• ..."Harkle!" diye gürledi.

    Catti-brie onu yatıştırmaya çalışmamasının daha iyi olacağını biliyordu. Neler olduğuna bakmak için koridora doğru uzatılan meraklı kafalara, özür dilercesine omuz silkerek cevap verdi.

    En sonunda Harkle, üzerinde sadece bir gece entarisi ve kukuletalı bir takke, elinde ise bir mum ile birlikte kapısını açtı.

    Bruenor, Catti-brie'ı da arkasından sürükleyerek hışımla odaya daldı. "Bana bir savaş arabası yapabilir misin?"diye sordu cüce.

    "Sana bir ne?" diye esnedi Harkle, beyhude yere uykusunu dağıtmaya çalışarak. "Savaş arabası mı?"

    "Savaş arabası!" diye hırladı Bruenor. "Ateşten araba. Alustriel Hanım'ın beni buraya getirdiğindeki gibi! Ateşten bir savaş arabası!"

    "Şey", diye kekeledi Harkle. "Daha önce hiç-"

    "Yapabilir misin?" diye kükredi Bruenor, gereksiz zırvalara karşı hiç sabrı kalmayarak.

    "Evet... ııh, belki", diye ilan etti Harkle, elinden geldiğince özgüven dolu bir sesle. Aslında o büyü Alustriel'in uzmanlık alanına giriyor. Buradaki hiç kimse daha önce... Bruenor'un sinirden dolup taşan bakışlarının kendisini delip geçtiğini fark ederek sözünü yarıda kesti. Cüce çıplak topuklarından birini zemine sabitlemiş bir şekilde duruyordu. Boğumlu kollarını göğsünde kavuşmuştu ve etli butlu parmakları sabırsız bir tempo ile şişkin pazılarına vurup duruyordu.

    "Hanımla sabahleyin konuşurum", diye temin etti Harkle. "Eminim ki-"

    "Alustriel hala burada mı?" diye sözünü kesti Bruenor. "Evet, tabii", diye yanıtladı Harkle. "Birkaç gün daha burada kal-"

    "Nerede?" diye bilmek istedi Bruenor.

    "Bu koridorda."

    "Hangi oda?"

    "Seni sabahleyin onun yanına götür-" diye başladı Harkle.

    Bruenor, büyücünün gece entarisinin yakasını kavradı ve adamı cüce kafası seviyesine indirdi. Bruenor'un burnuyla da daha güçlü olduğu anlaşıldı. Zira uzun ve sivri burnunu Harkle'ınkine öyle bir bastırdı ki, adamın burnu yanaklarından birine değene kadar kıvrıldı. Bruenor gözlerini kırpmadı ve sorusunun her bir hecesini yavaşça ve belirgin bir şekilde, yani cevabı duymak istediği şekilde söyledi. "Hangi oda?"

    "Tırabzanların yanındaki yeşil kapı", diye aceleyle söyleyiverdi Harkle.

    Bruenor, büyücüye iyi kalpli bir tavırla göz kırptı ve onu serbest bıraktı. Cüce Catti-brie'a doğru arkasını döndü, kızın eğlenmiş gülümsemesine kararlı bir şekilde kafasını sallayarak karşılık verdi ve hışımla koridora çıktı.

    "Yo, gecenin bu vaktinde Alustriel Hanımı rahatsız etmemeli!" diye itiraz etti Harkle.

    Catti-brie kahkahasına engel olamadı. "O zaman onu kendin durdur!"

    Harkle, cücenin koridorda yankılanan ağır adımlarını «dinledi; Bruenor'un çıplak ayakları ahşap zemininde heyelan taşları gibi gümbürdüyordu. Catti-brie'ın önerisine "Hayır", diye cevap verdi ve yüzünde kızınki kadar geniş bir gülümseme belirdi. "Hiç sanmıyorum."
    R. A. Salvatore
    Sayfa 128 - ARKA BAHÇE YAYINCILIK
  • 448 syf.
    ·9/10
    Bu kitaba bayıldım. Tek kelime ile şahaneydi!
    Dili ağır değildi ve dünya tasvir edilirken sizi yormuyordu. Bu tür fantastik kitaplarda oradaki alışılmışın dışındaki durumlar tasvir edilirken süslü ve ağır bir anlatım seçilir bazen ama bu kitapta o yoktu. Dil basit ve sadeydi ve kendinizi sayfaların arasında kaybolmuş bir şekilde buluyorsunuz.

    Pekala kitabı bu kadar övdüm biraz da konusu ve içindekiler hakkında konuşayım.

    Alina Starkov, yetim ve asker olan kızımız, bir gün sevdiği arkadaşı zor durumdayken içindeki gücü keşfeder ve Ravka’da yaşayan özel güçlere sahip sıradan halktan olmayan Grishalardan olduğunu fark eder. Ama o normal bir Grisha değildir. Karanlıklar Efendisinin göz bebeği olacaktır. O Güneşin Elçisidir. Alina kendi gücünü tanımaya başlar ve aslında bir entrikanın içine düştüğünden habersizdir.

    Her şey tam düzeldi derken tekrar ortalık karışıyor ve siz yine şaşırıyorsunuz.

    Alina’nın bazı hareketlerine gıcık oldum ama yine de tam olması gereken kıvamda bir karakterdi. Ne de olsa başına gelenler hakkında en ufak bir fikri yoktu ve korkuyordu. Tek başınaydı ve ilgiye ihtiyacı vardı.

    Alina’nın kendisi gibi yetim dostu Malyen çok tatlıydı. Arada bir yaptığı espriler komikti ve güldürüyordu. Malyen Ravka’nın en iyi izcisiydi ve hisleriyle her şeyi bulabilirdi.

    Ve Karanlıklar Efendisi... Bu adama aşık oldum! Allah’ım öyle güzel bir karakterdi ki... Kendinden emin duruşu, güce hükmedişi, soğuk bakışlı gözleri... En favori karakterlerim arasına yıldızlı bir giriş yaptı.

    Diğer karakterler; Ivan, Genya -ki bu kadın çok güçlü ve büyüleyici-, David, Zoya ve diğerleri...

    Hepsi çok güzeldi, bu yaratılan dünya da muazzamdı. Eminim ki bu seriye bayılacaksınız.
  • 432 syf.
    ·5 günde·Beğendi·10/10
    Herkese merhaba. Öncelikle bu güzel seriyi okuduğum için çok mutluyum ve bir yandan da üzülüyorum. Üzülmemin sebebi 3 kitap ve sonuncusu bu ve bitti. Şaka maka bitti kitap. Bitmemeliydi binlerce sayfa olmalıydı ya... Diyerek üzülmemi burada sonlandırıyorum. Gölge ve kemik serisinin sonuncu kitabı çöküş ve yükseliş kitabı harika bir heyecanla devam ediyor. Neler oldu neler.. Ya neresini anlatsam nasıl anlatsam inanın bilmiyorum. Ya ilk defa bir seriye aşık oldum diyebilirim. Çok sevdim öyle böyle değil yani. Son kitap da arkadaşlar harika bir heyecanla bazı yerlerde gerilerek okuyorsunuz. Şimdi ne anlatsam spoiler olur ve spoiler vermek istemiyorum. Karakterlerimiz hep bir şekilde bir araya gelerek karanlıklar diyarını yok etmeye çalışabilcek mi? Ve karakterlerimiz amaçlarına yönelik yolculuklarında istediği şeye ulaşabilcek mi? Sorularını bırakıyorum. Okurken bazı yerlerde çıldırabilirsiniz ve hele o sonlara doğru bir olay oluyor. Sonra ben ŞOK hatta eminim okuyanlar ve okuyacaklar ŞOK olucaksınız. Ama ne Şok yani. Ama şunu bilin ki, yazarın heyecanlı kısımlarda olayları aktaramama gibi bir problemi var. Yani betimleme sıkıntısı diyebiliriz. Olayı tam yaşayacakken olay bitmiş oluyor ve ne olduğunu anlamıyorsunuz. Bundan ötürü dönüp bir kere daha okumak zorunda kaldığım kısımlar oldu. Bazıları da şaşkınlıkla dönüp okuduğum oldu. Çünkü beklemedim ve beklenmedik bir şey olunca "şaka mı bu" deyip dönüp okudum. Ama ilk kitapdaki ve sonraki karakterlerimiz arasında fark var. İnsan özlüyor yani alışıyoruz o güzel karakterlere ve sonra bambaşka bir insan oluyorlar. Ama her seye rağmen kitap harikaydı. Çok severek okudum. İyi ki de okudum. İyi ki bu güzel yazarla tanıştım. Sizde mutlaka tanışın. En kısa zamanda bu güzel seriye başlayın. TEŞEKKÜRLER LEIGH, BİZİ BÖYLE BİR DÜNYAYLA TANIŞTIRIP BÖYLE KARAKTERLERLE BAĞ KURDURDUĞUN İÇİN.
  • 484 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Yine güzel bir kitap ve güzel olacağını düşündüğüm bir incelemeyle satırlar arasındayım ..

    Bir çok kitabının yanı sıra özellikle Kardeşimin Hikayesi kitabıyla beni etkisi altına alan Livaneli'den çok çarpıcı bir kitap daha . Livaneli'nin kitaplarında aşina olduğum 'çok yönlülük' özelliğini bu kitapta çok yoğun görüyoruz . Yazar , ülkemizde kadınların yaşadığını zorluklardan Hitler dönemine , ülkemiz siyasi tarihindeki çarpıklıklardan müziğin gücü gibi bir çok farklı yöne bırakmış kalemini . Bu geçişler öyle hissettirmeden yapılmış ki tuttuğunuz nefesinizle beraber her satıra ayrı bir dikkatle çakılıp kalıyorsunuz .

    Kitabın içinde okusanız çiçekleri bile ağlatabilecek yoğunlukta Aşk var ; toplumsal çarpıklıkların neden olduğu ön yargıların oluşturduğu Nefret var ; üzeri kapatılan ve iktidarların bencilce öldürdükleri İnsanlar var ; 60-70 sene öncesinin titizlikle anlatıldığı Tarih var ; en önemlisi hikayeleri birbirine çok benzeyen zulmün katlettiği Kadınlar var ..

    Bir nefeste okunan kitap eminim bende olduğu gibi her okuru ilk sayfadan itibaren içine çekmiştir.
    Keyifli okumalar herkese ..

    SERENADE FÜR NADİA ..
  • 164 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Hepimiz yaşamışızdır.
    Okuduğumuz kitaplar da bazı cümleler kendimizi anımsatır.
    İlk kez yaşadığım ise bir kitapta çoğunlukla kendimi okumak oldu.
    Raif Efendinin o çekingen, içe dönük yüzüydüm ben.
    Maria'nın kendinden kaçan, insanlara inançsız karakteriydim.
    Okudukça şimdiler de eskisi kadar acıtmayan geçmişimi izledim.
    Okudukça kendimi buldum.

    ...

    İnsanlar hakkında hüküm vermek öyle basit ki..Neden ve niçinleri olduğunu bile düşünmeden yargılamayı o kadar çok yapıyoruz ki.
    Raif efendi de hakkında hükümler verilmiş, kimsenin görmek için çabalamadığı, sessiz benliğinde bir ruhunun olduğu düşünülmeyen karakterimiz.

    Okurken insan ilişkilerimizi sorgulatan başlangıca sahip olan eser, okudukça etkileyici bir hayat hikayesiyle birleşiyor.

    Narin ruhlara sahip olan Raif ve Marianın yaşadıkları sizi uzun süre etkileyecektir.
    Sevmenin bu kadar mı saf ve temiz olabileceğini gösterecektir eminim.

    Son satırlarını içime işleyen bir acıyla bitirdiğim kitabı, hemen her duyguyu okuyucuya yaşatmasından ötürü, geniş bir kitleye hitap edeceğinden şüphem yok. Bu sebepledir ki hala okumayanlar varsa şiddetle tavsiye ediyorum.
    ...

    İncelemelerle fikir sahibi olamazsınız, Kürk Mantolu Madonna'yı yaşamanız gerek...
  • 384 syf.
    ·3 günde·5/10
    Kitap düşündüğümden akıcı olduğundan, beklediğimden çabuk bitse de bana göre yeterli bir kitap değildi. Evet, ön yargılıydım ama biraz okuduktan sonra bu yargı ortadan kalktı ama yine de kitaba karşı elime alma isteksizliği yaşadım ama elime aldığımda da gayet iyi okuyordum. Karmaşık bir durumdu benim için. Kitapta bir şeyler eksikti, okurken önümde bir duvar var gibiydi; okuyorum ama çok az bir şey hissediyorum, olaylar çok az yeterli geliyor gibi falan.

    Birkaç kadın, sırtlarına zorla yapılan harita içerikli dövmeler ve bu dövmelerin içerdiği gizli anlamlar... Zak, harita dükkanın önünde şahit olduğu sırtı haritalı bir kadının götürülmesi ve sonrasında ortaya çıkan Marilyn adındaki ilgi çekici kadınla, bu olayların içine isteksizce çekilmesi...
    .
    Kitap da bir durum vardı, eminim ki yazar o konuda bizi şaşırtmayı amaçlamıştı ama ben, şaşırmadım; çünkü tahmin etmiştim ama üzerinde de durmamıştım. Kitaba kötü bir adam olarak Wrobleski karakterini ayarlamışlar ama okurken öyle hissetmedim. Kitaptan ister istemez daha farklı bir şeyler de bekledim sanırım, bilmiyorum. Her karakterde belli bir kayıtsızlık vardı, belki de bu da bir okuyucu olarak beni de etkiledi, bende o kayıtsızlıkla okuyuverdim. Net bir şekilde beğenmedim, diyemesem de; beğendim de diyemiyorum. Yetersizdi.
  • Dün gece ay ortadan kayboldu. Bu çok büyük bir kayıp, içim sızladı. Güzellik açısından onunla kıyas kabul edecek hiçbir süsleme yok. Daha iyi tutturulmuş olmalıydı. Keşke yeniden ortaya çıksa…

    Ama tabii ki nereye gittiğine dair hiçbir bilgi yok. Üs­telik onu kim aldıysa mutlaka saklayacaktır. Biliyorum, çünkü ben de olsam aynı şeyi yapardım. Diğer bütün konularda dürüst olabileceğime inansam da benim doğa­mın merkezinde güzele sevgi, güzele tutku var ve başka birine de ait olsa o ayı saklamayacağım konusunda bana güvenmek yanlış olurdu. Gündüz bulduğum bir aydan vazgeçebilirim, çünkü birinin beni görmesinden korka­rım ama karanlıkken bulursam, bu konuda tek kelime etmemek için bir bahane bulabileceğimden eminim. Ben ayları çok severim. Çok güzel ve romantiktirler. Keşke beş altı ayımız olsaydı. O zaman asla yatağa girmez, yosunlu kıyılarda yatarak ayları seyretmekten asla yorulmazdım.

    Yıldızlar da iyidir. Keşke birkaç tanesini saçlarıma ko­yabilseydim. Ama sanırım bunu yapamam. Ne kadar uzak olduklarını öğrenseniz şaşkınlıktan küçük dilinizi yutar­dınız. Çünkü hiç de öyle görünmüyorlar. Dün gece ilk ortaya çıktıklarında bir sopa yardımıyla onlara uzanmaya çalışsam da başaramadım. Sonra yorgunluktan bitap dü­şene kadar toprak keseklerini fırlatmaya çalıştım ama o da işe yaramadı. Solağım ve iyi atış yapamıyorum. Peşinde olmadığım bir tanesini hedeflediğimde bile diğerini vu­ramadım. Yine de yakın atışlar yapmayı başardım, çün­kü toprağın siyahlığının kırk-elli kez altın kümelerinin ortasına doğru yol aldığını gördüm. Belki de daha uzağa uzanabilseydim bir tanesini yakalayabilirdim.

    Ben de oturup biraz ağladım. Bence bu yaşım için ga­yet doğal. Dinlendikten sonra bir sepet alarak dairenin dış kenarında bir yer aramaya koyuldum. Yıldızlar orada yeryüzüne daha yakındı ve ellerimle yakalayabilirdim. Bu da daha iyi olurdu, çünkü o zaman nazik bir şekilde toplayabilir, kırmamayı başarabilirdim. Ama düşündü­ğümden daha uzaktalarmış. En sonunda vazgeçtim. O kadar yorulmuştum ki bir adım daha atacak halim yoktu. Ayaklarım ağrıyordu ve canımı acıtıyorlardı.