Uzaktaki kontrol kulesinin tepesindeki Türk bayrağı gururla dalgalanıyordu: Kırmızı bir zemin üzerine çizilmiş ay ve yıldız. Osmanlı İmparatorluğu’nun bu alameti, modern dünyada hâlâ gururla uçuşuyordu
"Bunalmış halde geçirilen günlük yaşamını herkes kendisiyle ilgili uğraşlarla dolduruyor. İnsanları düşünecek yüreği de yitiriveriyor. Yüreğini yitiren insanlar, başkalarının acısını hissedemez hale gelir. Öyle olunca da yalan söyler, insanları yaralar, güçsüzlerin üzerine basıp geçerken bile hiçbir şey hissetmez hale gelirler. Dünyada bu tür insanlar bir hayli çoğaldı.
Bütün vedalar zordur. Bütün kopuşlar öyle. Bazen olmayacak şeylere alışırız. Tutunmaya çalışırız. Sonra bir yerde omuzlarımız düşer, beceremeyeceğimizi anlarız. O vakit kesip atmak gerekir. Ya onlar gider, ya biz bırakırız. Esasında ikisi de aynı şeydir. Koparsın ve canın yanar, böyledir.
"Kaderini ne sen, ne de ben bilemeyiz. Hiçbir zaman bilemezsin! Kader her zaman akşamın sonunda bir parti gibi değildir. Bazen hayat boyunca mücadele etmekten başka bir şey değildir."