Zaman zaman epey yaşlı insanların ve ağır hastaların ne düşünüp ne hissettiğini merak ederim. Ölümün bir şekilde kapısına dayandığını bilen insanların ne hissettiklerini... İvan İlyiç'in Ölümü tam olarak merak ettigim durumun üzerine yazılmış bir roman.
Bana göre aslında İvan İlyiç'in Arafı olmalıydı romanın adı. Yaşama tekrar dönmek istiyor dönemiyor, acıları artıyor ölmek istiyor ölemiyor. Arafta kalmış bir İvan İlyiç, sürekli geçmişe dönük hayatını sorguluyor. Acaba yaşamam gereken hayat bu muydu? Bana bahşedilen süreyi nasıl geçirdim? Ya bütün hayatım kocaman bir yalansa? Artık hayatımı tekrar yaşama şansım da yok. Hayır ama yaşasam tekrar böyle yaşardım herhalde...
Gibi gibi sorular, düşünceler İvan'ın aklından hiç eksik olmuyor... İvan bunları sorguladıkça ben gerildim. Çünkü çoğumuzun da aklında olan sorular değil midir bunlar ?Yaşam konusunda emin olamamak, kararlardan emin olamamak , kafamızda hep bir acabayla yaşamak, ne isterken ne olmak, ne umarken ne bulmak, yaşamı ne uğruna tüketmek...
Ölmesine ramak kalmış bir insanın psikolojisini kesinlikle çok güzel yansıtmış Tolstoy. Yazar sanki o süreçten geçmiş,ölmüş ve dirilip bu romanı yazmış. Bence o kadar güzel.
Mutlaka hayatımın ilerleyen dönemlerinde de okumak istiyorum eğer ömrüm varsa.
Aslında söylemek istediğim o kadar şey var ki çok da toparlayamadım. Kısacası okumanızı tavsiye ederim. Kesinlikle boşuna klasik olmamış.
İyi okumalar
*En sevdiğim alıntı: Ne bu şimdi? Ne için bütün bunlar? Olacak şey mi! Böylesine anlamsız ve iğrenç olabilir mi hayat? Hayat bu kadar anlamsız ve iğrençse, o zaman niye ölünüyor; hem de acılar çekerek?...