Hem beni iyi bilenlerle karşı karşıya gelmekten içimde tuhaf bir korku var. Acaba bilecek misiniz, ruhumdaki bu ateş damlasını, bu, o kadar muazzam fakat o kadar da beşerî ve günahkâr olan ateş damlasını? Şimdi o beni katre katre daima yakarak yiyor, yiyor. Ruhumda bir zaman sonra kül bile kalmayacak!
Anladım ki onu ümitsiz ve şifasız bir surette seviyorum.
Bu, o kadar yavaş yavaş benliğimi istila eden bir şey olmuştu ki dimağıma, kalbime ve ruhuma, bütün mevcudiyetime ağır, fakat kati bir kudretle yerleşmiş, yayılmıştı. Şimdi artık bütün mevcudiyetimde ondan ari bir nokta, bir cüzi fert bile yoktu ki şurası da boş diyebileydim. Bu bana nihayetsiz bir hüzün, aynı
zamanda nihayetsiz bir zevk veriyor.
Yalnız ben bilmeden, dimağım o tebessümü o kadar mahrem bir yerinde, o kadar derin çizgilerle muhafaza etmiş ki, ondan daha mühim şeyleri unuttuktan sonra bunu, bu küçük tebessümü kazıyamayacağımı hissettim. O ne koparıcı bir acı oldu! Fakat biliyorum ki senelerce bu küçük şeyleri, kerpetenle birer birer diş söker gibi, ruhumdan sökeceğim ve hepsinde aynı benliğimden kopan bir şey acısı, ruhumda ölen bir şey acısı duyacağım. Fakat sen bunları bilmez ve anlamazsın değil mi?