünmə, çünki
    sabahını düşünən adam ürəkli olmaz.
    Axırıncı nəsihətim də budur ki, “Məhəmmədin imanını və İmam Cəfər təriqətinin şiəlik təməllərini
    heç bir vaxt unutma”. Əmim və evdəkilər atamı çox böyük maraqla dinləyirdilər. Sonra atam ayağa qalxdı, əlimdən tutdu və
    birdən-birə titrək və boğuq bir səslə dedi: - Sənə yalvarıram: siyasətlə məşğul olma! Nə istəyirsən elə,
    amma siyasətə qarışma.
    Atamın bu istəyini yerinə yetirəcəyimə əmin idim. Çünki siyasət məndən çox uzaq idi. Nino isə,
    fikrimcə, siyasi bir problem deyildi....
  • Saçma sapan bir şeye başlamıştım bir zamanlar- sonlara doğru bir bölüm yazmıştım böyle- bugün aklıma geldi öldüğünü duyunca Avicii'nin. Toprağı bol olsun.

    Kız Ankara'nın karanlık sabahında apartmanın kapısından çıktı. Bileğinde altları birleşik çift üçgenli dövmesi görünüyordu. Etrafında kendisine yiyecekmiş gibi bakan insanlara aldırmadan kulaklıklarını taktı. Spottify'daki en üsteki parçayı açtı. Atan bir kalbin yardımıyla karanlıkta yolumu bulmaya çalışıyorum. İsveç'teki günlerini hatırladı. Normal bir yaşam sürdüğü günleri. Niye gelmişti ki bu salak şehre? İstanbul olsa hadi bir anlamı vardı. Ankara. Klipteki insanların hepsi buradan çıkmıştı herhalde. Yolculuğumun nerede biteceğini bilmiyorum, ama nerede başladığını biliyorum. Evet, İlhan'ın ardından gelmişti buraya. Malmö'de başlamıştı onların macerası. Nedense sevmişti bu stereotype türkü. İsveç'te kadınlar komik erkekleri severdi evet, sıcak ve komik erkekleri. Ama onunla beraber Türkiye'ye dönmek. Bu cesaret istiyordu doğrusu. Hata olduğunu bilse de bunun , ayrılsa da İlhan'ı gerçekten tanıyınca ondan, pişman değildi. Biliyordu çünkü, yolculuğu Malmö'de başlamıştı , ama Ankara'da bitmeyecekti. Anlamak için çok genç olduğumu söylediler, bir rüyaya kapıldığımı. Laf attığını düşündüğü adamı önemsemeden geçti. Kendisinden bir şeyler vardı bu şarkıda. Herkes her şarkı ve kitapta kendinden bir şeyler bulabilirdi, biliyordu bunu. Ama öyle değil, evdeki tek küçüktü bir nebze. Ailesinde kendisine en yakın olan 72 yaşındaki büyük annesiydi Anne babası ölmüştü. Türkiye'ye geleceğini söylediğinde o da çok küçük olduğunu, bir rüyaya kapıldığını söylemişti aynı şekilde. Doğru ya da yanlış, İlhan ya da Bjorn, pişman hissetmiyordu Nina gerçekten. Gözümü açmazsam hayat beni pas geçebilir.Benim için önemli değil gerçi. Kendisi için de değildi. Deli gibi kornaya basan taksiye aldırmadan karşıya geçti. Şu an sadece bugünü düşünüyordu. Güzel bir şeyler olacağını hissediyordu. Bir hafta geçmişti İlhan'la ayrılalı. Almanya'ya gitmişti , çok geziyordu nedense. Ağlamıştı iki gün boyunca. Ama şu an iyiydi. Sadece yürümek istiyordu şarkıyı dinleyerek. Her şey bitince, daha akıllı ve yaşlı olduğumda kaldır beni o zaman. Bugün birisinin kendisini uyandıracağını biliyordu. Ankara'da bu birisini nasıl bulacağını bilmese de. Türkçe bilmeden hem de. Metroya bindi . Bütün bu zaman boyunca kendimi buluyordum, kaybolduğumu bilmeden. Evet, o da kaybolmuştu bir zamanlar, yakında bir zamanlar, iki gün önceye kadar hatta. Ama şimdi birisinin ve kendisinin onu bulacağını biliyordu. İlhan değildi o birisi , hiç alakası yoktu. Ama saçma bir şekilde ona da kızmıyordu artık. bugün farklıydı. Sabah havada değişik renkleri görmüştü. Sonra üç gökkuşağını aynı anda görmüştü ilk defa hayatında. Triple mı deniyordu bilmiyordu. Dünyanın ağırlığını taşımayı denedim , ama sadece iki elim var. Dünya onu taşıyabilecek miydi miydi bakalım. Milli kütüphane denen yerde metrodan indi. Buralar biraz daha medeni gibiydi. 7.Caddeye doğru yürümeye başladı. İlhan ilk buralara getirmişti onu. Umarım dünyayı dolaşma fırsatı bulurum ama her hangi bir planım da yok. Küçükken ablasıyla yattığı günleri hatırladı hep, dünyayı dolaşmak istiyordu o zaman . Hindistan, Afrika, Türkiye hiç aklına gelmemişti ama o zamanlar. Belki de o günlerin hatırında gelmişti İlhan'la. Marko Pasha'yı gördü solda. Oraya getirmişti İlhan. Hayır istemiyordu. Yürümeye devam etti. Keşke hayatım boyunca böyle genç kalabilsem, gözlerimi kapatmaya korkmasam. Bilmiyordu. Daha gençti ve bugünü istiyordu sadece, dünü unutmuştu bile. Benzer başka bir bar gördü birden, baktı onun da adı Marko Pasha'ydı. Bir şey var bunda diye düşündü. Girmeye karar verdi. Hayat herkes tarafından oynanan bir oyun ve aşk da ödülü. İçinden bir ses ödülünü bu akşam alacağını söylüyordu. Hayır emindi. Nino hiç bir şeye kolay kolay emin olmazdı. Ama Carpe Diemdi bugün. Triple rainbow görmüştü hayatında ilk defa. Tam barın girişinde birisi ona çarpıp düşürdü. O zaman her şey bittiğinde daha yaşlı ve akıllı olduğumda beni uyandır. Bütün bu hayat boyunca kendimi aramıştım ama kaybolduğumu bilmiyordum. Bir el uzandı kendisine kaldırdı. Gözler, özür dilerim dedi birisi ve koşarak çıktı. Gözler, biliyordu özür dilerimin anlamını. Gözler, arkasından baktı. Gözler, sonra bir kağıt gördü yerde. Bir tarafında Gordon yazıyordu bir telefon numarasıyla. Gözler, diğerinde ASPAVA diye bir şey yazıyordu. Gözler, o gözler yeni bir şeyin başladığının işartiydi . Biliyordu Nina. Gordon'du. Seviyordu Aviici'yi, seviyordu Aloe Blacc'i, seviyordu Ankara'yı. Günü yaşıyordu , içeri girdi ve jagger shot istedi garsondan.

    https://www.youtube.com/watch?v=IcrbM1l_BoI
  • Tarihte bilinen ilk yerleşim yeri insanin kalbidir. Ask bir Neolitik Dönemdir...