Ölümün vadettiği mutlak yokluk fikri, insanoğlu için bulunması güç bir umut olmalıydı; çünkü elde avuçta var olan, yalnızca kupkuru bir acıydı. Yine de vazgeçmedi insanoğlu, tutup da gülünesi bir ironiyle, dünyadaki sonsuzluğun, ölümsüzlüğün peşine düştü
insanlar,toplumun neden çıkmazın katı duvarlar arasında ezile ezile birbirine benziyor, tektipleşiyor Üstelik bu bir diğerine benzeme eğiliminin toplum, moda dediği bir bulaşıcı salgınla meşrulaştırıyor ve aynı kıyafetleri giyiyor insanlar aynı filmleri izliyor, düşüncelere inanıyor aynı şekilde ölüyor aynı ihtiraslardan zevk alıyorlar: Ne görünüşte, ne hislerde, ne hazlarda birbirlerinden farkları var
Ölüm vardı elbette ve din, insanoğlunun kendini bizzat kendi güzünde mükkemelleştirmek, varlığını ulvi nedenlere bağlamak için düzenlediği bir halüsinasyon değil de katkısız bir gerçekse, ölümden Sonraki varoluşun da yine dinin buyruklarına göre bitimsiz bir süreklilik halini alıyordu: öyleyse ölüm, sonsuzluğun insan üzerindeki lanetiydi. Şayet ölümsüzlük bir ütopya yerine yadsınamaz bir realite olsaydı o zaman da insanın bu dünyadaki varoluşu, çırpınışları, acıları son bulmayacaktı Bu kez de insanoğlu düş kırıklığıyla yüklü sonsuz bir devinimde sıkışıp kalacaktı: