• 104 syf.
    Franz Kafka’nın eserlerinde genellikle yabancılaşma, bunaltı, bunalım gibi temalar işlenir. Mekanlarına bakıldığında genellikle kapalı, karanlık mekanlardır. Hem fiziksel anlamda, hem olgusal anlamda kapalı, insanı bunaltan mekanlardır. Bu nedenle Kafkaesk denilen bir terim doğar.
    Franz Kafka en çok Friedrich Nietzsche’den ve Karl Marx’tan etkilenmiştir. Yabancılaşma Marx’tan; hiçlik, hiçleşme, anlamsızlık da Nietzsche’den yansımış olan durumlardır.
    Tematik düzlemde yabancılaşma kavramı, bir şeyin kendi özüne yabancı kalması, öteki kalması, öbürü olarak değerlendirilmesi biçimidir. Yabancılaşmanın temel kavramlarından olan öteki, felsefe sözlüklerinde iki şekilde verilir: Öteki, öteki. Öteki, kişinin kendi içerisindeki ötekidir. Kendiyle olan çatışmalarını niteler. öteki ise, kendi olmayan, kendi dışındaki, kişinin kendi dışında bir başka nesneyle yüzleşmesidir. Yabancılaşma kavramı da, kişinin kendisine yabancılaşması, kendisine ötekileşmesidir. Daha sonra Marx ve Hegel, özellikle Marx, emek-değer çerçevesinde ele almıştır. Kişinin emeğe yabancılaşması olarak adlandırılmıştır. Marx, insanın kendi ürettikleri karşısında yabancı kalmasını anlatır.
    Öykü Gregor Samsa’nın böceğe dönüşmesiyle başlar. Metne bakıldığında bir düzen söz konusudur. Her şey düzene bağlıdır. Birinci bölümde insanın hayatını saatlere göre düzenlediği durumun Gregor Samsa’yı böceğe dönüştürmesi anlatılır. Bir düzen vardır ve o düzen insanı böceğe dönüştürür. İkinci bölümde anlatılan şey Gregor Samsa’nın ailesiyle olan ilişkisidir. Yani böceğe dönüşen insanın çevresiyle iletişim kurmaya çalıştığı bir evre söz konusudur. Onlarla birlikte yaşamak zorunda ve o yaşamak yüzünden bir seçim yapmak zorunda kalır. Gregor Samsa’nın evdeki en büyük işlevi eve para döngüsünü sağlamaktır. Diğerleri asalak gibi yaşayan insanlardır. Samsa’nın tüm hayatı işe gitmek, eve gelmek ve küçük (kendisine büyük gelen) odasında yaşamaktan ibarettir.
    Metinde toplumsal eleştiri de söz konusudur. Tüm bunlar düşünüldüğünde hayatın gerçeğini yansıtır. Samsa da bir yerlere yetişmeye, koşmaya çalışır; yediğinden lezzet almaz, gittiği yerden keyif almaz. Sadece ev-iş arasında dönen, tıpkı fabrika çarklarını çeviren dişlilerin bir parçası olarak sistemin içerisinde yer alanlardan biri olarak görülür. Hem büyük fabrika (toplumun dişlisi), hem de küçük fabrika (evin dişlisi) olarak değerlendirildiğinde, küçük dişli Gregor Samsa devre dışı bırakıldığında, asalak gibi yaşayanlar kendi geçimlerini kendileri sağlamayı düşünürler. Bu da sanayi toplumunda, biri devreden çıkarıldığında onun yerine geçebilecek başkalarının olduğunu gösterir. Bu, Maksim Gorki’den yansıyan bir durumdur.
    Gregor Samsa sisteme uymadığında böceğe dönüşür. Aslında Samsa bir böcektir, uyandığında böcek olduğunu fark eder. Uyanmak, fark etmek denilen durum… Samsa bir uyanış içerisine girer. Kafka’nın diğer metinleri göz önünde bulundurulduğunda eleştirilen noktalardan birisi bürokratik işler, sanayileşmenin getirmiş olduğu tempodur. Örneğin saatin durması… Gregor Samsa saati duymadığında aslında bir şeyler fark eder, kendinin farkına varır. Artık insani vasıflarından sıyrılmış bir kişiyle karşı karşıyadır. O çalışma düzeni insanı böceğe dönüştürür. İnsanlar demir kafesin içinde sıkışır. Saatlerin arasında sıkışmış bir insan… Bir kişinin bir şeye dönüştüğünü anlamak, kendisine yabancı olması, başka bir yerden bakması demektir.
    Gregor Samsa’nın kabuğunun altında kanatları vardır fakat onları kullanmak aklına gelmez. Bu simgenin altında sisteme karşı çıkabilir olduğu fakat sistemin köleleştirdiği, böcekleştirdiği insanlardan birisi olduğu ve bunu kabul edişi yatar. Kanatlarını insan olarak kullanamaz, böcekken de hiçbir şekilde kendisine bir savunma mekanizması olarak çıkartmaz. Tek korunağı kabuğudur. Sürekli yaralar alan bir kabuk… Bir diğer simge olan elma, bir düşüş nesnesidir. Varoluşçulukta insan, dünyaya atılır, düşer, sahipsizdir. Gregor Samsa, onu kıskaca alan şeylerle (bürokratik durum, kurallar, kanunlar, sanayi) sürekli çark içerisindedir fakat durumun farkında değildir. Dolayısıyla bir düşüş söz konusudur. Bu düşüşten Gregor Samsa varlığını kuramaz, birey olamaz. Sadece o çarkın içerisindeki elementlerden birisi olur. Birey olamadığı için de böcek olarak ölmeye mahkumdur. Öyküdeki diğer simgelerden birisi de kapıdır. Gregor Samsa’nın kapısı her zaman kilitlidir. Müdür geldikten sonra kapı aralanır ve bir yüzleşme gerçekleşir. Gregor Samsa böceğe dönüştükten sonra kapısını zaten kilitlemez ancak hiç kimse onun dünyasına bakmaya gelmez. Tüm kapılar kapalıdır.
    Gregor Samsa bir günah keçisi olarak görülür. Herkes ondan, onun günahlarından yararlanmaya çalışır. Kabuktan bir türlü kurtulamaz. Gregor Samsa, farklı kabuklarla örtmeye, korumaya çalışan bir kişi olarak değerlendirilebilir. Gregor Samsa’nın temel trajedisini yaşatan şey, kendisinin vücudunun bir böcek olduğunun farkında olması ancak hâlâ insani duygularla dolu olmasıdır. Gulliver’in Gezileri’nde Gulliver bir sabah uyandığında kendisini bağlı bulur. Ellerin bağlanması ile böceğe dönüşmesi aynı yere gönderme yapar.
    Gregor Samsa, zamana tutuklu yaşar. Tüm hayatını saatlere göre düzenlemesi onu tüketen bir duruma, kişiye dönüştürür. Gregor Samsa’nın odasına kiracı getirilir. Yavaş yavaş evde yerini bulamaz, böylece fiziksel varlığını da yitirir.
  • “Emek tarafından üretilen nesne, onun ürünü, artık üreticisinden bağımsız bir güç olarak, emeğe karşı yabancı bir varlık olarak dikilir… işçi kendisini işte daha fazla harcadıkça, kendine rağmen yarattığı nesneler dünyası daha güçlü hale gelir, o kendi iç dünyasında daha da yoksullaşır ve daha az kendisine ait olur” (s.122).

    “Ancak yabancılaşma sadece sonuçta değil, üretim sürecinde, üretici etkinliğin kendi içinde de ortaya çıkar… Eğer emeğin ürünü yabancılaşmaysa, üretimin kendisi etkin yabancılaşma olmak zorundadır… Emeğin nesnesinin yabancılaşması, çalışma etkinliğinin kendisindeki yabancılaşmayı adeta özetler” (s.124)

    “iş, işçiye dışsaldır. …onun doğasının bir parçası değildir; o, sonuçta yaptığı işte kendisini gerçekleştiremez; ancak kendisini inkâr eder. … Bu nedenle işçi, yalnızca boş zamanı süresince kendisini yuvasında hisseder, işte ise yuvasız hisseder” (s.124-125).

    “işte (işçi) kendisine değil, başka bir kişiye aittir” (s.125).

    “Bu, işçinin kendisinin etkinliğiyle kendisine ait olmayan yabancı bir şey olarak, etkinlikle ıstırap çekme (edilgenlik) olarak kuvvetle güçsüzlük olarak, yaratımla kuvvetten düşme olarak, işçinin kişisel fiziksel ve zihinsel enerjisi kendi kişisel yaşantısıyla…kendisine karşı yöneltilmiş, kendisinden bağımsız ve kendisine ait olmayan bir etkinlik olarak ilişkisidir” (s.126).

    “insan başka insanlardan yabancılaşır. insan, kendisiyle zıtlaştığında başka insanlarla da zıtlaşır. insanın kendi işiyle, kendi işinin ürünüyle ve kendisiyle ilişki için geçerli olan başka insanlarla ilişkisi için de geçerlidir. … Her insan başkalarından yabancılaşır… başkalarının her biri benzer şekilde insan yaşamından yabancılaşır” (s.129)