İskender Pala’nın Bülbülün Kırk Şarkısı kitabını okurken şunu fark ettim: Aslında Peygamber Efendimizin hayatını çocukluğumuzdan beri biliyoruz ama bu kitap onu sadece “bilmekten” çıkarıp “hissetmeye” dönüştürüyor.
Her sayfasında gözlerim doldu. Okudukça içimde tarif edemediğim bir özlem oluştu. Kendime şunu sordum: İnsan görmediği, sesini duymadığı birini nasıl bu kadar özleyebilir? Ama özledim… Onun zamanında olmayı, sahabelerinden biri olabilmeyi istedim.
Onca eziyete rağmen tek isteğinin ümmeti olması, bizi görmeden sevmesi ve bu uğurda verdiği mücadele kalbime çok derin dokundu. Bu kitap benim için sadece bir okuma deneyimi olmadı; içsel bir dönüşüm oldu diyebilirim.
Benim için bu kitap, bir çıkışın başlangıcı oldu. Sadece bilgi değil, kalpte yer eden bir yolculuktu.
Söyleme Bilmesinler kitabı gönlümde çok özel bir yer edindi diyebilirim. Nurten ile Ethem benim için yeniden doğuşun hikayesi oldu. İkisinin de acıları aynı ama bunu yıllarca konuşmadan, birbirlerinin acılarını görmeden yaşamışlar.
Ve sonunda acıları sayesinde birbirlerini tanıdılar. Herkesin bir hikayesi var ama onlarınki çok daha masum, çok daha derin bir hikaye…