1000Kitap Logosu
Mücellâ
Okumaya doyamadım tekrar okumak istediğim nadir romanlardan biri. İSİMLE ATEŞ ARASINDA NAR AĞACI kitaplarından sonra yazarın okuduğum üçüncü kitabı. Ve üç günde okuyup bitirdiğimde bittiğine üzüldüğüm roman. Mücella'nın yaşadığı evin her ayrıntısı siyah beyaz bir film gibi zihnimde canlandı. Kara yemiş ağacının kapattığı yıkık duvar hükmü bir şahsiyet oluştur mudur? MÜCELLA o üç küçük tabloyu andıran üç pencerenin önüne oturup gaz lambasının titrek ışığında dantel örüyor mudur? Arada Paşazade'lerin ışıklarına bakıp düşünüyor mudur? Neyyire Hanım gerçek kahvenin bulunmadığı İkinci Harbi Umumi yıllarında nohut kahvesini yudumluyor mudur? Pervin'in kızı Nazlı 1977 kışında Erzurum'dan kalkıp geldiğinde edebiyat fakültesi ikinci sınıf öğrencisiydi. Annesi gibi yapayalnız ebedi aleme göçüp giden Mücella'nın evinden bir sandık örtüsü ve Legalyon marka eski bir parfümü miras aldığında, onun yaşayamadıklarını, kursağında bırakılan heveslerini de kağıda dökmeye karar verdi. İyi ki de böyle bir karar almış #nazanbekiroğlu Trabzon'daki o ev yeniden canlanmalı, müze olmalı, ben de gidip ziyaret etmeliyim. Bir yazar nasıl olmalıdır, diye bir soru sorduğumda kendime; kelimelerle nakış işleyen, beste yapan, resim çizen Nazan Bekiroğlu gibi olunur diyorum ve saygıyla ayakta alkışlıyorum. Kitabı şiddetle tavsiye ediyorum.
Mücellâ
8.0/10 · 7,6bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
Babaannem, Ben, Brezilya, Sigara, Halka, Miras, Serbest Çağrışım
Babaannemle kahvaltı yaptık sabah. Onu görünce bütün sıkıntılarım geçiyor bir süreliğine de olsa.Hayatımda en düşkün olduğum insanlardan biri, zaten bir elin parmaklarını geçmez bu insanlar. Torunlarım arasında en tatlı olan sensin ikbali en karanlık olan da diye bir cümle kuruyor ben onu öperken. Onun bu antika laflarına bitiyorum, söylediği her şey antika zaten. O kadar duru ve temiz bir Türkçesi var ki onunla konuşurken imrenmemek elde değil. Aslında ikbali en parlak olan torunu benim onun ikbalden kastettiği hayatı bu kadar ciddiye almamam olmasa. Öğretmen olmadan önce bana sürekli bana sen ne yapacaksın diye soruyordu bıraktı bu soruyu ama ben yine bir şekilde hayallerimi çıtlatıyorum ona sinirlense de. Ben de her seferinde oğlun izin verirse Brezilyaya yerleşeceğim paralarınızı çatır çatır yiyecem diyorum gülerek. Okyanus kenarında kitap okur oltama balıkların düşmesini beklerim be babaane. Yüzüme esen ılık rüzgarla unuturum belki dünyayla olan bu kavgalı halimi. Hemen bir surat asmalar ciddileşmeler. Orası neresi yavrum, oğlum izin vermesin sana diyor. Orasını pek anlatamıyorum ona. Bir tek o ikbalin ne olacak deyince ikbalimi düşünüyorum. ... . Babaanneme bir şey olursa beni yalnız bırakmayın kolay değil bir babaanne 70 yılda yetişiyor. Bu arada sigara içerken halka çıkarabiliyorum ve şiir gibi futbol oynadığımı söylerler var benim de kendime has yeteneklerim. Bir tek sevmem bu dünyayı pek o da beni sevmez böyle böyle yiyoruz birbirimizi
144 syf.
·
15 günde
·
Puan vermedi
Kıskançlık duygusu kardeşine zarar vermeye kadar varan Zehra evdekileri gün geçtikçe yormaktaydı.Tüccar olan babası Şevket Efendi buna çare olarak evlendirmeyi düşünmüş doğru kişi olarak yanında katiplik yapan Suphi'yi uygun görmüş. Zehra evlendikten sonra uysallaşıp kıskançlık duygusunu bi kenara bırakmış mutlu mesut yaşamaktaydı. Suphi'nin annesi Münire hanım eve yardımcı olarak Sırrıcemal adında güzel alımlı bi cariye bulmuş fakat bu durum Zehra'nın kıskançlık duygusunu tekrar ortaya çıkarmış.Suphi Sırrıcemal'e acıma gözüyle baksada gün geçtikçe ilgisi artmaktaydı.Zamanla birbirlerine ilgisi artan Suphi ve Sırrıcemal evden taşınır. Zehra intikam planlarını çoktan yapmış bunun için Habibe Molla'dan yardım ister. Habibe Molla Suphi'nin dükkanına onun aklını çelmek için Ürani adında hayat kadını yollar.Suphi'nin toyluğu şıpsevdi gibi buna kanar. Bütün varlığını zevk sefa yaparak Ürani'ye kaptıran suphi evin yolunu unutur. Zehra'nın planı tam takır işliyodu. Sonrasında Sırrıcemal karnındaki bebeğini düşürüp yaşadığı üzüntü sonucu intihar eder. Sokakta hayat süren Suphi tesadüfen başka bir adamla Ürani'yi görür ve öldürmeye karar verir. İkisini de öldüren Suphi delil yetersizliğinden beraat eder fakat sürgün yer. Zehra, Suphi'nin ayaklarına kapanmasını beklerken aşkı daha da imkansız hal almıştır. Yaptıklarına pişman olan Zehra üzüntüden kendini hasta eder ve ölür.
Zehra
7.5/10 · 7,3bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
hayatımın sorusu kim?
Hatırımda bir de son karşılaşmamız var. Bu kışın ortasıydı galiba. Ağaçların yaprakları dökülmüş, dallar çıplak. Hastalığımın en harlı zamanları. Veremin, bana söylenmeyen kim bilir hangi merhalesi? Senin her şeyi göze alarak, annemi, kendi aileni, elin günün ne diyeceğini, bütün kınamaları ve kınayıcıları, dedikodular bütün bunları hiçe sayarak, hiç tanımadığın bir şehirde Paşazade yalısının kapısını çalarak, önüne dikilen her kimse onu elinin tersiyle bir kenara iterek odama girdiğin gün. Şu hasta yatağımın önünde diz çöküp ellerime sarıldığın gün. Sırtındaki leylak rengi aynı manto, boynundaki eşarbın deseni, ellerin ve sesin kalmış aklımda. Bir de saçların, her zamanki gibi. "Haydi" demiştin. "Ziya, kalk gidelim buradan. Seni almaya geldim." Yüzündeki, masum bir çocuk bakışı değildi. Gözlerinde gördüğüm güç beni bile şaşırttı. Yüzünün rengine bakılırsa damarlarındaki bütün kan çekilmişti senin de benim gibi. "Haydi" diyordun sürekli. "Ziya, kalk gidelim. Viyana'ya dönelim. Orada evlenelim. Bize kim dur diyebilir? Biz istersek bize kim mani olabilir? Bu hayat bizim, bize kim karışabilir?" "Kim?" Işte benim hayatımın sorusu."Kim?"
144 syf.
·
Puan vermedi
Kitabın adı: Sergüzeşt Yazarın adı:Sami Paşazade Sezai Okuyanın adı: Nezaket Topal Sayfa sayısı:144 Yazarımız konu olarak Hürriyeti seçmiş. Bu konuyu da esir-efendi ilişkisiyle anlatmayı tercih etmiş. Celal bey genç ressam ve evin oğludur. Dilber ise köle . Bu iki genç birbirini sever. Nasıl olur bir esir ve efendi birbirini sever ve aşık olur. Derhal el konulmalı bu birbirini seven genci ayırmalı. Aynen öyle yapılır Celal ve Dilberi ayırırlar. Nasıl mı Dilberi satarak. Hiç umurlarında mı bu iki genç ne olacak. Celal bey permeperişan bir hale gelir yaşar mı siz düşünün .... Dilber kime nereye satıldı nasıl bir yaşamı oldu esaretten kurtuldu mu iki genç birbirine kavuştu mu....
Sergüzeşt
7.7/10 · 32,8bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
120 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
7/10 puan
Sami Paşazade Sezai ; edebiyatımıza en başarılı ilk küçük hikâyeyi getiren, romancılığımızı realizme yönelten yazardır. Yaşadığı dönemin pek ötesine geçmemekle beraber Sergüzeşt romanı ile gerçekçiliğimizin öncülerinden sayılacaktır. Hikâyeler ile romanında romantizmden realizme geçtiği açıkça görülür. Az yazmış fakat edebiyatımızda o güne kadar yapılmayanı yapmıştır. Hikâyelerinde, romanından daha kuvvetli bir teknik vardır. Küçük, önemsiz, şaşırtıcı konuları, olmuş ya da olması mümkün olayları, ruh çözümleri ile doğal, günlük konuşma diliyle kaleme alır. Küçük yaşta Kafkasya'dan kaçırılan esir bir kızın serüvenini anlatan, insan haklarını savunan ünlü romanı Sergüzeşt 'i 1889 yılında yazmıştır. Kitabın konusuna gelecek olursak ; Kafkasya'dan kaçırılarak İstanbul' a getirilen küçük bir kız çocuğu, ismi Dilber, ilk satıldığı evde türlü zulüm ve işkenceler içinde yaşar. Ailenin beyinin tayini çıkması sebebi ile Dilber tekrar esir satıcısına geri satılır. Sonrasında bu küçük esir kızı iyi bir aile satın alır ve ona gerekli eğitim ve imkan sunan ailenin oğlu, gün geçtikçe büyüyen, serpilip, güzelleşen Dilber'e aşık olur. Bunu sezen evin hanımı Dilber'i evden uzaklaştırmak için hemen satar. Dilber'in satıldığını öğrenen Celal aşkından hastalanır ve yataklara düşer. Dilber ise Mısırlı bir köle tacirinin elindedir artık. Sami Paşazade Sezai 'nin harika betimlemeleri ile Dilber' in Sergüzeşt'ini Türk Klasiklerine ilgi duyan kitap dostlarına tavsiye ederim.
Sergüzeşt
7.7/10 · 32,8bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
168 syf.
·
7 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Varlık ve öz ilişkisini işleyen yeryüzünün ilk felsefik romanı Hay Bin Yakzan. Ya da dilden bağımsız bir düşünüşün ispatı olarak nitelenebilecek ilk kitap. İlk adasal aser İçerisinden Defoe’nun Robinson’u ,Spinoza ve Bacon gibi düşünür/yazar kimseleri çıkaran kitap. -Gogol’un paltosundan çıkanlara rahmet olsun.- Hikayemiz Ahmet Özalp’ın sitem dolu giriş sözleri ile başlıyor. (bu sitemli sözlere yenilerini ekleyeceğim birazdan) Ardından antik dönem Yunan karakterleri Salman ve Absalı kısa ve öz olarak tanıyor (Kitabın bu iki karakterden türediği biliniyor) hemen akabinde İbn Sina’nın Hay Bin Yakzan karakterini anlattığı asıl hikayeye geçiyoruz. İbn Sina’nın Hay bin Yakzan’ın Zülkarneyn AS’ı temsil ettiğini düşündüğümü burada belirtmek istiyorum. Kitaptaki 3.hikaye ise İbn Tufeyl’in Hay Bin Yakzan’ı ki, muhtemelen benim de çocukluğumda izlediğim Hay*çizgi filmi ile hatırlayacaksınız onu. -Hani o ıssız bir adada bir Ceylan tarafından büyütülen çocuk.- Bu kısımda bir takım rivayetlerde bulunuyor anlatıcı.Vak vak isimli meyvesi insan olan bir ağaçtan türediği,yahut Hay’ın balçıktan aşama aşama türemiş olduğu. Bu kısımlar sayfa altlarında numaralanıp açıklama olarak eklenmiş. Tavsiyem okurken zorlanmamanız için aklınıza takılan hususların numaralarını alıp okuma bittiğinde açıklama kısmından yahut Kuranı Kerim’den ayetleri bizzat bulup okumanız yönünde olur. Kitap az çok şekillendi değil mi? Öyleyse olumlamaya -ne anlattığı-üzerinden devam ediyorum ,mümkün mertebe okumamış olanların merakını öldürmemeye gayret ederek.. Kitap yahut anlatıcı; ceylan tarafından büyütülen Hay’ın yaş alırken gözlem,araştırma ve akıl yürütmeleri sonucu,evrende hiç birşeyin tesadüfi olmadığı,herşeyde mutlak ve sönmez bir gücün keşfini aktarıyor ,elbette felsefe yaparak (insani hiç bir bilginin doğuştan kendinizde olmadığınızı düşünün .Tamamen içgüdüsel bir yaşam tahayyül edin bu kısımda) Bir bilgiden bir diğer bilgiye geçişi elbette kolay olmuyor ve yıllarını alıyor-49 yıl- Düşünsenize gözlerinizi insan cinsinden uzak bir yerde sıfır bilgi,sıfır edinim,sıfır aktarım yoluyla kendi kendinizi keşfettiğinizi. Etrafa /maddeye/cisme olan merakınızı giderecek bir Google,bir Vikipedi yok. Yazısal işitsel hiç bir bilgi kırıntısı erişimizde değil. İşte böyle imkansızlıkta yer çekiminden suyun kaldırma kuvvetine kadar tüm ilimde,anatomide günümüz profesörlerine yaraşır bir yetkinliğe erişiyor Hay. Öğrendiği her yeni bilgi onu kutsal bir varlığa daha da yaklaştırıyor ve çile yolu nihayet bitip özün içinde hiç oluyor. Elbette bu metodlar anlatıcı tarafından gizli tutulmuş biz okur olarak yüzeysel kavrayabildiğimiz bir takım gerçekleri Miraç olayından biliyoruz,ancak yüzeysel. ‘Olumlama kısmından sitem/şikayet kısmına geçmenin tam vaktidir’ ve yorum kısmına taşmaz inşallah diyerek Ahmet Özalp’in girişte bahsettiği hususlara son fikirlerimi yorum sonu olarak buraya bırakıyorum. Yalnızlık edebiyatının ilk örneği sayılan bu eser nasıl bizim 100 temel eserlerimiz içinde olmaz/olamaz? 18.YY.da Defoe’in Robinson’u yüzlerce dile çevrilip,binlerce baskısı çıkartılıyorken bizim bu eseri tanımamamız,kıymet vermeyişimiz neden?? Rus,Alman,İngiliz edebiyatının tüm isimlerini/eserlerini ezbere sayıp övünebiliyorken bizim olan bizden olan bu isim ve eserlere sırt dönüşümüzün sebebi nedir? Elin Spinoza’sı,Bacon’u tercüme edip çeşitli ülkelerin ibadethanelerinde bu eserler okutulurken,bizde ilk basımının 1985 yılında yapılması neden? Basıldıktan sonra ülkemizdeki edebi kişiliklerin bu eseri tanımaması/tanıtmaması ya peki? Bu kayıtsızlığın bu ilgisizliğin kaynağı nedir? -Cevabı üzerine çokça muhasebe edilmesi gereken sorular.- İnşallah yakın bir gelecekte herkes, dillenmeyeni dillendirecek,söylenmeyeni söylecek bir insana evrilir. Son olarak:sürekli olarak değişen eğitim müfredatında, bir gün bu eser adının da geçeceği günü umutla bekleyeceğim. Dostçakalın.
Hay bin Yakzan
8.8/10 · 2.964 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
bir ağaç karşısında
‘’Dar saksıya gömülen kütükten çelik süngerler gibi fışkıran yapraklar, korkunç bir ızdıraplar gerilmiş büyük bir elin bana doğru uzanan sert parmakları gibi göründü ve demir kafes arkasında yatan hasta aslının sıtmalı, büyük, sarı gözlerini andıran bitki gözleriyle mapusa ağacın bana bakmakta olduğunu tüylerim ürpererek düşündüm’’.
112 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
#sergüzeşt köle Dilber’in olaylar dizisinin yanında, cariyelik, kölelik, esaret, sınıf ayrımcılığı, kadın hakları, evlenilecek kişiyi seçme hakkı, özentili yaşayışların yarattığı yıkımlar gibi dönemin sorunlarını sorgulatan, psikolojik betimlemelerin ağırlıklı olduğu realizm akımının etkisinde yazılmış dramatik bir roman. Sami Paşazade Sezai’nin annesi roman kahramanı gibi Kafkaslar’dan getirilmiş bir esir. Babasının konağında ise annesi dışında birçok cariye daha bulunmuştur. Yazar, Londra büyükelçiliğinde 4 yıldan uzun bir süre katip olarak görev almıştır. Modern anlamda Türk edebiyatında kısa hikaye türünün gelişimine öncülük etmiştir. “Sanat için sanat” anlayışını benimseyen, edebiyatı siyasal bir araç olarak kullanmayan, sadece edebi tartışmaların içinde kalmayı tercih eden, Avrupa edebiyatının niteliklerine uygun eserler veren, romantizmden realizme geçtiğimiz Tanzimat Dönemi ikinci kuşak yenilikçi yazarlarındandır. Batı edebiyatından en çok etkilendiği yazarlar; Victor Hugo, Emile Zola, Daudet, Lamartine ve Musset’tir. Konusu(Spoiler): Romanda, Kafkaslar’dan küçük bir çocuk iken esir olarak getirilen Çerkez kızı Dilber’in İstanbul’da satıldığı konak içerisinde sürdürdüğü hayat, ev sahibi ile hizmetçi Taravet’ten gördüğü eziyet, satıldığı ikinci evin oğlu ressam Celal Bey’le karşılıklı aşk hikayesi ve evin hanımı Zehra Hanım’ın bu aşkı engellemesi konu edinilmiştir. Romanın sonunda, arzusu dışında bir hayat yaşamak zorunda bırakılan Dilber, kendisini Mısır’da Nil nehrinin sularına bırakarak özgürlüğüne kavuşur. “Zavallı hafıza! Günden güne yok olduğunu hissettiğimiz vücut denilen şu toprak yığıntısının üzerinde durmadan sonsuzluk için çalışır durur...” “Yıldızlar karanlık içinde parladığı gibi, fakirlik ve sefalet içinde de saflık ve yüceliğiyle parlayan ruhlar yok mudur? Bir kalp, sevmek için mutlaka servete, asalete mi muhtaçtır? Bence en gerçek ikbal, içinde ruhun görüldüğü iki güzel göz; en büyük servet, kalbin hissini gösteren gül renginde dudaklardan yansıyan tebessümdür. Güzellikten büyük asalet, kalp saflığından büyük servet mi olur?”
Sergüzeşt
7.7/10 · 32,8bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
33 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.