“Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki;
bütün benliği ile dünyaya sarılan, dünyaya hırslanan, dünya için cimrilik eden kimse; ötesinde zenginlik olmayan bir fakirlikle, bitip tükenmez meşguliyetle, beraberinde hiç zenginlik olmayan hüzünle karşılaşır.”
Yüreğimizin derinliklerinde gerçekten önem taşıyan şeylere ilişkin harekete geçtiğimizde, değerli gördüğümüz istikamette yol aldığımızda, hayatta savunduğumuz şeyin ne olduğunu açıklığa kavuşturup buna uygun davrandığımızda hayatlarımız zengin, dolu ve anlamlı olacak ve güçlü bir yaşam enerjisi hissedeceğiz.
Onlara büyük zenginlik verildiğinde, kendilerini Allah’a çok sevgili zannederler fakat rızıkları daralınca Allah kendilerini zillete düşürdü zannederler. Halbuki malın, sahibinin cömertlik mi yoksa cimrilik mi göstereceğini denemek için verilen bir imtihan olduğu gerçeğini fark etmezler. Aynı şey darlık için de geçerlidir: Acaba insan sabır ve rıza mı gösterecek yoksa yeis ve acıya mı dalacak?
Bir kimse ahiret üzerine istikrarlı ve ciddi bir tefekkür içinde olmaksızın uzun zaman geçirdikçe dünya, bu kişinin kalbini yavaş yavaş ele geçirmeye ve katılaştırmaya başlar.
İbn Abbas (r.a.), bir kişi bir sıkıntıyla imtihan olduğunda bu musibette üç nimet görülebileceğini söyler. Birincisi, bu kişinin başına daha ağır bir imtihan gelebilirdi. İkincisi, bu kişinin başına gelen şey dünyasına zarar vermiştir, dinine değil. Üçüncüsü, zorluk bu fani dünyada gelmiştir, sonsuz olan ahirette değil.