Ömrümüzün yalnızca belli bir yönünün bilinmesi mutluluk vericidir. Tıpkı üstünde dönüp dolaştığımız yerküre gibi, bizim de kendi devinimimizi tamamlamamız yalnızca bir günlük bir iştir ve o günün bir yarısının aydınlanması ancak diğer yarısının karanlığa boğulması şartıyla mümkündür.
Kendimi bulursam kaybediyorum, inanırsam şüphe ediyorum, eğer zaten elde etmişsem sahip olmuyorum. Gezinir gibi uyuyorum, ama uyanığım. Uyurmuş gibi uyanıyorum ve kendime ait değilim. Hayat nihayetinde upuzun bir uykusuzluktur, düşündüğümüz ve yaptığımız her şey, onu bölen, ayıltıcı sıçramalardır..
Çocukluk karanlık ve bodrum katına kapatılıp, unutulmuş küçük bir hayvan gibi devamlı inliyor. Soğuk havada buharlaşan nefesin gibi ağzından tütüyor, bazen çok küçük, bazen çok büyük geliyor. Asla tamamen uymuyor. Onu ancak üstünden eski bir deri gibi sıyrıldığı gün sakince gözden geçirebilir, ondan, atlatmış olduğun bir hastalıkmış gibi bahsedebilirsin. Çoğu yetişkinler, mutlu bir çocukluk geçirdiklerini söylerler ve buna belki kendileri inansalar da ben inanmıyorum. Bana kalırsa, sadece onu unutmayı başarmışlar.