• Kendim için Ellen West vakasından belirli dersler çıkardım. ilki şu: kişiyi bir nesne olarak ele almak, fiziksel hastalıkları iyileştirmede faydalı olmuş, psikolojik rahatsızlıkları tedavi ederken bu başarılı olmamıştır. Yalnızca insan olarak ilişki kurduğumuzda, ilişkide insan olarak kendimizi riske attığımızda, öteki insanı kendisi olarak yaşadığı­mızda, derinden faydalı oluruz. Ancak bu şekilde hem danışan hem de terapist olarak yalnızlığın acısını söküp atacak kadar de­rinden bir buluşma gerçekleşir.
  • Her yönüyle kabul göreceği terapötik ilişkide kendisini daha bütünüyle ifade etmenin güvenli olduğunu keşfedecekti. Yalnız ve soyutlanmış olmasına gerek olmadığını, başka birinin onun hissettiklerini anlayıp paylaşabileceğini keşfederdi. Bu süreçte kendisiyle arkadaş olduğunu, bedeninin, duygularının ve ar­zularının düşman yabancılar olmadığını, kendisinin sevecen ve yapıcı parçalan olduğunu da keşfedecekti. "Kendi doğama karşı mücadelemde yok oluyorum" şeklindeki çaresiz sözleri dile ge­tirmesi gereksiz olacaktı. İki temel yabancılığı hafiflemiş olacaktı. Kendiyle iyi ve iletişime dayalı bir ilişkisi olacaktı. Bir ilişkide tamamıyla kendi olmasının güvenli olduğunu görecekti. Sonuç olarak, başkalarıyla ilişki kurarken kendi benliğinin daha fazlası­nı ortaya koyacak ve yine bunun tehlikeli derecede güvensiz bir şey olmadığını, aksine başkalarıyla ilişki kurarken kişinin gerçek benliği olmasının çok daha tatmin edici olduğunu keşfedecekti. Bence böylesi bir süreçte sırça duvar ortadan kalkardı. Hayatı maceralı, çoğu zaman zahmetli bulurdu. Onun karmaşık ve çelişkili hisleriyle en uyumlu olacak davranışı keşfetmek sonu olmayan bir muamma olurdu. Ancak canlı, sahici ve kendisiyle ve başkalarıyla ilişki içinde olurdu. Günümüz insanının büyük yalnızlığını kendi için çözmüş olurdu.
  • Ellen West'in hayatında ne bu kadar ölümcül derecede yanlış gitmişti?
    Çocuk olarak kendi hislerimizi yaşıyoruz, ona güveniyoruz. Bebek aç olduğunda, ne açlığından şüphe ediyor, ne de yiyecek bulmak için her türlü çabayı gösterip göstermemesi gerektiğini sorguluyor. Bunun bilincinde olmadan, kendi kendine güvenen bir organizma. Ancak bir noktada anne­babası ya da başkaları ona şöyle diyorlar "Böyle hissedersen, seni sevmem". O yüzden gerçekten ne hissettiğini değil, hissetmesi gerekeni hissediyor.
    Hayattaki en önemli anların bazılarında, kendi hisle­rinin geçersiz, yanıltıcı, hatalı, sağlıksız olduğunu ve hissetmesi gerekenin daha farklı olduğunu hissetmeye zorlanmıştı. Ne yazık ki, onun için anne-babasına, özellikle de babasına olan sevgisi o kadar güçlüydü ki, kendi yaşantısına güvenme yetisinden vaz­geçti ve onların, babasının yetisini yerine koydu. Kendi olmaktan vazgeçti.