Benim inandığım şey aslında bizim ‘büyülü gerçekçilik’ dediğimiz akım, Güney ve Orta Amerikalılar icin sadece ‘gerçekçiliktir’...
Marquez, Kafka gibi ustaların öncüsü Alejo Carpentier’den Fransız Devriminin; başta Haiti olmak üzere bütün dünya ve Karayipler’de yarattığı etkiye dair eşsiz güzellikte bir roman. Hatta bir romandan daha fazlası... Çünkü Bu romanda anlatılan her şey aslında bire bir dönemin olayları, kişileri ve mekanları ile örtüşüyor.
Uzun cümlelerin, betimlemelerin ve çoğu sıradan insan için ‘gereksiz’ sayılacak bilgilerin tadına varmak ve Haiti, Fransız Devrimi ve donemin Fransız kolonileri hakkında bilgi edinmek isteyenler için en az tarih kitapları kadar değerli bir roman. Tabiki de Kübalı bir komünistin beyninden...
“ Dinler ve metafizik çağlarını geride bıraktık; artık bilim çağına girdik. Dünyayı sınıflar halinde katmanlaştırmanın anlamsız ticari çıkarları, savaşlara yol açan dehşet iktidarından kurtarmak gerek. İnsanlık iki sınıfa bölünmüş durumda: ezenler ve ezilenler. Alışkanlık, ihtiyaç ve boş zaman yokluğu ezilen çoğunluğun koşullarının farkına varmasını engelliyor: fark ettiklerinde iç savaş patlıyor.”
Sonuçta Meksika’nın, görkemli ve asortik geçit resimleriyle dolu, uzun ve zengin bir hayatı dört gözle bekleyen en süslü ve önemsiz, iffet budalası ve yaltakçı düklerinden biri oldu.
Yazıldığı dönemin Amerikan işçi sınıfını, kokuşmuş burjuva demokrasisinin yolsuzluklarını ve bu şartlar altında şekillenen kötü yaşam koşullarını; klasik ‘Amerikan Rüyası’ parolasıyla Litvanya’nın ormanlarından gelip Chicago’ya yeni yerleşmiş göçmen bir ailenin üzerinden sert-gerçekçi ve sıfır uyuşturma ile başarılı bir şekilde yansıtmasının yanısıra günümüzdeki çok çok önemli bir noktaya da hala cevap verebildiğini düşünüyorum; zihinlerimizde hala yaşatılmaya çalışılan, özellikle de son yıllarda hemen hemen her alanda maruz bırakıldığımız postmodern liberalist safsatalar, şato filozoflarının içi boş, temelsiz, uygulanamaz soyut, bireysel, korkak felsefi yaklaşımları...
‘Yazdıklarını ne kadar dikkate almalıyız?’ sorusunun cevabı konusunda da yaşamına, dönemin yozlaşmış politikacılarını kızdıran şöhretine bakmamız yeterlidir.
Ayrıca Amerika’daki sosyalist işçi sınıfı hareketlerinin ayak seslerini tüm Amerika’da duyuran Upton Sinclair, kazandığı seçimlere de hile karıştırılarak kaybetmiş gösterilmiştir.
Faşist, darbeci, diktatör Pinochet Dönemi Şili’sine dair gerçekleri bütün dünyanın gözleri önüne sermek için her türlü riski göze almış yürekli bir yönetmenin sürükleyici anılarının Gabo’nun kalemiyle buluşması...
Okumadan Önce Şilili yazar Isabel Allende’nin babası Salvador Allende’nin siyasi yaşam serüvenini araştırmak o döneme dair fikirlerinizin oluşmasında bağlayıcı olacaktır diye düşünüyorum.
Şili'de GizliceGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 20231,128 okunma