• Sevgilim ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim
    Elimde uçuk mavi bir kalem cebimde iki paket sigara
    Hayatımız geçiyor gözlerimin önünden
    Çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz, öpüştüklerimiz
    "Ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz".
    Çiçekler, çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere
    O gülün yüzü gülmüyor sensiz
    O köklensin diye pencerede suya koyduğun devetabanı
    Hepten hüzünlü bu günlerde
    Gür ve çoşkun bir günışığı dadanmış pencereye
    Masada tabaklar neşesiz
    Koridor ıssız
    Banyoda havlular yalnız
    Mutfak dersen - derbeder ve pis
    Çiti orda duruyor, ekmek kutusu boş
    Vantilatör soluksuz
    Halılar tozlu
    Giysilerim gardropda ve şurda burda
    Memo'nun oyuncak sepeti uykularda
    Mavi gece lambası hevessiz
    Kapı diyor ki açın beni kapayın beni
    Perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi
    Radyo desen sessiz
    Tabure sandalyalardan çekiniyor
    Küçük oda karanlık ve ıssız
    Her şey seni bekliyor her şey gelmeni
    İçeri girmeni
    Senin elinin değmesini
    Gözünün dokunmasını
    Ve her şey tekrarlıyor
    Seni nice sevdiğimi
  • ‘’ Adaletin yok. Benimse dünya kadar sorum var‘’

    Elimde tuttuğum rengini çokta sevmediğim bu sarı kalem ile bir nöbet gecesinde inceleme yazmaya niyet ettim. Fakat sanırım bir kaç satır bu amaca pek hizmet edemeyecek. Hayatımın yine kırılma noktalarından birinin içerisindeyim. Sektör değişikliği, iş değişikliği, eğitim sektöründen sağlık sektörüne geçiş hem ruhen hem bedenen biraz bocalamama neden oldu. Üç gün iyiysem iki gün hasta dolaşıyorum. İşe sağlam gidip grip olmuş gibi kemik ağrısı ile eve dönüş yapıyorum öyle düşünün. Koridorda ayaküstü sohbet ettiğim Üroloji doktorumuz Haluk Bey ‘’Henüz hastanedeki mikroplara ve ortama vücudun alışmadı, bize bakma bizim vücudumuz kaşarlaşmış’’ demişti. Adam ne de haklıymış. (Bu tarz amiyane bi tabiri de duruşu, karakteriyle paçalarından adeta asalet akan bu adam nasıl telaffuz etti hayret. Günün çıkmazıydı:) Yani kısacası bu ruh ve beden halinde pek kitap okuyasım gelmediği gibi, doğal olarak inceleme yazmaya da bi isteğim olmadı.

    Neyse bu gecelik zinciri kırıyorum. Ve incelememe başlıyorum. Kafka ‘nın Şato adlı kitabını bitirdiğimde sanırım Modern Klasikler Dizisinden 18. Kitabımı da geride bırakmış oldum. Takıntılı bir karakter olduğum için iki üç seferdir pek sevemediğim ya da arada kaldığım eserler çıksa da hepsini okumaktan vazgeçeceğimi sanmıyorum. Mozart ve Deyyuslar ‘ı okuduğumda resmen eziyet çektim desem abartmış olmam. Bitsin diye kitabın sayfalarının içine bakıyorum; arada başka şeylerle ilgilenip dönüyorum belki algım değişir yok ki ne yok, birkaç bölümünü neyse ki anladım biraz güldüm de fenalık geçirmedim. İyi bir müzik bilginiz yoksa benim gibi sadece bitirmek için okursunuz diyorum ve konuyu esas kitaba çeviriyorum.

    Aslında Kafka ‘ya hayranlık derecesinde bir ilgim, alakam yok ama beni cezbeden karamsarlığı ona kayıtsız kalmamamı sağlıyor. Hani derler ya mesafeli olsa da bir ilişkimiz var. Ama tam olarak nedendir bilmem okuduğumda beklentimi pek karşılayamıyorum. Belki popüler kültür dayatmalarına kurban giden yazarlardan olduğu için çıtayı tepelere çıkarmışımdır bilemiyorum. Ama Dava kitabında kitabın içine düştüğümü sarsıldığımı ve çok etkilendiğimi es geçemem. Çok katmanlı ve filmini izledikten sonra korkutucu bir eserdi bana göre. Konu Dava kitabına gelmişken Şato kitabının konusuyla başlayalım. (Hala incelemeye başlayamamam:) Şato, Dava kitabının ana konusunun ya da temasının üzerine yazılmış bir eskiz çalışması gibiydi. Asla aynı şeyleri farklı karakterlerle anlatmış gibi bir şey zırvalamıyorum. Lütfen sadece cümleye odaklanın. Çıplak anlamda söylüyorum, altında açabileceğim geniş bir ortak yön yok. Dava ‘da isimsiz sadece bir harfle ifade edilen hepimizin o kişiyi yazarın kendisini temsil ettiğini bildiğimiz karakter ve ulaşamadığı bir adalet sistemi vardı, işte Şato ‘da da K. diye ifade edilen şahsın, içindeki dünyanın gizemlerle dolu olduğu bir şatoya atanması ve Kadastrocu olarak ne yapması gerektiğini görevinin detaylarını kitap boyunca asla anlayamadığı bir anlatı, bir çıkmaz var. Görevi hakkında bilgi almak için bir muhatap aradığında olanları ifade ettiği bir alıntıda;

    ‘’ Buraya kadastrocu olarak atandım, ama bu göstermelikti yalnızca, benimle oynadılar girdiğim her evden kovdular, bugün bile hala oynuyorlar benimle…’’

    İçinde bulunduğu çıkmazı böyle ifade eden K; paragrafın devamında ona açtıkları özel meselelerden ondan yardım ister gibi dert yanmalarından önemli biri olduğunu hissettiğini söylüyor. (Uzun olduğu için üşendim yazmaya kendim anlattım :)

    Tabi kitabın başlarında bir ulak K. ya Klamm adında Şato ‘da görevli bir adamdan görevine dair bilgiler içeren bir mektup getiriyor. Bunun üzerine Şato ‘ya gitmek isteyen K yine Şato ‘ya götürülmeyip ulağın evine sonra da köydeki bir hana götürülüyor. Burada Klamm ‘ın sözde metresi olan Frieda ile tanışıp kız tarafından baştan çıkarılıyor. Tam bir TÜRK KIZI MODUNA giren K. (büyük harfle yazdım sebebi yok. Tuco ‘ya özendim sanırım :) Frieda ‘nın handaki konumunu korumak için çevirdiği dolaplardan habersizce evlilik hayalleri kurmaya başlıyor. Olaylar bundan sonra K. ‘nın Klamm ‘a ulaşma çabası (boyunları devrilsin ne çok Klamm ‘lar var… Hey gidi! ) ve Frieda ile kurduğu hayaller üzerine ilerliyor. (Kitabı özetlemeyi hiç sevmiyorum tabii ki kısa kestim )

    Kitabın genel hatlarıyla bir okuyucuda neler düşündürebileceğine ya da daha doğrusu bende neler düşündürdüğüne gelirsem; bir insanın devlet dairelerinde maruz kaldığı ve asla anlam veremediği muamelelerin; evet burayı istediğiniz kadar afilli cümlelerle doldurun, ne biliyim bürokrasi deyin, sistem deyin, hiyerarşik düzenin çarkları deyin; ne derseniz deyin bunların altında ezilen bir insanın yaşadıkları, Şato olarak gösterilen muhtemel devleti temsil eden otoriteye karşı çaresizliğini bir kez daha okumuş oldum.
    Kitapta tahmin edersiniz ki çok iş yaptığını zanneden ama asla hiçbir iş yapmayan memurların dünyasına da yer verilmiş.(işini doğru yapan memurlar tabii ki var şimdi linç girişiminde bulunmayın. Onlar üzerine alınmasın)

    Bu virütiklere dair;

    ‘’ Ah, gerinerek iyi bir uyku çekebilen uykucular için bu yatak şahane olmalı sürekli yorgun olup uyuyamayan benim gibilerine de iyi geliyor, günün büyük bir bölümünü bu yatakta geçiriyorum, bütün yazışmaları buradan yapıp, dilekçe sahiplerini sorguluyorum. Pek de güzel gidiyor. Gelgelelim tarafları oturtacak yer olmuyor, ama onlar bunun üzerinde durmuyorlar. Çünkü oturup da tutanağı tutan memur tarafından azarlanmaktansa, ayakta durmaları ve memurun kendini iyi hissetmesi onlar açısından daha rahat oluyor. ‘’


    Bu kitabı okumasanız da her zaman bir yerlerde asla ulaşılamayan Klamm ‘ların, aldıkları görevi sadece egosu için kullanan ve sistemin ağzı olan bir çok memurun olduğunu, toplumda bir değil bir çok adım geride kalmış adamların, kadınların topluma yabancılaşmalarının; isimleri bile olmayışının, mevcut düzene aykırı davranışlarının bedelini ayrık otu olarak yaşamaya mahkum edilişlerini zaten biliyorsunuz.
    ‘’Ne tuhaf şey? İnsan anlamakta zorlanıyor. ‘’ (syf203)


    NOT: Sevgili 1k sakinleri bu incelemeyi Aslı İnandık ‘ın da dediği gibi sekizlerce kez görürseniz o güzel suratınızı ekşitmeyin. Gece gece bu incelemeyi yazmam siteye yüklemem benim için büyük, insanlık için küçük bir adım olmuş olabilir :) Esen kalın, uykusuz kalmayın…
  • Elimde kalem,cebimde kalem,aklımda kalem
    Az buçuk dünyalar doğurur,aşk doğuracak değil a!
    Kırılır kalpli bir soytarı Ne yaparsa yaptım Tanrım
    Beni cennetine ak!
    Ya da öksür,cesaretim kalmasın kapın açmaya
    Aklım diyor ki,yaz
    Yaz!
    Bunu kışı da var.
  • Yine bir gece kağıt kalem elimde, Başlıyorum seni yazmaya bir çakmak sesiyle…
  • Elimde bir kalem yok. Kirletmek istemiyorum beyaz kağıtları. Görünmez bir mürekkeple yazıyorum sonsuz beyazlığın üstüne. Var olan tek şeyi yazıyorum. Bu hayatta var olan tek şeyi: “...”
  • “Okumak için okul arıyorum çocukluğumda... Karşıma halk çocuklarının gittiği yatılı okullar çıkıyor, öğretmen okulları... Asker oluyorum, er olarak koğuşlardayım... Hastalanıyorum, ilkel 1halk hastanelerinde uzun süre... Bunların hiçbiri de yüzde yüz kendi isteğimle olmuyor. Önümde bir cezaevi dönemi var... Ben buraya isteye isteye mi giriyorum? Görüyorsun ne kadar direniyorum gitmemek için! Ama biraz daha gelişmem, işimde ustalaşmam için oraları da görmem gerekecek... Bu kalem, elimde olduğu sürece biliyorum, buralardan belki de hiç çıkamayacağım. Halka dönük bir yazar oluşum çiziyor toplumsal kaderimi. İçeri düşünce de beyler koğuşuna yatırmayacaklar beni. ilk aylarım hücrelerde, kapalı odalarda geçecek, biliyorum. Sonra geçeceğim Âdem Baba koğuşlarına! Ama bütün bunlar, beni yetiştirmekten, başarılı bir yazar olmaktan öteye geçmeyecek. Daha da bilenmiş, görevimin bilincine varmış olarak çıkacağım, eğer çıkabilirsem.”
  • ceza
    bir adam ormanda başka bi ayıya rastlar
    uzaktan akraba çıkar ve biraz laflarlar
    güneş süzüldükçe aşağa boynuzları parlar
    taşağıyla oynar o bi yavşak ve küstah
    ne desek bu garibe büyücü bu pezevenk
    ağzına pelesenk vurmayı mı denesek
    yada günaha girme biz hurmayı mı yesek
    ayı bey akıllanmaz daha ayısı gelecek
    kaldı karanlık mağarada bir başına
    g.tüne yedi tekme o yağlı k.çına
    başını ye puşt kendi elini sik
    yaşın olmuş artık 40 beynin yok yerinde
    benim kuşum öttü diye kıl döndü g.tünde
    ucuzluktan aldım seni gördüm eminönünde
    benden istemiştin s.çtım senin evin önünde
    osurunca yıkarsın dağları koca götünle
    son gül iyi gül hadi kahpe gül
    yüzüme bak ve konuş sen yarım sandevüç
    iadenin sınırı travestiye denk hoştt
    kalitenin hası bu hasımı sen olan puştt
    kaşınır senin gibi bi çoğu verilir ders kakılır başıma
    niye çünkü benim evin delisi
    akıl başa gelmez çünkü bu bana ters
    sakındıkca geldi dert
    belki bu da biter önemi ne ki senin için boşver yolumu kes
    kesebilirsen gücün yeter ise burdayım gel
    çükününü keserim ama kafanı geçerim es
    sen hadi pişi gibi piştin lan et hadi pes - Hemsta - Eğlenceli rapçiler dur bakiyim en komik hanginiz?
    El yakmaz albümünüz rapinizse çok basit.
    aynar pratik lyricler ekonomik olsun.
    Taktik değişti vazgeçtim kolu kopsun.
    Sever hoşuna gider bunların övünce kalkar.
    Tavana vurur g.tleri okşadıkçada yavşar.
    Bunlar 50 kuruşa cover yaparlar.
    Playbackli maymunlarda şurda fındık fıstık atma ha.
    Kolpadan düşüncen.Sansın sen sefilsin .
    Otur seyret belki eğlenirsin.
    Elimde oyuncak eylemimsin.
    Az konuş saygı gösterirsin.
    Duyup dinlersin dinlensin
    yorulanlar önümde sekmesin çekin ipi.
    Bizimkisi eylem ve sinirimiz fiilen
    düşmana el verirse silinir o birden
    ben gelirken sen kaç amin çalar siren.
    Beğenmesende bitti bura bizim mesken Sahtiyan
    NE ISIN VAR ACIZ.NEDE PIRTIN-TOPLA PILINI BOGAZINA KADAR BOKA BATTIN
    SFENKSMI KORUDU TEK MI BORU ?DOLU SORU ISARETI YOLU&YARILA YALAKA KOLU SAG
    ISTE GULUM BIZ EDERIZ OLU TEMIN.BICAK KAVGASINDAYIZ SEN YUMRUKLA GELDIN
    BANA BALIK VERME BALIK TUTMAYI OGRET BANA BI SIK OGRETEMEDIN CENENI KAPA SEYRET
    AZAR AZAR VE YAZAR BU KARAMAMBA
    EN ALTIN ALTINDA MEZARIN altı six beard anda BU GENC RAPIN IBRAHIM TATLI SEKSI CEKTI KOTU ALISKANLIKLARIN HASTA ETTI SENI DAG FARE BENCIL DUSMAN YARATTI
    PORFAVOR DUYGUSAL BOOOOY OTUR AGLA
    HAYAT BITER TEK SART KALEM TUKENIRSE KISILER ONEMSIZ FAKTOR KALEMIM TUKENMEZ!
    SEVMEYIN BENI KABUL TAMAM CAN DOSTLAR BENIM A normal BENIM A sosyal
    SOR BAK ANARSIK NEERE GIDER MUSVIK OLUR DER
    NEDEN SATIRLARIN BUKADAR IRONIK??
    CUNKU DUNDU DUN,ICIN ICINDE KUFURUN,UFURDUKCE UFURUP AHTOPOT GIBI KOPURUN
    STEROID LE ADELE SISER SISIR BENCH PRESS
    BEYIN ATROFI KALITE DUSER,DUSUR,BU STRESS!
    E NEDEN E-KOLAY ONA BUNA SALDIR
    RAP BUMU DEMEK TOPLAN TEKRAR SALDIR!
    KIMININ ICI GIDER KIMININKI MALDIR
    HAYATI AMORTI AMACI SON RAKKAMDIR
    ZAIYAT VERME KOLPA DOST KAYAN YILDIZ
    FOS CIKTI NE BEKLEDIN BAYAN YILDIZ

    https://www.youtube.com/watch?v=KVGUkY3evv0