Elif Kimya Salt'ın Kapak Resmi
Elif Kimya Salt, İnsanı Tanıma Sanatı'ı inceledi.
 Dün 15:33 · Kitabı okudu · 8 günde

İnsanı Tanıma Sanatı, Adler' in 1920 yılında Viyana Halk Enstitüsü ' nde verdiği bir yıllık konferanslardan oluşuyor. Anılar, Düşler, Düşünceler kitabına yaptığım incelememde, benim de psikolojiye ilgi duyan herkes gibi favorilerim Adler, Jung ve Freud üçlüsü demiştim. Ama diğerlerinin aksine ilk defa Adler' in bir kitabını okuma fırsatı buldum. Tabi savunularını, çalışmalarını, hakkında konuşulanları, yazılanları daha önceleri okudum. Jung; arketip, ekstraversiyon ve introversiyon kavramlarıyla, Freud; libido, bilinçaltı, baskılama, nevroz ve karşı koyma, Adler ise aşağılık ve üstünlük kompleksleri ,toplumsal ve kişilik kuramları üzerine çalışmalar yapmış. Baktığımız zaman farklı alanlarda çalışmış gibi görünselerde aslında hepsi birbirini tamamlayan çalışmalar. Aynı zamanda derinlik psikolojisinin de kurucularıdır bu üçlü. Kitapta Freud’un psikanalizinin büyük kent insanına, Jung’un analitik psikolojisinin henüz doğadan kopmamış taşra sakinleriyle ilkel yaşam düzeyindeki kimselere, lise öğretmenleri için bir psikoloji sayılan Adler psikolojisinin ise orta ve küçük kentlerde oturanlara hitap ettiği söylenmiş. Ya da Freud’un çocukların, Jung’un ömrünün ikinci yarısında bulunan kırk yaş üzerindeki erişkinlerin, Adler’in ise gençlerin psikolojisini açıklığa kavuşturduğu, dolayısıyla bu üç öğretinin birbirini bütünlediği ileri sürülmüş.


Freud nevrozların sebebinin bastırılmış hazlar ve cinsel travmalar olduğunu savunur. Jung' a göre sebep topluma uyum sağlanamaması, toplumdan izole edinilmesi, prestij, gelecek kaygısıdır. Ama Adler ise nevrozların bir fiksiyon (hayal ve kuruntu) olduğunu iddia eder. Adler de, Jung gibi Freud ' in cinsellik hakkındaki savunularına karşı çıkmış ve bu sebepten yollarını ayırmıştır. Adler ve Jung' a göre toplumdan kendimizi soyutlamamızın, yaşadığımız ruhsal buhranların sebebi çocuklukta yaşanan aşağılık yani eksiklik duygusundan kaynaklı. Bu kitapta da bir insanı tam anlamıyla tanımanın mümkün olmadığı ama en azından tanımaya çalışmak için, çocukluk dönemine öncelik verilmesi, bu döneme inilmesi gerektiğini savunuyor. Adler' e göre insanı tanımanın temel yolu, bu tanımın belkemiği çocukluğumuz.


Darwin' in "Güçlülerin yaşayacağı, güçsüzlerin yok olup gideceği " öğretisine tepki olarak geliştirdiği " Organların yetersizliği " gözlemi bayağı ses getirmiştir. Darvin' in aksine Adler, yetersiz olan organların zamanla ve isteyip çabalarlarsa bu yetersizliklere, güçsüzlüklere karşı bir kompensasyon sağlayabilirler. Buna örnek olarak şunları söylüyor: "Kekeme Demosthenes’in büyük bir hitabet gücüne sahip bir kimse, miyop Menzel’in hatırı sayılır bir ressam, aynı şekilde miyop Gustav Freytag’ın alabildiğine titiz betimlemeleriyle ün salmış bir yazar olması doğrusu tuhaf sayılmaz mıydı? Kendisini yansıtan portresinde şaşı bir bakışı yok muydu Dürer’in? El Greco, pek büyük bir olasılıkla astigmat değil miydi? Bir hayli müzisyen vardı ki, işitme duyularında bir yetersizlikten şikâyetçiydi ve günün birinde kulakları duymaz olmuştu hepsinin; örneğin Beethoven, Smetana ve Clara Schumann bunlar arasındaydı. Bruckner’in dış kulağında ise bir deformasyon seçilmekteydi. Adı geçen kişilerde söz konusu organların işlevsel üstünlüklerini sağlayan, adı geçen yetersizlikler değil miydi?" Yani Beethoven sağır olması müthiş bir müzisyen olmasına, miyop Menzel’in iyi bir ressam olmasına bu organlarının yetersizliği mani değildi. Yani bu örnekler bile Darvin' in öğretisini tarumar etmeye yetiyor. Güçsüzlüklerin, yetersizliklerin karşısında yetersiz kalmamanın salt bir çabayla mümkün olduğu savunusunda Adler.

Kitap oldukça zengin, geniş bir içeriğe sahip. Kadın - erkek eşitliğine, eğitime, çocuk psikolojisi ve iyi çocuklar, bireyler yetiştirmeye dair konular içeriyor. Felsefe tarihinde, kadınlar aleyhinde en ağır yorumları yapan, hatta mizojinizme fazlasıyla katkısı olduğunu düşündüğüm Arthur Schopenhauer' in aksine, Adler ' in kadınlar hakkındaki görüşleri çok medenice bana göre. Kadın - erkek eşitliğine değer verdiği kitapta açıkça farkediliyor. Misal; "Kadınların erkeklerden daha az yetenekli olduğu savı bir masaldan, gerçekmiş izlenimi veren bir uydurmacadan başka nitelik taşımaz.(Sayfa:145)" Kadının erkek boyundurluğuna girmesinin bireysel ve toplumsal hayatımız için sorun olacağını, çiftler arasındaki ilişkileri sarsacağını ve kadınların özgüvenini yitirip, toplumdan izole olacağını şu sözleriyle vurguluyor: "Hayatta kadınların nasıl ikinci derecede rol oynamakla yükümlü kılındığını gören bir kızın cesaretini yitirip, kendisini bekleyen işlere pek istenildiği gibi el atamayacağı, yaşamın karşısına çıkaracağı ödevlerden korkup soluğu kaçmakta alacağı doğal, bunun da kendisini işe yaramaz bir duruma sokacağı kuşkusuzdur.(Sayfa:146)", "
Kadınla erkek arasındaki uzlaşma ve dengenin karakteristik özelliği arkadaşlıktır. Kadın ve erkek arasındaki ilişkide karşı tarafı boyunduruk altına almak, tıpkı ulusların yaşamındaki gibi katlanılmaz nitelik taşır. (Sayfa:159)" ya da " Kadının yetersizliğine ilişkin önyargı ve buna bağlı olarak erkeğin kendini beğenmişliği, her iki cinsiyet arasındaki uyumu sürekli bozarak inanılmayacak bir gerilimin doğmasına yol açar; ilgili gerilim, özellikle sevgi ilişkilerine de nüfuz ederek tüm mutluluk olanaklarını aralıksız tehdit altında tutar, hatta çok kez yok eder. Tüm aşk yaşamımızı zehirleyerek kurutup bir yangın yerine çevirir. (Sayfa:159)" gibi birçok örnek verebiliriz.

Adler bir insanı tam manasıyla anlamanın, tanımanın mümkün olmadığını söylüyor. Sadece yaptıklarına bakarak hakkında fikir yürütürüz diyor. Bir insanı anlamak için ; çevresine karşı olan tutumuna, çevresinin ona karşı olan tutumuna, bir olay karşısında verdiği tepkiye, yaşadığı duygulara, çocukluğuna,,, inmemiz ve empati kurmamız gerektiğine vurgu yapıyor. Kısacası "Ormanı anlamak istiyorsanız, yalnızca kıyıda bir ileri bir geri gezinmekle yetinemezsiniz. Ona yaklaşmalı ve içine inmelisiniz, ne kadar tuhaf ve ürkütücü görünürse görünsün." diyor. Tabi bunları yapmak bile birini tanımaya yetmez,sadece onu anlamamızı sağlar. Ki kendimizi bile tamamen tanımanın mümkün olmadığı bir dünyada başkasını tam anlamıyla tanımak imkansız bence.


Adler' e göre hiçbir insan hayatı boyunca yalnız yaşayamaz ve topluma ihtiyaç duyar. Bu yüzden topluma uyum sağlayan, olumlu etkiler bırakan bireyler olmamız gerekli. Ve kitapta iyi bireyler olmamız, iyi bireyler yetiştirmemiz için eğitime ve çocukluk dönemine ekstra çaba göstermemiz gerektiğini söylüyor. Kısacası Adler kusursuz bir toplum nasıl olur onu anlatıyor. Fakat kusursuz bir toplum yaratmanın imkansız olduğunu ve Adler' in bu konuda fazlasıyla hayalperest olduğunu düşünüyorum. Dediğim gibi oldukça zengin içerikli, faydalı bir kitap. Sadece Adler ile ilk defa tanışacak arkadaşlara ilk okuyacakları kitabın bu olmamasını öneririm. Freud ve Jung okumalarına doğru kitaplarla başladığımı düşünüyorum. Ama Adler için aynı şeyi söyleyemem. Ayrıca diğer ikisinin anlatımı daha akıcı, bu kitapta bir tık zorlandım. Zaten Adler' in yazmaktan hoşlanmadığı ve yazarken üslubu önemsemediği bilindiğinden, şaşırtmadı anlatımı. Yazdıklarının doğru olduğunu ama hayata entegre etmenin pek mümkün olmadığını düşünmüyorum. Dediğim gibi Adler bu kitapla kusursuz bireyler, kusursuz bir toplum yaratma çabasında ve bu düşüncenin olabiliritesi yok bence. Fakat bakış açımı etkileyen, kendimi sorgulamamı, eksiklerimi farketmemi sağlayan bir kitap oldu kesinlikle...

Elif Kimya Salt, bir alıntı ekledi.
09 Ara 00:37 · Kitabı okudu · İnceledi

Bazen insanlar, kendini beğenmişlik ya da kibir sözcüğü yerine kulağa daha hoş gelen hırs sözcüğünü kullanarak kendilerini biraz temize çıkarmaya çalışırlar.

İnsanı Tanıma Sanatı, Alfred Adler (Sayfa 200 - Say Yayınları 7. Baskı 1999)İnsanı Tanıma Sanatı, Alfred Adler (Sayfa 200 - Say Yayınları 7. Baskı 1999)
Elif Kimya Salt, bir alıntı ekledi.
08 Ara 14:33 · Kitabı okudu · İnceledi

Uygarlığımızda bir kızın özgüvenini ve cesaretini yitirmemesi kolay değildir.

İnsanı Tanıma Sanatı, Alfred Adler (Sayfa 146 - Say Yayınları 7. Baskı 1999)İnsanı Tanıma Sanatı, Alfred Adler (Sayfa 146 - Say Yayınları 7. Baskı 1999)