• 360 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Kitaba ilk başladığımda bütün sayfaları ilk sayfaları gibiyse yandım ben diye düşünmeme sebep olmuştu fakat yok büyük bir yanılgı yaşattı bana. Kitap mükemmeldi. Girilen her sanal warcross oyundaki farklı evrenleri okurken hiç heyecanımı kaybetmedim. Ilk defa da bir kitaptaki tahminimi on ikiden vurduğumu gördüm. Tahmin ettiğim şeyi okuduğumda büyük bir coşku ile seslice ben biliyordum dedim. O kadar yüksek sesli düşünmüş olmalıyım içerdekiler yine neyi biliyorsun dediler
    Evet hemen kitabın konusuna geçelim
    Emika küçük yaşta annesini kaybetmiş ve babasının kararı ile San Francisco'dan New York'a taşınmışlardı. Onlu yaşlarının başında babasını da kaybetmişti ve babasından geri kalan bir yığın borçla afallamıştı. Oturduğu evin kirası ve faturaları üst üste gelince bir gün çok çılgınca bir şey yapıp
    New York'ta dünyaca ünlü sanal Warcross oyunun içine sızıp ' Ani Ölüm ' güçlendiricisi çalıp satmayı planlarken, durum hic de planladığı gibi olmadı güçlendiriciyi alır almaz herkes tarafından görüldü.
    Ardından oyununun kurucusu Hideo Tanaka tarafından Tokyo'ya davet edildi. Hideo Tanaka'nın varetmiş olduğu Warcross büyük tehlikedeydi ve Emika'da maddi sıkıntılarından dolayı bu işi kabul etmişti.Daha sonra Hideo ile yakınen tanıştı.Aralarında ki bu iş konuşmaları daha sonra duygusal yakınlaşmaya doğru ilerlerdi. Oyunun ilk joker seçmelerinde sanal dünyada tavanda asılı olan silueti görmesiyle Emika daha büyük çıkmaza düşmüştü.
    Bir yanda Hideo diğer yanda Sıfır vardı.
    Hangisinin iyi hangisinin kötü olduğunu anlaması için son Warcross oyununu beklemişti. Fakat beklediği Hideo'nun farklı bir yönünü görmek değildi.
    Hiç beklemediği ise Sıfır'ın gerçek kimliği idi.
  • Ölümün, şimdiki zamanla geleceğiniz arasında dikkkatlice çizdiğiniz tüm çizgileri kesip atma gibi bir huyu vardı. Mezuniyet gününüzde babanızın yurt odanızı çiçeklerle doldurmasına giden çizgiyi.Sizin gelinliginizi tasarladığı çizgiyi.Her pazar gelecekteki evinize akşam yemeği için geldiği ve detone sesiyle söylediği şarkılarla gözlerinizden yaş gelene kadar güldüğünüz çizgiyi.Bende bu çizgilerden yüzbinlerce vardı ve bir gün bunların hepsi parçalanarak beni babamın hastane faturalarıyla, kumar borçlarıyla baş başa bırakmıştı.Ölüm bana öfkemi yönlendirebileceğim bir alan bile tanımamıştı.Yapabildiğim tek şey gökyüzüne bakakalmaktı.
  • 360 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Marie Lu'dan okuduğum ikinci kitap. Gerçekten sevdim. Yazar dünyasını kafamızda canlandırmakta bir üstad. Özellikle Emika-Chen karakterinin güçlü karakteri, mükemmeldi.

    Marie Lu'yu bu yüzden seviyorum. Kız karakterleri hep çok güçlü oluyor. Gerek June olsun, gerek Adelina.
    Kitap hiçbir şekilde sizi sıkmaz. Alın, okuyun.
  • 344 syf.
    ·3 günde·Beğendi·7/10
    Marie Lu hakkında her zaman söylediğim tek bir şey vardır. Marie Lu, hataları olduğunu kabul eden ve kendini geliştiren bir yazar. Wildcard'da da bunu gayet rahat görebiliyoruz. Kadın bu kitapta seviye değil lig atlamış resmen.

    Warcross'u Hideo'nun psikopat planı ve sıfırın şok edici (!) -tahmin edemeyen var mıydı?- gerçek kimliğinin eşliğinde bitirmiştik. Wildcard'da da hikayeye bıraktığımız yerden devam ediyor, Hideo'nun nasıl böyle bir psikopata dönüştüğünü anlamaya çalışırken bir yandan da Sasuke Tanaka'nın hikayesini öğreniyoruz. Tabii bir de dünyayı manyak Hideo'nun beyin yıkayan algoritmasından kurtarmaya çalışıyoruz ama Marie Lu bu konuyu kitabında nasıl ikincil element yaptıysa ben de bunu yorumda ikinci plana atacağım çünkü... Çünküsünü okuyunca anlayacaksınız.

    Marie Lu, ters köşe yapmayı seven bir yazar ve bu kitapta da cidden çok iyi bir ters köşe var. Bir tane de 'olmasa da olurdu' ters köşesi var ama yani cidden şapkam olsa Marie'ye çıkartırdım çünkü cidden kadın kendini aşmış ve okuyucu nasıl en iyi şekilde şaşırtacağını ve hikayenin en önemli noktasını nasıl işleyeceğini çok iyi çalışmış. Teşekkür yazısında yazar, Wildcard'la ne kadar çok uğraştığından ve kitabın onu nasıl zorladığından falan bahsetmiş. Ben kendisini tebrik ediyorum çünkü kitabı okuduğunuzda bu uğraşılmışlık hissini alıyorsunuz. Sasuke'nin hikayesi asla baştan savma bir hikaye değil. Yüzünüze soğuk su çarpacak bir tanesinden.

    Hideo hepinizin de bildiği gibi kitaptaki "kötü" karakterimizdi. Sanırım Marie Lu hariç herkes demem daha doğru olur çünkü kendisini bana Hideo ile ne yapacağından pek emim olamamış gibi geldi. Kitabın başında karakterlerimizin kesinlikle, hiçbir istisna olmaksızın karşı olduğu ve kendini kaybetmiş biri olarak yansıtılan Hideo, sonlara doğru "Yok ya, o da işte ne yapsın kardeşini arıyor. Her şey Sasuke için. İşte o aslında iyi biri niye öyle diyorsunuz." kafasında anlatılmıştı. Birden etrafındaki herkes onun yaptıklarını kafaya takmamaya başladı ve bundan daha kötüsü Hideo yaptıklarından pişman bile değildi... Marie Lu'yu hikayenin bu noktasında delicesine kınadım ve kınıyorum. İşine gelince pamuk gibi işine gelmeyince dünyanın ayarlarını bozan ve bunları asla ve asla düzgün bir mantık çerçevesinde yapmayan karakterler yazmandan bıktım artık kadın! Lütfen karakterleri temeli sağlam bir çizgide yürütmeyi de başar artık.

    Hideo dışında eski karakterlerimiz yine aynı kafalardaydı. Karakter gelişimi açısından pek bir şey görmedim onlarda. Emika da ilk kitapta nasılda burada öyleydi ve karakterle duygu açısından asla bağ kuramadım. Yine de kötü bir karakter diyemem. O asi kişiliğini ve rengarenk saçlarını seviyorum ama keşke keşke ve keşke Hideo ile aralarındaki ilişki daha başka olsaydı. Emika çok harika bir karakter olabilirdi ama yazar onun yerine Hideo'ya saçma sapan bahaneler yazmakla uğraşmış...

    Wildcard Sıfır'ın yani Sasuke'nin hikayesini anlatıyor. Ee bu noktada da hikayeye ona bağlı yeni karakterler giriyor. Bu karakterlerden favorim Jax'dı. -aka @lbardugo- Kendisi Emika'nın olmasını istediğim her şeydi ve bunun yanı sıra çok havalıydı. Jax'ın kısa bir macerasını anlatan bir novella harika olurdu çünkü üzerinde biraz daha durulursa muhteşem bir karakter olabilir kendisi. Emika ile bağ kuramamış olmama rağmen Jax ile kurdum ve çok ağladım. Canım Jax

    Kitabın iki ters köşesinden ve bunlardan birinin okuyucuyu muhteşem bir şoka sokacağından bahsetmiştim. Keşke kitabı o ters köşeyle bıraksaydı ve bir yenisini daha eklemeseydi. Bence ikinci olayı okuduğumuzda ilkinin etkisi baya azıldı ve ikincisi beni o kadar da şok etmedi. Marie Lu'nun bir gün kariyerinin en kusursuz kitabını yazacağından ve herkesi büyüleyeceğinden eminim ama o kitap Warcross veya Wildcard değil. Yine de çok yaklaştığını hissediyorum ve Marie Lu tarafından da büyülenmeye hazırım. Bir de Marie Lu'dan seri değil de tek kitaplık muhteşem bir öykü beliyorum. Bakalım bakalım gelecek yıl Efsane 4 hariç karşımıza nasıl kitaplarla çıkacak...
  • 360 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Dikkat spoiler içerir.
    Emika Chan, hackerlık yaptığı için iş bulamayan ve suçluları ödül karşılığı yakalayan bir ödül avcısıdır. Bir gün Hideo Tanaka'nın icat ettiği Warcross açılışında para kazanmak için sistemi hackler ancak yakalanır. Hideo onu işe alır. Biri, sistemine girmeye ve ona zarar vermeye çalışmaktadır ve Emika'dan onu bulmasını ister. Emika Warcross turnuvasında joker olarak aday olur ve Asher'ın takımı Anka Süvarileri onu kadrosuna katar. Hammie, Ronson, DJ Ren gibi takım arkadaşları ile turnuvaya başlar. Ren, sisteme girmeye çalışan Sıfır adlı hackerın adamıdır. Emika ve Hideo yakınlaşırlar ve Hideo, Warcross'u yapmasına sebep olan kardeşi Sasuke'nin kaybolmasını anlatır. Turnuva finalinde Sıfır planını gerçekleştirecektir ama Emika ona engel olur. Sıfır, engel olmadığını, işini yaptığını söyler ve kaybolur. Hideo, Nörolink adındaki teknoloji ile insanların duygularını kontrol edecek ve suç işlemesini engelleyecek bir yazılım geliştirmiştir. Emika bunu duyunca ondan ayrılır. Sıfır da hiç beklenmedik bir isimdir. Acaba Emika Sıfır ile Hideo'yu durduracak mıdır? Takım arkadaşları ile ilişkisi nasıl devam edecektir? Keyifle bir solukta okunan bir roman.
  • 360 syf.
    ·8 günde·Beğendi·9/10
    On yıl önce başlayan bu tutku artık bazıları için gerçekten kaçmak için bir seçenek, bazıları içinse kâr etmek için bir kaynak haline gelmişti. İki yakasını bir araya getirmek için çabalayıp duran Emika Chen bir ödül avcısı olarak çalışıyor, yasadışı olarak bahis oynayan Warcross oyuncularının peşine düşüyordu. Ancak ödül avcılığı kolay bir iş değildi, rekabet gazlaydı ve ayakta kalmak giderek zorlaşıyordu. Kolay para kazanabilmek için Emika bir risk alarak Warcross Şampiyonası'nın açılış oyununu hacklemişti; bir glitch ile oyuna sızarak istemeden de olsa kendisini oyunun ortasında bulmuş ve bir gecede herkesin konuştuğu kişi haline gelmişti.
    Tutuklanacağına neredeyse emin olan Emika, oyunun yaratıcısı, genç milyarder Hideo Tanaka'dan bir çağrı aldığında şaşkına dönmüştü: Üstelik kendisine reddedilmesi neredeyse imkansız bir teklif sunulmuştu. Bir güvenlik sorununu ortaya cikarabilmek için Hideo'nun bu seneki şampiyonada bir ajana ihtiyacı vardı ve bu iş için Emika'yı istiyordu. Hic vakit kaybetmeden Tokyo'ya götürülen Emika, kendisini her zaman hayalini kurduğu geleceğin içinde bulmuştu. Fakat kısa süre içinde Warcross evreninin düşündüğünden çok daha tehlikeli olduğunu anlayacaktı...
    Kitap hem hızlı ilerledi hem de yavaş bu kısmını tam olarak çözemedim doğrusu ancak kendini okuttuğu kesin. Konusu cidden ilgi çekici ve farklı bu yüzden benden artı puan aldı. Kitabı okuduğumu gören bir sınıf arkadaşım 2.kitabının çıkacaģını söyledi. Ben bunu araştırmadım ama kesinlikle devamı olacaktır bunun çünkü resmen yarıda kesildi kitap. Filmin daha ilk partını izlemişim gibi hissettim. Tamam olması gerektiği yerde kesti ama temel atacam diye kitaptaki olayları az tutmuş sanki. Ama güzel bir kitaptı. İkinci kitabını da alırım diye düşünüyorum. http://psikokur.com
  • 360 syf.
    ·9/10
    Selam
    Aylarca konuşulan adına lansmanlar düzenlenen, önokumaları çıkan bir kitabın yorumuyla geldim.
    Benim bu kitabı sevmeme neden olan etken anlatımın konunun, olayların işleyişininin konusunun yaratılan dünyanın karakterlerinin diğer kitaplardan farklı daha özgün bir kitap olması diyebilirim. Kitap acayip akıcı 1,5 günde bitirdim . Bu kitap bir ilk kitap .

    Normalde bilim kurgu kitapları için ilk kitap daha olaysız olur, durgun geçer, yaratılan dünya'ya alışmamız gerekir ama bu kitapta böyle bir şey yoktu . Olaylar pot pat patladı bir ara nefes almayı unuttum filan İKİNCİ KİTAP EFSANE OLUCAK .

    Karakterlere gelirsek Emika cidden okuduğum en zeki kadın karakterlerden biri . Çok sevdim ben Emika'yı . Hacker'lara her zaman bir ilgim olmuştur zaten çok havalı değiller mi yaa ? Birazcık Emika'dan bahsediyim .maddi Durumu kötü, çok fazla borcu olan harika bir hacker olmasına rağmen sabıkasındaki suçtan dolayı bu işi yapamıyor.
    Para kazanmak için polisin vakit bulamadığından yakalayamayıp başına para ödülü koyduğu suçluları yakalayıp polise teslim ediyor. Fakat bir gün borçları kapıya dayanıyor ve Emika dünyaca bilinen bir sanal gerçeklik oyunu olan Warcross u hacklemeye karar veriyor. İşte böylece başlıyor hikayemiz.
    Kitaptaki hideo ve Emika konuşmaları çok tatlıydı bence. Her iki karakterimizin de yaşadıkları olaylar çok zordu. Onlar için bir miktar üzüldüm :( 2. Kitabı cidden çok merak ediyorum. Sıfırı, sıfır ve emika'yı
    Sıfır ve Hideo'nun ilşkisini... ay ikinci kitap çıksın artık. Eğer sizde benim gibi hala okumadıysanız hemen okuyun bence.