Gelişmenin daha sonraki evrelerinde insanın hünerlerini sanatçı, zanaatçı olacak ölçüde geliştirmesinden, yalnız doğanın verdikleriyle -topladığı meyvelerle, avladığı hayvanlarla- yetinmez olmasından sonra el emeği tanrı biçimine sokulmuştur. Kilden, gümüşten ya da altından yapılmış putlara tapma evresidir bu. İnsan kendi güçlerini, kendi hünerlerini yaptığı şeylere geçirir; böylece dışına aktardığı kendi güçlerine, kendine değerlerine tapar.
Doğumdan ölüme, pazartesiden pazartesiye, sabahtan akşama her şey sıraya dizilmiş, önceden belirlenmiştir. Böylesine sıralı işler ağına düşen kişi, insan olduğunu, tek bir birey olduğunu, umutları, umut kırıklıkları, üzüntüleri, korkuları, sevgi özlemi, hiçlik ve yalnızlık korkusuyla yaşama olanağının eline yalnız bir kez geçtiğini nasıl olur da unutmaz?