Hem saf dil kadın, hem de içgüdüleri zedelenmiş kadın için tedavi aynıdır: Sezgilerinizi, içsel sesinizi dinleme alıştırması yapın; sorular sorun; merka edin; gördüklerinize bakın; duyduklarınıza kulak verin; sonra da doğru bildiğiniz şeye göre davranın. Bu içgüdüsel güçler ruhunuza doğuştan kazınmıştır. Yılların külü ve artığıyla örülmüş olsalar bile, bu, dünyanın sonu değildir, çünkü yıkanıp temizlenmeleri mümkündür.
Bir kadının birbirine iliştirebileceği tüm mazeretleri işittim: yetenekli değilim. Önemli değilim. Eğitimli değilim. Bir fikrim yok. Nasıl bilmiyorum. Ne bilmiyorum. Ne zaman bilmiyorum. Ve içlerinde en kötüsü: Zamanım yok. Pişman olup bir daha asla yalanlar söylemeyeceklerine dair söz verene kadar onları altüst etmek, sarsmak istemişimdir hep.
Nadia’nın Max’a yazdığı mektubu hatırladım. Her şeyin düzeleceğine dair bir işaret bulmak için gökyüzüne baktığını yazmıştı. Ve bir kuş sürüsü gördüğünü.
Yer değiştirenler, gelenler, gidenler, her dakika gerçekleşen onlarca işlem, anonslar, akan yazılar ve böylesine bir hareketliliğin içinde, her biri kendi hikayesinde yaşayan birbirinden habersiz insanlar…
“Her insan kendi hayatının başrolünde oynuyor..“