Roquentin profil resmi
Roquentin kapak resmi
"Hakikat direnen bir zihne zorla girmez."
Sosyolog
istanbul
7 kütüphaneci puanı (Geçen ay: 3)
376 okur puanı
13 Ağu 2015 tarihinde katıldı.
"Hakikat direnen bir zihne zorla girmez."
Sosyolog
istanbul
7 kütüphaneci puanı (Geçen ay: 3)
376 okur puanı
13 Ağu 2015 tarihinde katıldı.
  • Yaşar Kemal'in izinden giderken yolda Aziz Nesin izinden giden Tuco Herrera ile karşılaştı yolum çok iyi oldu çok da güzel oldu bee.
    Benim bu şekil onun o şekil giyinmesine kimse karışmazken tam da bu altın cümlelerin tarihe not düşüldüğü Ankara topraklarında başlayan gün, sahaflarda devam etmesin mi, etsin. Kendisinin cingen moddan cool edayla sahaf sahibi gibi takılmasından sonra bedavaya yakın pahada kitaplarımızı alıp yardık Ankara sokaklarını .

    Tuborg'un sponsorluğunda kurulan bu şeytan sofrası ve 'cicişlikten' feminist şeytana evrildiğim bu Ankara günü çok verimli geçti. Tinkk ku best evil:)
    Aşağı da hediyelerimi atam da façam yansın :)

    https://i.hizliresim.com/nl84ka.jpg
  • Bekliyorum bir orman şehrinde
    Gökkuşağı kadar renkli içim
    Ardımda şırıldayan bir ırmak
    Umut çiçeklerimle bekliyorum.

    Bekliyorum bekliyorum ya
    Ben o umudun ateşiyle besleniyorum .
    Ben harlanırken ateşte
    Heyecanın parıltısı vuruyor gözlerime.

    Ve sen ey bilinmez yolcu
    Geldiğin diyarlardan
    Duyuyor musun beni
    Gülümseyişlerimin tozlarından
    Hissediyor musun vardığımı
    Ulaşıyor mu sana yapraklarımın arasından nefesim
    Dudaklarımın arasından açan çiçeklerim.

    Hüzün nedir bilmez yüreğin
    Ve sen, ıraksın tüm kederlerden

    Ayrı dalgalandırıyor kıvırcık saçlarımı
    Gelişinin tatlı esintisi
    Sevmenin büyüsü titretirken bedenimi
    Kavuşma hevesi coşturur ruhumu bir pınar gibi
    Bekliyorum seni
    Ben vardım
    Sen hala yolda mısın?
  • Ölüm umutsuzluktur, oysaki en kötü yaşamda bile her gün umut güneş çiçeği gibi açar...


    Ben ortaokuldayken tanıştım Yaşar Kemal'le. Hem kitaplarıyla hem kendisiyle. Hayatımın en büyük onurudur herhalde.

    https://i.hizliresim.com/qvVQ6V.png

    Bugün doğum günü bir merhaba demek lazım en güzeli kendi dilinden :)

    "Dünyanın ucunda bir gül açılmış
    Efil efil esen yele merhaba
    Karanlığın sonu bir ulu şafak
    Sarp kayadan geçen yola merhaba

    Selam olsun dört bir yana merhaba
    Akan kana düşen cana merhaba
    Hesap sorulacak güne merhaba
    Türküler söyleyen dile merhaba"


    Yaşar Kemal ile ilgili anlatılacak çok şey var ama hazır kendini anlatmışı var:)

    Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor

    İyi ki doğdun Homerosoğlu :)
  • Sabahattin Ali'nin Kayıp Kitaplarının izinde...

    See aaa, see aaa merhaba sevgili okurlar:)
    Ben ilk kez ulusa yani siteye sesleniş yapıyorum biliyor musunuz hem de bir etkinlik vesilesiyle.
    Çok heyecanlı hele bir toplaşın:)

    Belki takip edenleriniz vardır yakın zamanda bir 'Sabahattin Ali Kampı' yaptık. Bizim için büyük, sizin için eemann bize ne, Sabahattin Ali için de yok hükmünde bir adımdı belki ama yalnız yaşanıldığı yerde ve zamanda hissedilebilecek tür güzellikte bir kamptı, biz çok mutlu olduk, çok da şey paylaştık.
    Öhhhm öhhmm kamp övgüm bitince esas konuya geleceğim:)

    Biliyorsunuz canımız Sabahattinciğimizin kafasını taşla ezerek Bulgaristan sınırında öldürdüklerinde, elinde yalnızca küçücük bir çantası vardı. Yine bilenleriniz vardır bu çantasındaki eşyalar o kadar az ve öz ki ülkesinden bunlarla mı ayrılıyor bu adam diye bir hüzne gark oluyor, uzun bir süre etkisinden çıkamıyorsunuz.
    Belki de hiç geri dönemeyeceği ülkesinden ayrılıyor ama kitaplarını ve karısının fotoğrafını yanından hiç ayırmıyor.
    Ne kadar muhteşem bir adam değil mi be. (Nalet gelsin yine moralim bozuldu.)

    Peki çantasında hangi kitaplar vardı biliyor musunuz?

    Söyleyeyim.

    Puşkin 'in "Yevgeni Onegin"i
    Yevgeni Onegin
    ve
    Balzac 'ın "Modeste Mignon"u
    Modeste Mignon

    Çantasını merak edenler için şuraya bir fotoğrafını bırakayım.
    https://i.hizliresim.com/g6EOXR.jpg

    Peki bizim görevimiz ne diye soracak olursanız biz Sabahattin Ali'nin tamamlayamadığı kitapları tamamlayıp ona anlatalım istiyoruz. Meşhur Balzac'ı okuyoruz ama Modeste Mignon ile ilgili o kadar az bilgi var ki... Ya da Puşkin'i belki çok çok iyi biliyoruz ama Yevgeni Onegin de o kadar az duyulmuş ki...
    O zaman hep beraber Sabahattin Ali mirasıymışçasına okumaya var mısınız?
    Biz okuyalım, bizler tamamlayalım, gelsin incelemeler, koşsun alıntılar elden ele dolaşsın altın sözler, patlasın site...

    Etkinlik tarihini 15 Ekim ile 15 Aralık arasında yapalım dedik, ne dersiniz?
    Etkinliğimize katılmak isteyen arkadaşlar aşağıda görmüş olduğunuz yorum butonundan görünür hale gelebilirsiniz.
    Modeste Mignon'un e pub ını atayım;
    https://www.dropbox.com/...te%20Mignon.pdf?dl=0

    Sevgiler, esen kalınız...

    Katılımcılar:
    1. Roquentin
    2. Li-3
    3. Mazlum Kaplan
    4. Fırat Mişe (Cyrano)
    5. Osman Y.
    6. Daydreamer
    7. Gül
    8. Semih
    9. Liliyar
    10. Esmeralda
    11. Nuri
    12. Ulaş
    13. Zafer K.
    14. İbrahim...
    15. Ahmet Ezim
    16. Ayça
    17. Sinan
    18. Hilal
    19. NigRa
    20. N.B.
    21. Büş
    22. Furkan
    23. Turhan Yıldırım
    24. Sherlock Holmes
    25. Melike Ekilem
    26. Fuat Can
    27. Sefa Ayıcı
    28. https://1000kitap.com/rock_sema
    29. Lily
    30. Ellyf
    31. Sümeyye Pamih
    32. Tayfun
    33. Esra
    34. Serap Kuzu
    35. B
    36. Zeitgeist
    37. Büşra A.
    38. ™ Parende
    39. Umut Islam Kurt
    40. harry potter
    41.Homeless
    42. Ferah
    43. Beyza Nur
    44. Mathilda
    45. Tuğçe Açay
    46. Sezen B.
    47.

    111. Rose
    666. Tuco Herrera
  • Öykü Otobüsü: #32743786
    Yolcu listesi: http://i.hizliresim.com/g6GR0O.jpg

    Bağlantılı öyküler : #34533693, #33861382, #32867531

    Arkadaş ben ne zaman olaysız bir yolculuk hayal etsem, tersi tüm felaketleri zihnimde bin bir türlü versiyonla kursam da bu nalet şeytan bir yerden yine açığımı buluyor, yardırıyor da yardırıyor. Halbuki son destanımla Yüce Zeus'la tam arayı düzelttim demiştim, yaptı yine yapacağını, demek hala barışamadık.

    Ben efendi efendi yolculuğumu yapıyor, kimseye karışmıyor, söz verdiğim gibi susuyor -ki bunun için üç gün itiraz hatta kavga ettim- ve kitabımı okuyorken ön sıralarda bir anda bir bağırış çağırış kopmasın mı, keşke kopmasa, hazırlıksız yakalandım, öylece kalakaldım. Bindiğimde demiştim bu kadar okuyanın olduğu otobüs şaşırttı diye. Ben sonumuzun yıllar önce ülkedeki nerdeyse tüm bilim insanlarının bulunduğu düşen/düşürülen Isparta uçağı gibi olacağını, en iyi ihtimalle taksiratımızı şarampole yuvarlanarak tamamlayacağımızı düşünmüştüm. Zaten "Niye okuyon bööö" diyenlerin dualarıyla gönderildiğimden bu yolculuktan hayır beklemenin mantıksızlığını kavramıştım ya dalgınlığıma geldi işte. Halbuki bu her an arbede çıkarma hali memleketimin her yanında hakim; sınıf gözetmiyor, eğitim durumu, cinsiyet hak getire, hiç sekmiyor, niye şaşırıyorum değil mi... Hele son günlerde duyduğum acı olsa da gülmeden edemediğim Moleküler biyoloji cihazında spektrofotometrenin kullanımı konusunda anlaşmazlık yaşayan iki bilim insanının birbirine girip olayın karakolda bitmesi haberi artık çıtayı da hazır yükseltmişken bunlar keşke Tolstoy mu Dostoyevski mi diye birbirine girselerdi bak o zaman tadından yenmezdi diye düşünmeden edemedim. Neyse dağıtmayayım.

    Ben Hatay'a gitmek istemiyorum ya, başıma bir iş gelmese olmaz.
    Girişte otobüstekileri keserken şu öndeki "körü" zaten 'gözüm' tutmamıştı. Adam macera aramak için yola çıkmış da kör numarası yapıyormuş beee, ahaha yav ne kadar işsiz var şu memlekette. Hele olayın açıklığa kavuşması da yan koltuktaki kadına sarkmasından patlamıyor mu, valla gülsem mi ağlasam mı yetişebilsem iki yumruk da ben çaksam mı diye düşünmedim değil. Ama benim yurttaki çocuklarımdan öğrendim, "hocam kavga 3 kişiden fazlaysa girmeyin, kim vurduya gidersiniz, bizim yaptığımız gibi sağa sola fırlatırlar sizi, durduk yere dayak yersiniz" öğüdünü kulağıma küpe yaptım ve bence yırttım. Ahahah ben yer miyim bee.

    Yalnız bizim sahtekar körü değil de adamın ipliğini pazara çıkaranı niye attılar otobüsten anlamadım, bir de üstüne bu körü ceza diye arkaya göndermesinler mi. Ben en sevdiğim "sen bir pisliksin "bakışım ve diğer yolcularla ortak türkümüz cık cıklar eşliğinde arkaya yolladık adamı. Durduk yere ekşın yaa.

    Otobüs bu ya , bir olay sesli yaşandı mı insanlar artık susmak bilmez, taraflar belirlenir, anında olay değerlendirmesi yapılır, örnekleme üzerinden geçmiş yaşantılarla harmanlanır, sallama çay eşliğinde de en son toplumsal mesajlar verilir, herkes sosyolojik tezini tamamlar. Bizim kör de sürekli Türk filmlerinde "ama açıklayabilirim , açıklamama izin verin" diyen ama bu cümleleri elli kere kurduğu halde bir türlü açıklayamayan aktörler gibiydi. Gerçi bir kişi de "açıkla lan" demedi, ne gerek var, 'görünen' köy kılavuz ister mi... Otobüsün sayın yolcuları da bu durumdan kırk tane hikaye çıkardı haliyle, kavgaya karışanı da sövdü, karışmayanı da. Bernard Shaw'ın bir sözü geldi aklıma "Bize bir kaç deli gerek, şu akıllıların yol açtığı duruma bak!" Kendimiz çaldık kendimiz oynadık.

    Bitti mi, bitmedi. Bir kaç saat sakin gittikten sonra mola verdik. Çaprazımda oturan kız da bir kuş bulmuş ağacın altında, çırpınıyormuş herhalde, gözleri dolu dolu geldi ya artık herkes birbirini kestiği için -bunda ne manyaklık var diye herhalde- görüverdik avuçlarındaki kuşu hemen. Bir kaç saat önce o kargaşayı çıkaran otobüs sakinleri (!) aynı kişiler değilmiş gibi, -bir iyilikle içlerini rahatlatmak istediler herhalde -yaralı kuşu kurtarmak için kaptana tezahüratlar eşliğinde eczane arattılar. Herkeste bir neşe bir umut... Gel gör ki kuşun canı bu hevese pek dayanamadı, sonu hüsran olunca da daha yol boyu kimseden ses çıkmadı. Hevesimiz kursağımızda, neşemiz, hızla geçilen yollarda kaldı.

    E peki ben niye mi gidiyorum Hatay'a, vallahi bu manyaklığa ben de hala inanamıyorum. Bir iddia uğruna ya rab, ne Elif'ler yol alıyor, yollanıyor. O son atarı yapmayaydım iyiydi en azından bir kaç gün boyun eğerdim, kalırdım memleketimde, ama ah şu çeneyi tutmayı beceremedin ya, çek bakalım.
    k.aç saat dedi o ya. Bitmez bu yol...
    - Şöför bey, köşedeki şarampolde inebilir miyim?
  • İncecikten bir kar yağar,
    Tozar Elif, Elif deyi...
    Deli gönül abdal olmuş,
    Gezer Elif, Elif deyi...

    Elif’in uğru nakışlı,
    Yavrı balaban bakışlı,
    Yayla çiçeği kokuşlu,
    Kokar Elif, Elif deyi...

    Elif kaşlarını çatar,
    Gamzesi sineme batar.
    Ak elleri kalem tutar,
    Yazar Elif, Elif deyi...

    Evlerinin önü çardak,
    Elif'in elinde bardak,
    Sanki yeşil başlı ördek
    Yüzer Elif, Elif deyi...

    Karac'oğlan eğmelerin,
    Gönül sevmez değmelerin,
    İliklemiş düğmelerin,
    Çözer Elif, Elif deyi...

    https://youtu.be/FfK2MiRbrKo
  • Sabahattin Ali'nin Kampını 'Yaşar Kemal kampını yaparken laf arasında geçirmiş öylesine planlar yapmıştık.
    Hem kamp ortamını özlediğimiz hem de Sabahattin Ali için güzel bir etkinlik yapmak için yola çıktık .
    Şimdi hem Sabahattin Ali'ye bakarken onun izini sürerken araştırırken çok acaip şeylerle karşılaşıyorum. Çok mutlu oluyorum kamp çok zengin geçecek heyecandan duramıyorum. Çok güzel süprizler hazırladık hediyeler etkinlikler yaptık. Özellikle "Kürk Mantolu Madonna " atölyesi için çok değişik şeyler buldum.
    Hâlâ yerimiz var , Sabahattin Ali severler bekleriz :)
    Şuraya da linki koyayım;

    #33364690
  • SONSUZLUĞA YÜRÜRKEN ŞAİRİN HEYBESİNDEN DÜŞÜRDÜĞÜ SÖZ

    Biri Gırnata’nın Endülüs’ünden, diğeri İran’ın Kaşan’ından; biri Franco’nun şairleri daha 38’inde kurşuna dizdiği yerden, diğeri erdem ve haysiyet erlerinin Nasıreddin Şah’ın emri ile Fin Hamamında bileklerinin kesildiği yerden; biri Akdeniz’in zeytinliklerine yansıyan ay ışığıyla kelimelerin ruhlarındaki şiiri gören, diğeri kum çölünün tarihten eserek zamanın kül tutmuş doğasına şiirle varan, iki yalnız: Federico Garcia Lorca, Sohrab Sepeheri.
    Biri hiç bir zaman İspanyalı olamamış ve çingene kızlarının belirsizliğe yolculuklarında ayı yoldaş, ışığının yansıdığı zeytinlikleri ise hem mezar hem de yurt edinmiş bir boğa şair; diğeri doğduğu yer olan Kaşan’ı çoktan kaybetmiş ve bu yüzden gecenin kıyısında kendine bir ev inşa etmiş doğa şairi.
    Biri daha 1918’de, buıjuva sınıfını, yeryüzünü şiirle doldurmuş olan İsa’yı katletmekle suçlayan ve “İspanya’da ölüler, başka yerlerdeki ölülerden daha canlıdır” diyen Lorca; diğeri bir menekşenin önünden geçerken ona selam vermeyen ademoğlunu, kalbindeki kabesini ve kavun kabuklarından oluşan seccadesini unutup kendine habire kıble ve namazgah arayanı kınayan Sepehri.
    Biri suyun üzerinde sallanan çingene kızın yeşil rüyasında Cibril’ini arayan bir Mesih, diğeri zamanlar arkasında uyuyan babasının elinden yitik tabiatın ve sokakların saflığında bütün bilgi ve iktidar arzusunu bir kenara atan, sürekli çocuk kalabilen vahyin bekçisi Ali. Biri Bunuel’in sinematografisinde, Dali’nin resminde gerçek üstü kelimeleriyle oyun kuran bir Sisifos, diğeri yer yer kelimelerin resimlerini sonsuza uzayan yol kenarındaki şakayıkların üzerine çizerek Kiarostami’ye ilham veren bir ressam.
    Bu iki şairi bir araya getirişimin sebeplerinden ilki ikisinin de “sinema”ya dolaylı yoldan kazandırmış oldukları şiirsellik. Görselliği ilk olarak kendi şiirlerinde ve mısralarında yakalayan bu iki şair de varolan modem mekan ve zamandan bizâr olup sürekli bir yolculuğu, sonsuzluğa yolculuğu arzu edip onu tasvir etmeye çalıştılar. Bu sonsuzluk duygusu Lorca’da akdeniz iklimi, deniz, rüzgar ve gemilerle kendini gösterirken Sepehri’de, çöl iklimi, yollar, çalılıklar, dereler ve mevsimlerin sarhoşluğu ile karşımıza çıkar. Lorca’da bütün kelimeler neredeyse rüya, çingene kız, ay ve müzikten oluşmuş gerçeküstü bir filmin senaryosunu yazıyorken Sepehri’de, yazılmış senaryoları yırtıp atan ucu bucağı belirgin olmayan hayatın en merkezindeki sadelik ve doğallık, bütün canlılarla hatta yılanlarla olan komşuluk sevgisi saniyede 24 kare akan film pelikülüne dönüşür. Lorca’nın şiirinde mevsimlerin ışığını, rengini, kokusunu iliklerinize kadar hissedersiniz. Mısralanndaki imgeler, benzetmeler o kadar güçlüdür ki şiire ilişkin bir kalbi olanı sarsar ve dengesini bozar. Bunların sinemaya uyarlanması mümkün değildir; çünkü Lorca’da kelime bütün eski anlamlarım, yüklerini üzerinden atıp kendisi başlıbaşına bir sinamatografi olup çıkar karşımıza. Bu yüzden o tüm sanat eserlerinin özünde barındırdığı nitelikleri ile asla başka bir sanata uyarlanamaz; tercüme edilemez, kendi diline bile.

    AKDENİZDEKİ ÇÖL
  • Ya ben gitmek istemiyorum ki Hatay'a...

    Ulan bir kere tutsa şu şansım şu otogarlarda nolur ki, her seferinde ayrı macera ayrı manyaklık. Serçe parmağını sehpa kenarına vurmuş da sesini çıkaramamış komşu kızı gibi öyle tutuyorum sinirimi. Bir kere Ankara Aşti'de kavga ettiydim, adamın şeker tabağını kırdıydım fırlatıp, o sinirle otobüs firmasının müşteri hizmetlerini aradıydım da nolduydu sanki. Aradığım adam kavga ettiğim adamın kendisi çıkınca 'hanfendi beni aradınız' diyince dönüp arkaya bakmıştım da hem rezil olmuştum hem sinir küpü. Hep beni buluyor arkadaş. Kokanı mı istersin horlayanını mı, kitap okuyacaz diye ışık açtığımda oflayıp poflayanından 25 kuruşluk çubuk krakeri ağzında bitmesin diye şap şap iki saat dolaştıranını mı, hiç susmayan bebekleri mi, cam kenarıma göz diken, anında uyuyup kaldığı (!) için müdahale edilemeyen hain yolcuyu mu diyeyim. Sıcak su dökülür korkusuyla çayı yalnız dudak payı kadar veren muavini mi leş gibi sigara içen şöforü mü... Nedir çektiğim lan bu otobüslerden. Binme kzıım o zaman, arabamız vardı da biz mi tasarruf ettik, macera mı arıyorum sanki, otostopla gidilmez ki bu ülkede. Şerefsiz bla bla sürücüsü, söz verip almadı ki.
    Neyse sakin ol şampiyon, bir şey olmayacak de, gönder evrene enerjini, en kötü kaza yapar ölürsün, hayıflanmaya gerek kalmaz. Ben şimdi olumsuzlukların hepsini zihnimden geçireyim de başıma kötü şey gelmesin. Felaketten korunma yöntemim bu benim. Tüm kötü olayları aklıma getiririm yaşanmış gibi, aynısını hayatta yaşamam.

    Bu otobüs de zırt turizm ama kendine uçakmış gibi harfli rakamlı sefer sayısı vermiş ya lan ahaha. Keki etidendir inşallah. Gözünü seveyim kamilim koçum, ulusoyum bir kere de istediğim zaman sefer yapın be. Neyse pozitiz (pozitif) olacağız. Gerginlik yok, açarım Andre Rieu (https://www.youtube.com/...C0yRNRkQQENq3Ey_IblA) , kitabım da tamam, nayn Elif nayn. Otobüs kıyafetlerimi giydiğime boyun kırmayan yastığımı da aldığıma göre başlasın nalet yolculuk. Önceden ayaklarımı toparlayınca sığıyordum ben bu koltuklara , boyum mu uzadı ne? Anamm yanım boş umarım kimse gelmez, amin. Arkadaş gerilmeyeyim diyorum ama bu otobüs de tor tor ses çıkarıyor, umarım yol ortasında itmek zorunda kalmayız.

    Hele binen tiplere bak, en öne vermişler şişman sarışın adamı, bir kere en öne prezentabıl koyarlar, otobüsün vizyonu tipinden tutmadı. Hee ama elinde kitap var, aferim. Aaa rapçi mi lan onun yanındaki ahah süper. Anaa kültürlü otobüse bindim herhalde her birinin elinde kitap görüyorum, kavga çıkmayacak ışıktan demek ki, keşke önlere oturaydım. Ayyy kör de var, kıyamam, yalnız maşallah çene sağlam belli ki adamın oturmasına müsaade etmeden anlattı tüm hayat hikayesini.
    Haydin gidiyoz, o değil de Yediveren Turizm neymiş ya , soyadı zaar, yalnız hostes akrabaları herhalde kızın da soyadı aynı. Benim akrabanın otobüsü olsa hostesliği hakaret sayarım be, ver müşteri temsilciliğini, sioluğunu hey yavrum hey, varan 2 yapardım bee.
    Neyse, şimdilik elveda İstanbul...
    (devamı gelir herhalde)
  • Kahkahası yolda kaldı
    Bir uzun sarmaşık sardı içini ansızın
    Beklentiyi bıraktı
    Heyecanı hayatın
    Yollarda kaldı
    Yollarda kaldı gelenden geçenden umdukları
    Emek verdikleri
    Geri dönüşleri
    Önden gidişleri
    Kısa bitişleri
    Belki hiç başlamamışlıkları
    Hüznü de yolda kaldı
    Gelmeleri gitmeleri hepsi yayan kaldı
    Bir parça his, varsa belki düşünce
    Hepsi yayıldı o yola
    Hayaller peki
    Işte o uçtu kanatlarını delice savurarak
    Yalnızlık mı hisseder sanır
    O artık kendine kaldı
"Hakikat direnen bir zihne zorla girmez."
Sosyolog
istanbul
7 kütüphaneci puanı (Geçen ay: 3)
376 okur puanı
13 Ağu 2015 tarihinde katıldı.

İkinizin de okuduğu 2 kitap

  • Çocukluğun Soğuk Geceleri
  • Denemeler
2018
57/80
72%
3 günde 1 kitap okumalı.
En çok okuyanlar'da 663. sırada.

Şu anda okudukları 12 kitap

  • Balzac
  • Mitoloji Sözlüğü
  • Kirpinin Zarafeti
  • Bütün Şiirleri
  • Piraye'ye Mektuplar
  • Bu Diyar Baştan Başa
  • İnsanın Acısını İnsan Alır
  • Theo'ya Mektuplar
  • Cahil Hoca
  • Toplumsal Cinsiyet Tartışmaları
  • Hep Genç Kalacağım
  • Dublinliler

Okuduğu kitaplar 226 kitap

  • Sizin Memlekette Eşek Yok Mu
  • İnternette Balık Avlamak
  • O Muydu?
  • Modeste Mignon
  • Yüce Sultan
  • Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek
  • Akdenizdeki Çöl
  • Lûgat 365
  • Sıfır Sayı
  • Havva

Okuyacağı kitaplar 227 kitap

  • Şarkılar
  • Freya
  • Arayışlar
  • Mizojini - Dünyanın En Eski Önyargısı
  • Theogonia & İşler Ve Günler
  • Entelektüel
  • Kadınların Nesi Var?
  • Palyaço
  • Yamaç
  • Matmazel Noraliya'nın Koltuğu

Kütüphanesindekiler 130 kitap

  • Balzac
  • Modeste Mignon
  • Sizin Memlekette Eşek Yok Mu
  • Mitoloji Sözlüğü
  • Van Gogh
  • O Muydu?
  • Yüce Sultan
  • Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek
  • Akdenizdeki Çöl
  • Havva

Beğendiği kitaplar 149 kitap

  • Balzac
  • Sizin Memlekette Eşek Yok Mu
  • Mitoloji Sözlüğü
  • O Muydu?
  • Modeste Mignon
  • Yüce Sultan
  • Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek
  • Hep Genç Kalacağım
  • Odysseia
  • Akdenizdeki Çöl

Beğendiği yazarlar 48 kitap

  • Giacomo Leopardi
  • Ulaş Cömert
  • Ümit Yaşar Oğuzcan
  • Friedrich Nietzsche
  • İvan Gonçarov
  • Yusuf Atılgan
  • Nazım Hikmet Ran
  • Orhan Veli Kanık
  • Turgut Uyar
  • Yiğit Özgür