Başkomiser Nevzat’a duyduğum özlem yüzünden son zamanlarda sürekli polisiye okuyorum. Mezun Cinayetleri de bu nedenle dikkatimi çekti. Ancak kitap beklentimin biraz altında kaldı. Belki de gerçekten öyledir ama okurken yazarın polisiyedeki acemilik eseriyle karşı karşıyaymışım hissine kapıldım.
Başkomiser Perihan’ı ilk kez bu vakada tanıdığımız ve geçmişine dair pek bir şey bilmediğimiz için, anlatıldığı ölçüde ister istemez daha büyük bir başarı bekliyorsunuz. Ancak çözüm anına kadar, gerçekten iyi bir başkomiser olduğu hissi oluşmadı; aksine, olay çözüldüğünde “atı alan Üsküdar’ı geçti” diye düşündüm. Bunun temel nedeni ise karakterin yeterince derinleştirilememiş olması gibi geldi bana.
Ayrıca ekip 3 kadından oluştuğu için diğer polisler/suçlular tarafından küçümsenişini eleştirel bir şekilde yansıtmak isteyen yazarın, iyi niyetli olsa da kendi içinde çelişkiye düştüğünü düşünüyorum. Çünkü Perihan’ın olayı çözdüğü anın “annelik” yaptığı bir an ile ilişkilendirilmesi, eleştirilmek istenen bakış açısını aslında yeniden üretmiş oluyor.
Tüm bunlara rağmen serinin ikinci kitabına devam etmeyi düşünüyorum. Çünkü katilin kim olduğunu tahmin edemedim (ters köşesi yoktu) ve benim için bu tür kitaplarda en önemli unsur da tam olarak bu.